EDEBİYAT 

GİDEREK EKSİLİYORUZ: FÜRUZAN, MARIO LEVI…

“İnsan kendi yalnızlığına/ ve başkalarının/ yalnızlığına karşı yazar.” [1] Yazmak, yaşam serüveninin tarihe tanıklığı, taraflığıdır; hem de “Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmazsam deli olacaktım,” [2] satırlarındaki tutkuyla ve “Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?” sorusuyla Sait Faik Abasıyanık’ın… Kuşkuya yer yok: Yazmak yaşamak, hesaplaşmaktır yaşananlarla, yaşatılanlarla… Yani “çırpınıp durduğumuz bu aptallıklarla dolu yaşamda umutsuzluğa düşmemek için yazılır”. [3] Ya da “yazacaksan yaşadığın topraklarda egemenlerin bilinçlenmekten kasten yoksun bıraktığı insanlarımızın korkunç serüvenlerini yaz. Emperyalistlerin oyunlarını uygulayan politikacılara alet…

Devamını Oku
TOPLUM 

ŞİMDİLERDE AKLA VE MANTIĞA DAHA FAZLA MUHTACIZ

“Her şeyde mantık rehberiniz olsun.” – Solon “Akıl”a yabancılaşan, irrasyonel bir koordinattayız. Düşüncesizlik yaygın akıl hastalığı sanki. Okumaya, araştırmaya, itiraza uzak, kolektif bir akıl tutulmasıyla yüz yüzeyiz. Kolay mı? Gerçeği aramaktan vazgeçilen yerkürede, vicdan da bir hayalete dönüşürken kaygı, korku büyüyor, büyütülüyor. Böylelikle de korku, kaygı aklı katlederken ve sormak, itiraz etmekten uzaklaşılırken akıl dışı, yaşamı irrasyonalleştiriyor; boş inançları egemen kılıyor; hayal gücünü köreltiyor. * * * Oysa cesaret edemeyen akıl köledir; yanlışa karşı en etkin silah devrimcileştirilmiş akıldır. Çünkü gerçek akli; akli de gerçektir; “Aptalların cenneti, akıllılar için cehennemdir”…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT TOPLUM 

TUTUNAMAYANLARIN FERYADI ARABESK

“Sen mutsuz memleketim gibisin.” [1] Arabesk şarkıların en muteber söz yazarlarından Ali Tekintüre, 2 Eylül 2012’de Radikal’deki röportajında “Bugünkü müziğin temeli arabesk… Arabesk kültürü ölmez,” demişti. Galiba haklı! Popüler kültürün önemli unsurlarından biri olan arabesk, arabeskleşmiş şeylerin toplamıdır. Theodor W. Adorno’nun, “Kültür endüstrisi müziği tamamen kendi denetimine sokmayı başardı,” [2] vurgusuyla müsemma arabeskin müzik dışında, başka alanlarda da tezahürleri olduğunu biliyoruz. O, bir müzik türü olmaktan öte, hayata bakış açısı ve kültürüdür. Unutmayın: Müzik tarzı sizin ruh haliniz ve yaşam tarzınız hakkında bilgi verirken coğrafyamızın her parçasında arabeski bulmak mümkündür.…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

VİCDANI ŞİİRİNE DÂHİL ETTİ SALİH BOLAT

“Ve gece, yani şiirin zamanı./ Çünkü şiir alacakaranlıkta/ görebilen bekleyiştir.” [1] Salih Bolat ile 1970’li yılların başında, Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki –bol cıgara dumanlı– ‘Petek’ edebiyat dergisi bürosunda tanışmıştım. Onu nasıl anlatabilirim? Şairi (şiirini) anlatmaya kalkışmak zor olsa da şiirinin hakkını verendir şair, dizeleri okurlarıyla bütünleşip topluma mal olandır; tabii ki Füruğ Ferruhzad’ın “Şair olmak, insan olmaktır,” deyişini “es” geçmeden… “Dostum, tam da budur şairin işi, düşlerini yorumlayışı ve fark edişi. İnan bana, düşlerinde kapılır insan en gerçek kuruntusuna: Tüm şiir sanatı ve şairlik gerçek düş yorumculuğundan ibarettir,” [2] satırlarıyla Friedrich Nietzsche’yi……

Devamını Oku
EDEBİYAT 

İTHAKA YOLUNDA BİR SÜRGÜN

“Özgürlüğü hatırlayabilen yazarlara ihtiyacımız olacak. Şairlere, hayalperestlere, daha büyük bir gerçekliğin gerçekçilerine…” [1] Attila İlhan’ın ‘Hayat Bilgisi’ne dâhil ettiği bir sanat dalı olarak edebiyat hüneridir, başka türlü söylemektir, itiraftır, meydan okumadır. Edebiyat, bir şeye bakmak değil, onu görmektir. Görmekle de kalmayıp gördüğüne dokunabilmektir. Dokunmaktan da öteye geçip dokunduğun şeye hayat vermektir. Hayat verdikten sonra da hayatı paylaşmak, onunla bir bütün olmak, onu yaşamaktır. Edebiyat insan(lık)ı anlatma, insan(lık)a anlatma sanatıdır; insan(lık)a ayna tutmadır. Hayatın ta kendisidir edebiyat; insan(lık)ı anlama ve anlamlandırmadır; Susan Sontag’ın ifadesiyle “Edebiyat özgürlüktür!” ya da Fernando Pessoa’nun “Edebiyat…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

‘RAHATSIZ EDİCİ BİRİ’: BERTOLT BRECHT

“Ben Bertolt Brecht, kara ormanlardan/ karnında getirmiş şehre anam beni/ ama çekip gidene dek ben bu dünyadan/ çıkmayacak ormanların soğuğu içimden.” [1] “Otuz beş yaşındayım, soyluluk unvanım yok, taşınmaz malım yok, ticaretle hiç mi hiç uğraşmadım, hiç kimseyi sömürmedim” [2] diye tanımlardı kendini. Mücadeleci, baş eğmeyen bir komünistti ve “Ben de bir bilge olmak isterdim. Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir: Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı korkusuz geçirmek şiddete başvurmadan hem kötülüğe iyilikle karşılık vermek düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak bilgelik olarak kabul ediliyor. Tüm bunları yapamıyorum: Gerçekten karanlık…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

AŞKA VE HAYATA DAİR TUTKULU DİZELER

“Şiirsiz toplum eksiktir. Şiirsiz insan yalnızdır.” [1] İzmir’in Şakran 2. No’lu T-Tipi Zindanı’nda yatan Hasan Şeker’in ‘İki Acı Esinti’ [2] adlı şiir kitabı; aşka ve hayata dair tutkulu dizeleriyle çıkageldi postadan… Orhan Veli Kanık’ın “Ağlasam sesimi duyar mısınız,/ mısralarımda;/ dokunabilir misiniz/ gözyaşlarıma, ellerinizle?” [3]; Nâzım Hikmet Ran’ın “Ne güzel şey hatırlamak seni:/ ölüm ve zafer haberleri içinden,/ hapiste/ ve yaşım kırkı geçmiş iken,” [4] dizelerini anımsatan duyarlılıkla kaleme alınmış bir lahzada keyifle ve sarsılarak okuduk… * * * “Onun için…” (s.7) ithafıyla başlayan yapıt, bir yanıyla ilan-ı aşk sanki: “Sevda…

Devamını Oku
TOPLUM YAŞAM 

SUYUMUZ ISINIYORKEN…

“Biz fakirdik./ Bizde ne bağ, ne bahçe vardı,/ ama insandık…” [1] Evet, suyumuz ısınıyor! “Su korunmalıdır. Su ortak mülktür. Kimse yok etme hakkına sahip değildir. Su ikame edilemez, metalaştırılamaz” gerçeğine rağmen sürdürülemez kapitalist yıkımın icraatlarıyla yok ediliyor! Yerkürede ücretli kölelik ile metalaştırılan iktisadi yaşamın getirisi, sera gazlarının iki yüzyılda gösterdiği artışın sonucu devreye sokulan iklim kriziyle yüz yüzeyiz! Küresel ölçekte Kuzey olarak bahsettiğimiz merkez ülkelerin iklim krizindeki tarihsel sorumlulukları, Güney olarak adlandırılan çevre ülkelerinden –sosyal, ekonomik, politik, kültürel eşitsizliklerle– çok daha fazla. Örneğin özelde Güney’de, genelde ise yerkürede derinleşerek yaygınlaşan…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

“YAZMAK”TAN ANLADIĞIM

“Bir ülkede yoksulluk varsa onu yazmayan yazar, yazar değil; insan bile olamaz.” [1] “Yazmak” konusunda altını çizeceğim ilk şey, onun cüretkâr bir yüreklilik olduğudur. O da ne için mi? “Yüreklilik, tehditlere ve acılara tepki göstermenin yollarından biridir” [2] de onun için… Çok dedim, bir kez daha tekrarlayayım: Yazmak, yaratıcı bir eylemdir; bu özelliğiyle de toplumsallaşabilen/dönüşebilen hakikatin kendisidir. O bir yaşama biçimi, bir ahlaktır; sınır tanımayan özlemin taşkınlığıdır; Miguel de Cervantes’in Don Kişot’u gibi. Miguel de Cervantes’in “Kalem aklın dilidir” uyarısındaki üzere yazmak, bir eylem, serüven olmanın yanında yaşama mündemiç itirazdır,…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

ÜTOPYA KAYBINA KARŞI POLİTİK SİNEMA

“Bir mekânda yaşamak, orada izler bırakmak demektir.” [1] “Bu çağın asıl salgınının, ütopya kaybı; ütopyayı yitirip döngüye teslim olmak” olduğundan şüphe duymuyor ve bu halin en iyi özetinin de, “Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum” [2] itirafı olduğunu düşünüyorum. Kendine hapsolmuş –ütopyasız– insan(lık)ın düzen tarafından hüsnü kabul gördüğü elbette inkâr edilemeyecek bir hakikatken; “Burjuvazi hoşgörülüdür, insanları oldukları gibi sever. Çünkü onların olabileceklerinden nefret etmektedir” uyarısıyla sorunu tüm netliğiyle ortaya koyar Thedor Adorno… Beşeri var oluşumuzla sanatın tüm dallarından sinemaya böyledir bu.…

Devamını Oku