POLİTİKA TOPLUM 

‘BUNLAR OLCEK!..’

Evlerimiz, iş yerlerimiz başımıza yıkılmasa, şehirlerimiz yerle bir olmasa, yıllarca emek verip yaptığımız köprülerimiz, yollarımız, limanlarımız, barajlarımız, havalimanlarımız yıkılmasa deprem o kadar da kötü bir şey değil. Dünyanın varoluşunun bir gerçeği, bir gereği. * Evlerimizi, iş yerlerimizi su basmasa, şehirlerimiz su altında kalmasa, alt geçitlerde çamurlu su içinde kalıp boğulmasak sel de o kadar kötü bir şey değil aslında. O da dünyanın varoluşunun bir gerçeği, bir gereği. * Faylar kırılacak… Sular akacak… Bizim asker arkadaşı Manisalı Savaş’ın dediği gibi: “Bunlar olcek. Yapcak bişi yok!” * Dünyanın varoluş serüveninde tesadüf ettiğimiz…

Devamını Oku
POLİTİKA 

“HELAL OLMASIN!”

Leyla Erbil, ‘Tuhaf Bir Kadın’ adlı romanında Ahmet Kaptan’ı yavaş yavaş delirtir… Yavaş yavaş öldürür… “Suphi’yi kim öldürdü?” diye sıkça soran Ahmet Kaptan, ölmeden önce, hayatı boyunca tanık olduklarını ve duyduklarını hatırlar, defalarca şöyle der: “Helal olmasın!” Bizler, hepimiz, koca bir ülke, depremden beri öyleyiz. “Bizi kim öldürdü?” diye soruyoruz. Bizi kim öldürdü? Bizi kim? Ne diyordu Ahmet Kaptan: “Helal olmasın!” * * * Enkaz altında kalmış, saatlerce yardım beklemiş, enkazın altından babasına sesli mesaj atmış, sonra ölmüş bir kız çocuğunun sesini dinletti babası. Hangimiz o babanın konuşmasını sonuna kadar…

Devamını Oku
TOPLUM 

AYNI SOKAKTAYIZ

Ne güzel, tam unutmuşken depremi, o korkuyu atmışken, o tevekkülü, o kalenderliği terk edip kendi âlemimize dönmüşken… Yine hırsa düşmüş, yine para pul hesaplarına girmişken… Hani fabrika ayarlarına dönmüşken tam… Hop, bir daha salladı deprem. Şöyle beş-on saniye… Kısacık. Apartmandan hızla çıkan vatandaş, bir başka apartmandan hızla çıkan vatandaşa durumu özetledi: “Çok pis vurdu…” * * * Çok pis vurunca deprem dışarı çıkarız biz. Sokakta otururuz. Bekleriz. Neyi bekleriz? Deprem dediğin yağmur gibi, kar gibi gözlenebilen; günü, saati tahmin edilen hava olayı değil ki geleceği saati tahmin edesin de dışarıda…

Devamını Oku
TOPLUM 

AYNI OTOBÜSTEYİZ

“Bitpazarına gider mi bu otobüs abi?” dedi genç erkek. Şoför, “Gider” dedi. Başıyla “Gelin” diye işaret etti genç erkek. Durakta bekleşen genç kadınlar otobüse yöneldi. Çocuklu olan oturdu bir koltuğa. Diğerleri ayakta. * * * Bitpazarına en yakın durak Dondurmacı Halil. Şöyle böyle 15 durak var. “Bitpazarına geldik mi?” diye sordu yanındaki yaşlıca erkeğe. “Yok” dedi beriki. “Yabancı mısınız?” “Yabancıyız.” “Nereden?” “Diyarbakır. Depremzedeyiz.” “Geçmiş olsun. Kaybınız çok mu?” “Allah razı olsun. Benim aileden çok can kaybı yok. Ama mal, davar, ne var ne yok hepsi gitti. Viran oldu bizim oralar.…

Devamını Oku
POLİTİKA 

MİLLİYETPERVER

Depremin vurduğu şehirlerde insanlar öyle büyük acılar yaşadılar ki, bir milliyetçinin, bir vatanseverin bu hazin manzara karşısında duyarsız kalması, üzülmemesi mümkün değil. Fakat bizde pek öyle olmuyor. Milliyetçiler, milletin deprem bölgesinde sıkıntı çekmediğini, her şeyin yolunda olduğunu ispat etmeye, bürokrasiyi aklamaya, bürokrasiyi savunmaya çabalıyor. Milletin kendisi değil de bürokrasi önemli onlara göre. * * * Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bey mesela, depremden tam bir hafta sonra ilk açıklamasını yaptığında bile pek müteessir görünmüyordu. Öfkeliydi. Kadim şehirleri yerle bir eden ihmale, binlerce insanı saatlerce enkaz altında bırakan gecikmeye, binlerce…

Devamını Oku
POLİTİKA 

‘BOZUK DÜZENDE SAĞLAM ÇARK OLMAZ!’

Bizim ülkemizde her deprem felaketinden sonra aynı şeyi görürüz: Bir yanda hiçbir işe karışmadan ha bire konuşan, laf yetiştiren, millete din iman dersleri vermeye çalışan tarikatçılar, particiler, fanatikler… Diğer yanda soğuk demeden, zorluk demeden enkaz altında çoluk çocuğu kurtarmaya çalışan kahramanlar… Bir yanda kafasını kuma gömen, ha bire açıklama yapan, algı yaratmaya çalışan iktidar ve güç sahipleri, bürokratlar, zenginler, müesses nizamın nimetini yiyenler, tuzu kurular… Diğer yanda cebindeki son parayla yardım malzemesi alan, evindeki son eşyayı sırtlayıp yardım merkezine götüren sıradan insanlar… Bu iki gruptan biri millettir, diğeri o milleti…

Devamını Oku
EDEBİYAT TOPLUM 

BELKİ YARIN

Nâzım Hikmet, Kuvva-i Milliye Destanı’nda, Nurettin Eşfak’a şunları söyletir: “Akif inanmış adam/ büyük şair…” İroni mi yapar? “Gelecektir sana vaat ettiği günler Hakk’ın” diyen Akif’in, inanmışlığını mı sorgular ironi yaparken, büyük şairliğini mi sorgular? Bunu edebiyat tarihçileri düşünsün… Fakat Nâzım da en az Akif kadar inanmış bir dava adamı değil midir? Mesela ne der bir şiirinde: “Güzel günler göreceğiz çocuklar/ Motorları maviliklere süreceğiz/ Çocuklar inanın, inanın çocuklar/ Güzel günler göreceğiz, güneşli günler/ Motorları maviliklere süreceğiz…” * * * Biz Nâzım’a inandık, yıllar geçti, güzel günler gelmedi… Her gelen gün, bir öncekinden…

Devamını Oku
EKONOMİ POLİTİKA TOPLUM 

BİM BAM BOM!

Hayat pahalıysa, çarşı pazarda yangın varsa bunun sorumlusu siyasi iktidardır. Bu tartışmasız gerçek… Ama siyasi iktidar bunu tartışmaya açıyor ve sorumlu olarak marketleri göstermek istiyor. İktidara göre ekonomi iyi, işler tıkırında ama zincir marketler zam yapıyor! İktidarın bu lafına inanan var mı? Var elbette. İşte burası şarkının BİM noktası! * * * Peki, hedef neden BİM? Neden onca market varken, onlarca zincir market hedefteyken BİM daha çok dikkat çekiyor? Siyaset kurumu, iktidar neden BİM’i daha çok kafaya takıyor. Çünkü BİM marketleri hem “ürün veren üretici” hem “alışveriş yapan tüketici” profiliyle…

Devamını Oku
TOPLUM YAŞAM 

KABAĞIN DA BİR SAHİBİ VAR!

Covid-19’un bütün insanlığı esir aldığı günlerde, sokağa çıkma yasaklarının başladığı o yağmurlu günlerde, Mersin’de bir dere kenarında yürürken o köpekçiği düşünmüştüm. Siyah, parlak tüyleri vardı. Gözleri kapkaraydı. Ve pırıl pırıl. Avuç içi kadar bir köpekçik. Hani elini ısırsa kızmaya kıyamazsın. Havlasa kovalamaya kıyamazsın. Gelip kucağında uyusa uyandırmaya kıyamazsın. Öyle masum… * * * O köpekçiğin dört ayağını birden kesmişti insanlar. Ayaklarını kesip atmışlardı bir kenara. Fotoğrafını çekmişti gazeteciler. Ayakları kesildiği yerden bantlı… Kapkara, pırıl pırıl gözleri hüzünlü, yorgun… Birkaç gün sonra öldü. Yük mü gelmişti koca dünyaya? * * *…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

VATANDAŞ DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ GARİBAN

Rivayet odur ki, Turgut Özal bir yurt gezisine çıktığında açıkgöz, hazırcevap bir taksici, Türkiye’nin siyasal tarihine geçecek bir laf eder… Özal, kemer sıkma politikasını anlatıp “Biraz daha kemer sıkalım” deyince taksici atılır: – Sıka sıka kemerde delik kalmadı! * * * Öyle ya, vatandaş her durum ve şartta kemer sıkmaya hazır, itiraz etmez, göbeğini, karnını iyice içeri çeker, gerekirse midesini sırtına yapıştırır da… Kemerde delik sayısı az, biraz daha delik olsa biraz daha sıkacak da delik kalmayınca ne yapsın? * * * Kemer sıkma döneminden çıkalı çok oldu, Türkiye’de artık…

Devamını Oku