YAŞAM 

HAZİRAN

İşte, yine geldi, adı güzel, kendi güzel haziran… Haziran ilkbaharın sonu, yazın başlangıcı yerkürenin kuzeyinde. Ama bizim Çukurova’da kışla ilkbahar, ilkbaharla yaz, yazla sonbahar iç içe geçtiğinden geçişlerden pek haberimiz olmaz. Bir sabah uyanırız ilkbahar, bir sabah bakarız yaz sıcağı. Olsun… Yine de güzel değil mi haziran… “Şu haziran sıcağında yollara düşmeliyim” dediği bir şarkısı vardı Arif Kemal’in. O şarkıyı ilk dinlediğimde ortaokuldaydım. O günden bugüne haziran deyince hep yola düşesim geldi. Yollara düşemedim. Birkaç haziranda içeri düştüm! İlk gözaltına alınmam bir haziran günüydü. Ertesi yıl yine bir gözaltı yine…

Devamını Oku
YAŞAM 

YORGUN

Sabah erken uyandı, kadın ve erkek. Kadın yorgun… Erkek yorgun… Güneş, Karaduvar taraflarından, lacivert bulutlar arasından çıkardı kıpkırmızı başını. Yüksek binaların en üst katlarında bir kırmızılık, bir ılık gölge, alt katlar henüz koyu gölgeli. Usul usul aydınlanıyor, ısınıyor şehir. Şehir yorgun… Kahvaltı masası kuruldu el çabukluğuyla. El alışkanlığıyla. Eller yorgun… Hızlıca yenildi yemekler. Pek sohbet de etmeden. Masa yorgun… Haberlere bakmak filan geçmedi akıllarından. Radyo madyo açmak, televizyon melevizyon izlemek… Salonda oturdular bir çay içimi, birkaç söz ettiler usulen. Sözler yorgun… Sokağa çıktılar; erkek bir yana, kadın bir yana. Bu…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÖNÜMÜZ YAZ

Mayıs bitmek üzere, haziran sıcak başını uzattı kapıdan. Temmuz gelmeden kavrulmaya başlarız. Temmuz, ağustos, hatta eylülde insanı çıldırtan sıcaklarla boğuşur dururuz. Gerçi sizin yaylada ev var, değil mi? Yaylaya çıkarsınız. Sizin de deniz kıyısında yazlık vardı. İki adım ötesi deniz. Terliği giy, havlunu al, hop denizdesin. Mis gibi. Sizin geçen yıl ucuza düşürdüğünüz Avrupa seyahati vardı. İsveç, Norveç… Oradan belki Danimarka. Siz de yaz sıcaklarını öyle atlatırsınız. Siz bu sene önce Karadeniz turu, oradan Amasya, Safranbolu… “Bakalım belki bir de Afşa yaparız.” Siz zaten Datça tutkunusunuz. Siz Köyceğiz. Sizin iki…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

ŞEFTALİ BAHÇELERİNİN KEYFE ÇAĞIRAN KOKUSU

Refik Halid Karay’ın ‘Memleket Hikâyeleri’ kitabının ilk hikâyesidir, ‘Şeftali Bahçeleri’. Belki en uzun hikâyesidir! Zaman: Osmanlının son yılları… Mekân: Bir Akdeniz kasabası… Hava şartları: Sıcak… Toplumsal şartlar: Tembellik, uyuşukluk, adamsendecilik, ehli keyiflik… Hikâyede saklı en önemli ayrıntı: Hükümet konağı bahçesinde her memurun, müdürün bir eşeği var. Agâh adlı memur, kasabaya ilk geldiğinde bu sıcak havayı, insanlardaki, bilhassa bürokratlardaki, memurlardaki bu uyuşukluğu, bu adamsendeciliği, işten kaçma, bir an evvel keyfe dalma arzusunu yadırgar. O, diğer memurlar gibi olmayacaktır. Çalışkan olacaktır. Keyfe düşmeyecektir. Kasabanın kalkınması için çalışacaktır. Agâh’ın bu ideali bir süre…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

ANNEMİN EŞARBI

Bana öyle gelirdi ki annemin eşarplarında bir sihir vardır. Kimi eşarplar annemi ağlatır kimi eşarplar annemi sakinleştirir. İskender’in evinde, sofanın sağ tarafındaki soğuk odada, annemle babamın karyolasının altında, selelerde dururdu çamaşırlarımız. Annemin eşarpları karyolanın ağır döşeğinin altında… Bahçedeki iplerde kuruttuğu çamaşırları topladığı günlerde, karyolanın yanına oturur, çamaşırları katlar, selelere koyardı annem. O anlarda mutlaka “Bir gardırobumuz olaydı,” derdi, “temiz temiz katlar koyardık çamaşırı.” Benim hiç görmediğim, ablamın hayal meyal hatırladığı bir gardıroptan söz ederdi sonra. Bazı günler, Sabiha’nın evindeyken dolabın kırıldığını anlatırdı; bazı günler Temam’ın evindeyken kırıldığını, bir daha da…

Devamını Oku
POLİTİKA 

SİMİTÇİ, KAHVECİ, GAZOZCU, ÇORBACI, LİMONATACI…

Zaman su gibi akar… Sayılı gün rüzgâr gibi geçer. İşte son belediye seçimlerinin üzerinden 5 yıl geçti. Nasıl geçti? Rüzgâr gibi… İnsan, insana demiş ki: “80 yıllık ömrün nasıl geçti?” İnsan demiş ki: “Valla bir ağacın gölgesinden geçer gibi hızlı geçti.” İnsana 80 yıl, 100 yıl bile, bir ağacın gölgesinden geçmek gibi gelir, 5 yıl ne ki? * * * Geride kalan 5 yıl içinde Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkanı Vahap Seçer en çok konuşulan siyasetçilerden oldu. Sessiz kaldı, “Niye sessiz?” dediler. Konuştu, “Niye konuştu?” dediler. Ankara siyasetçilerine çattığı oldu, “Niye…

Devamını Oku
TOPLUM 

APARTMANDAKİ KOLTUK

Zihni Sabit Bey, memurluktan emekliydi ama memuriyet hayatı boyunca ticaretin dinamizminden kopmamış bir insan olduğundan, apartman yöneticiliğine de kolay ısındı. Hem hesap kitap, para tura işlerini zorlanmadan idare ediyordu hem apartmanın girişinde küçük bir odayı kendisine makam yaptığından günleri güzel geçiyordu. Masasına oturup hesap işlerine bakıyor, gazetesini okuyor, radyosunu dinliyor, arada bir kendisini ziyarete gelen konuklarından memleket havadisleri üzerine malumat alıyordu. Masadan pek kalkmıyordu, bir dosya alacağı zaman tekerlekli sandalyeyi kaydırarak raflara kadar gidiyor, aynı şekilde geri dönüyordu. Garanticiydi. Makamın boş bırakmaya gelmeyeceğini öğrenmişti memuriyet hayatı boyunca. Memlekette olan biten…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

İNSANIN ÖYKÜSÜ

İran’ın kendi devrinde namlı, güçlü bir şahı, dünyanın ve insanlığın bütün sırlarını bilen, her şeyi anlayan bir âlim olmak istermiş. İstermiş ki dünya üzerinde o zamana kadar yazılmış kaç kitap varsa hepsini okusun, öğrensin, insanlığı ve yaşamı anlasın. Fakat on binlerce kitabı okuyacak değil ya… Emir vermiş: “Danışmanlarım ne kadar kitap varsa okusunlar, özetlesinler, o özetleri kitaplara yazsınlar, bana getirsinler!” Danışmanlar, âlimler yıllarca on binlerce kitabı okumuş, o kitapları özetlemiş. On binlerce kitabın özetini içeren iki deve yükü dolusu kitap çıkmış ortaya. Şaha sunulmuş. Fakat şah bu iki deve yükü…

Devamını Oku
TOPLUM 

ASTRONOTA BAK!

İlkokul ikinci sınıftayız. Öğretmen, öğrencilere tek tek soruyor: “Büyüyünce ne olacaksın?” Öğrenciler yanıt veriyor: “Doktor.” “Mühendis.” “Mimar.” “Öğretmen.” “Hemşire.” Çocuklardan birinin vizyonu daha geniş: “Ben astronot olacağım.” O öyle der de ben durur muyum? Hemen hayalimdeki mesleği söylüyorum: “Ben de kozmonot olacağım!” Öğretmen şaşırıyor: “Kozmonot değil, astronot diyeceksin. Kozmonot, Sovyetler Birliği’nin.” “E, astronot da Amerika Birleşik Devletleri’nin…” “Olsun, sen yine de kozmonot deme. Astronot de…” Bendenizin uzay yolculuğu hevesi o gün orada kırılır, biter gider. Sonrasında hiç aklıma da gelmedi. Unutuş, o unutuş! * * * Türkiye’nin ilk astronotunun Silifkeli…

Devamını Oku
TOPLUM 

YANDI, BİTTİ, KÜL OLDU

Diyelim ki 1980’lerde yolunuz Londra’ya düştü, biraz dolaştınız şehirde, sağa sola baktınız, otobüse bindiniz, oturup bir kafede çay içtiniz, döndünüz memlekete… 36 sene sonra bugün bir kez daha gitseniz, aynı binalar, aynı meydanlar, aynı heykeller, aynı otobüsler karşılar sizi orada. Beatles’ın bir albüm kapağı fotoğrafı çekimi için kullandığı yaya geçidi bile, hâlâ yerindedir. Şehir olmak, biraz da budur çünkü. Mekân yaratmaktır… O mekânda anılar biriktirmektir… O anıları korumak için, o mekânları korumaktır. * * * Geçen aylarda görmüştüm gazetelerde, bir kızcağız, merhum babasının gezdiği şehirleri gezmiş, babasının seyrüseferini takip etmiş,…

Devamını Oku