YAŞAM 

SERSERİ YAZI

Ne çok insan, ne çok kırık dökük anıyı sürüklüyor ağır paçalarında, Mersin’in caddelerinde gezerek… Hastane Caddesi’nde, İstiklal Caddesi’nde, İnönü Bulvarı’nda, Uray Caddesi’nde, Zeytinlibahçe Caddesi’nde, adı sanı bilinmez kenar mahalle caddelerinde, sahil caddelerinde, AVM caddelerinde, ne çok insan… Doğulular, Batılılar, Kuzeyliler… Suriyeliler, onlar da Güneyliler… Limana yakın ara sokaklarda, ara sokakların karanlığına gizlenmiş barlarda beynelmilel denizciler… Ağır paçalarında ne çok kırık dökük anı, telaşsız adımlarında ne çok hayal kırıklığı, ne çok yorgunluk, ne çok umutsuzluk… * * * “Bu şehre sadece umudunu kaybetmişler gelir” demişti güngörmüş esrarkeş. “Umudu olan ne etsin…

Devamını Oku
TOPLUM 

DNA

Bugün sofrada ne var, bayım? Bebek var! Başka? Çocuk var! DNA sonucuna göre o bebeğin babası şuymuş, o çocuğun babası buymuş derken… Bir yandan çocukların, bebeklerin fotoğraflarını yayınlayabilirsiniz. Bir yandan tecavüz mağduru kadının adını, soyadını yayınlayabilir… Mağdur kadının boy boy… Ölmüş bebeğin acı acı… Hiçbir şeyden haberi olmayan, ana kucağındaki bebeğin masum masum fotoğraflarının altına; şu dünyanın iğrençliklerini, eliniz titremeden yazarsınız: “Bunun babası aslında şuymuş. Bu kadına tecavüz eden de o adammış.” Ne kadar kolay, değil mi? Kısacık yaşamına nice acılar sığan bir bebek, öldü gitti… Kardeşleri kaldı geride. Birisi…

Devamını Oku
TOPLUM 

ACI NİNNİ

Bugün canım sıkkın… Bir şiir söyleyip bitireceğim yazıyı. Buraların dağlarında geçtiği rivayet olunan bir efsane vardır. ‘Boş Beşik’ derler, bir acı efsane. Hani kısır bir kadın vardır. Bir gün bir oğlan doğurur. Murat derler adına. Bir göç yolunda, bebeği beşiğe, beşiği deveye çatmış yürürken gelin, bir kartal gelir, kapar bebeyi. Öldürür. Toros dağlarında geçtiği rivayet olunan bu efsanenin türküsü Artvin taraflarında söylenir nedense: “Uyu benim küçücüğüm/ ninni de ninni…” * Yörük kızı Müslüme. Boynunda bir dizi mavi boncuk. Boncukların ortasında bir nazarlık… Kolunda bir dizi boncuk… El örgüsü hırka giydirmişler.…

Devamını Oku
TOPLUM 

TOPLUMCA İŞLENMİŞ BİR CİNAYETİN ANATOMİSİ

İş helalleşmeye kalırsa, uzun sürer, evin yolunu bulamayız. En iyisi toptan helalleşin. Üzerine alınan alınsın… Ana konumuz helalleşme değil, merak etmeyin. Ama ille de yazının sonunda bir helalleşelim derseniz, helalleşiriz. * Konumuz bugün Ula Kerem… Tanımazsınız, sokaklarda gördüğünüz binlerce Suriyeli çocuktan biriydi. “Lan, bunlar da her yerde karşıma çıkıyor” dediğiniz çocuklar var ya, onlardan biri işte. Fakat karşınıza çıkmamış olabilir Ula Kerem. Muhtemelen lüks alışveriş merkezinde çıkmamıştır karşınıza. Marina’da, şurada burada da görmemişsinizdir. Sahilde de gördüğünüzü sanmıyorum. Nargile de içmemiştir. Viranşehir sahilinde sizi rahatsız etmemiştir. Lüks aracıyla sizi sollamamıştır. Apartmanın…

Devamını Oku
TOPLUM 

ÇİLEM

Telefon açtı, “Neredesin?” diye sordu kocasına. “Geliyorum, az kaldı” deyip telefonu kapattı herif. Eve girer girmez, “Seninle konuşacaklarım var” dedi kadına. Yatak odasına götürdü. Üstünü başını çıkardı, silahını yastığın altına koydu, kapıyı kilitledi… Kadının önüne bir valiz attı sonra. “Eşyalarını topla” dedi: “Gidiyoruz!” Şaşırdı kadın. Sordu, “Nereye?” diye. “Antalya’ya. Senle birlikte üç kadın daha olacak…” Kadın itiraz etti. “Gitmem” dedi. Niye götürmek istediğini sordu. Herif asabi, ayarsız, cüretkâr, sabıkalı. O güne dek, kim bilir kaç yumruk attığı kadına bir hamle daha yaptı. Dövecek. Çıktı üstüne, saçlarını çekti. Vurdu vuracakken… Kadın…

Devamını Oku
TOPLUM 

PORTAKAL

Rivayet odur ki Mersin’i ilk kez gören Kürt çocukları, cadde kenarlarındaki turunç ağaçlarının meyvelerini portakal sanmış… Tadınca, ağızlarını uyuşturan bir acı hissedince anlamışlar o meyvelerin portakal olmadığını. Sonra ne yapmışlar? Rivayet buraya kadar. Sonrasını bilmiyoruz. Ama rivayet değil de portakala dair bazı gerçeklerden birkaç kelam örebiliriz. Portakal, Mersin’in alametifarikası. Mersin denilince eskiler hep aynı cümleyi kurar: “Ah, ne güzeldi o eski Mersin. Portakal çiçekleri kokardı…” Portakal çiçeği var mıdır? Güzel kokar mı? Hangi mevsimde kokar? Bunlar ayrı bir gerçekçi yazının konusu, biz alametifarika üzerinden gidelim. Portakal, Mersin’in alametifarikasıdır; ama Altın…

Devamını Oku
TOPLUM 

EŞRAF

Bendeniz, 1990’lı yılların sonunda üniversite sınavlarına girdiğimde ülkedeki üniversite toplamı 50 civarındaydı. Şimdilerde 200’ü geçmiş diyorlar. En küçük vilayetlerde bile üniversite var artık. Bazı Anadolu vilayetlerinde ikişer tane, üçer tane… “Üniversitesiz vilayet kalmayacak” diye seçim sloganı kullansalarmış, haksız olmazlarmış. Maşallah, üniversitesiz vilayet, meslek yüksekokulsuz kasaba kalmadı. Türkiye gibi şark memleketlerinde niye üniversiteler açılır diye düşünürdüm, anlam veremezdim eskiden. Hani “Bu kadar üniversiteye ne gerek var?” demişliğim de olurdu. Düşündükçe, düşündükçe anladım ki Türkiye’de her şehre, her kasabaya üniversite açmak eğitimle, bilimle ilgili değil de iktisat ile ilgili daha çok. Çetin…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

KİRA

Güneş görmez, rüzgâr almaz, nem kokulu, boyasız, köhne bir ev. Nemden yeşermiş duvarlarına tırnakla yazı yazarsın, öyle yumuşak. Banyo kararmış. Tuvalet sararmış. Karo taşları yapış yapış. Kapı kulpsuz. Pencerenin kulpu kırık. Üst katın banyosu, tuvaleti de akıyor üstelik. Salonun tavanı kararmış. Bu ev çıplak haliyle öğrenciye 1500 lira. Eşyalı 2000 lira. Talep artarsa fiyat da artabilir, neden olmasın. “Yatırım amaçlı aldıydık zaten, abi” diyen birinin ne de olsa. Eşya dediğime bakma, bir kırık kanepe, bir kırık koltuk… Toz tutmuş, rengi atmış halı… Masa, sandalye mandalye… Ortada bir sehpa… Türkiye’nin iki-yüzlü…

Devamını Oku
TOPLUM 

RAKI İLE GAZETE

Rakıyla gazete arasındaki tek ilişki, rakı şişesinin gazete kâğıdına sarılmasıdır. Ötesi olmaz. Ama rakıyla gazetecilik arasındaki benzerlikleri saymakla bitiremezsiniz. Evvela, rakıyı herkes hakkıyla, hukukuyla, adabıyla içemez. Kimine ağır gelir rakı. İçince dağıtır. Sapıtır. Saçmalar. Kiminde yanılsamalar yaratır rakı. Kendini dünyanın en akıllısı sanır. En güzel, en özgün fikirlerin kendinden çıktığını düşünür. Hükümet kurar. Hükümet dağıtır. Üçüncü dünya savaşı çıkarır. Dünyayla uğraşacak hali kalmamışsa belediyelere sarar. Başkan indirir. Başkan çıkarır. Başkan olmazsa belediye meclisi atar, satar, tutar. Oyun kurar. Saçmalar. Kimini yürek yemiş gibi gözü kara yapar rakı. Kabadayı olur. Farenin…

Devamını Oku
POLİTİKA 

KORKU FİLMİ GİBİ!

Kafalarında sarık, bellerinde entari, bacaklarında şalvar, ayaklarında terlik… Saç sakal birbirine girmiş, omuzlarında silahlar asılı, lunaparkta çarpışan arabaya binerken bile silahlarını bırakmayan birtakım herifler… Onlar başkenti de aldı diye can havliyle Afganistan’dan kaçan kadınlar, çocuklar, erkekler… Neden kaçıyorlar? Taliban adlı İslamcı örgüt çünkü evvela kadınlardan başlayarak hayatı insanlar için yaşanmaz hale getiriyor. Akla, mantığa, insanın bedensel ve ruhsal bütünlüğüne, çağa uymayan kurallar, zorlamalar sokuluyor gündelik hayata. Uzuv kesmeden recme, yani taşlayarak öldürmeye kadar… Gerekçe ne? Şeriat! Ali Şeriati, “Hiçbir din, dinsizliğe karşı mücadele edilerek kurulmamıştır; dinler, dine karşı mücadele edilerek…

Devamını Oku