TOPLUM YAŞAM 

AŞURE

Çocukluğumun geçtiği Sivas’ın Alibaba Mahallesi’nden aklımda kalan en güzel anıların başında aşure günleri gelir. O zamanlar Alibaba, Gökçebostan ve Kolej mahallelerinde neredeyse her hanede aşure kaynatılırdı. Herkes farklı günde yaptığı için şöyle böyle bir hafta boyunca evlerden aşure eksik olmazdı. Aşure o zamanlar tabakta dağıtılmazdı. Aşure kaynatan kadınlar, aşureyi bir kovaya doldurur, ellerine de bir kepçe alıp dağıtıma çıkardı. Aşure dağıtan kadınlar, genelde her evin kapısı açık olduğu için bahçeye girer, evin kapısında kepçe ile kovaya vurur, “Komşu” diye seslenirdi. Ev sahibi kapıya gelince aşure dağıtan kadın “Bir kap ver,…

Devamını Oku
YAŞAM 

TERSE DÖNSE ŞU FELEĞİN ÇARKI

Kendi yolundan, kendi yatağından çıkıp başka mecralarda akmayı denemiş acemi ırmaklar gibiyiz çoğumuz. Şehirlerde böyle eğreti duruşumuz ondan. Birer ırmaktık. Aktık ezelden ebede gider gibi. Fakat yolumuzdan çıkınca olanlar oldu bize. Kimimiz kuruduk, kimimiz durgun su birikintisi olduk; kargılar, otlar sardı etrafımızı. Kimimizi nehirler yuttu, kimimiz göllerde boğulduk. Ondan şehirlerde böyle eğreti duruşumuz. * * * Her ırmak oysa kendi yolunda, kendi yatağında özgür değil mi? O yolun taşı, kumu, çakılı, kayası, ağacı, yosunu o ırmağı o ırmak yapan şeyler değil mi? Nice deli çaylar vardır, kayalara çarpa çarpa akar…

Devamını Oku
TOPLUM 

‘LÜKÜS HAYAT’ MÜZİKALİ Mİ, ‘SEFİLLER’ ROMANI MI?

Mersin’de kiralık ev sorununu Vahap Seçer özetledi o önceki gün. Dedi ki: “Mersin’de lüks konut var, sosyal konut yok!” Haksız mı? Yenişehir’de, Mezitli’de lüks ev furyası ‘3+1’ ile başlamıştı uzun yıllar evvel. Sonra ‘4+1’ oldu. Sonra ‘5+1’ oldu. Sonra ‘6+1’… Sonra gökdelenler modası. Havuzu zaten cabası. Gösterişli, bol reklamlı, çağdaş mimarili, peyzajlı meyzajlı evler sardı Mersin’in en güzel yerlerini. On binlerce ev yapıldı böyle. Daha on binlercesi de sırada. * * * Lüks evinden sıkılan zengin, iki yılda bir ev değiştirdi, bir başka lüks eve geçti. Zenginler istedikçe müteahhitler yaptı.…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

‘ANADOLU’YU VERMEYECEĞİZ!’

Diyelim ki uyudun, uyandın. Birkaç saat kestirdim sanıyorsun ama öyle değil. 300 sene geçmiş. Hani ‘Yedi Uyuyanlar’, zulümden kaçıp bir mağarada uykuya dalmış da 300 sene sonra uyanmış ya. Öyle işte… * * * Uyanınca ilk iş su içmek istiyorsun, uyuyan susar çünkü. Şu yanda bir dere vardı, derenin kenarında bir göze vardı, eğilip su içerdin o gözeden hani. Gözeden su içmekte mahir olduğunla övünürdün. Su çok sığ ise mesela avcunla içemezsin, elin suyun tabanındaki kuma değerse su bulanır, dakikalarca beklersin kumun tabana çökmesini, suyun durulmasını. Onun için su sığ…

Devamını Oku
EKONOMİ TOPLUM 

‘HELE BİR SOR, NİYE?’

Ekonomide temel bir kural vardır: Herkes ekonomiden anlamaz ama herkes ekonomiyi hisseder. Ne olduğunu, nasıl olduğunu, neden olduğunu bilmezsin ama evindeki, mutfağındaki yemeğin azaldığını, cebindeki paranın değer kaybettiğini hissedersin. Şaşmaz bu. Mesela, iki sene öncesine kadar 10 liraya 4 ekmek alabiliyorken bugün 10 liraya sadece bir ekmek alabildiğini hesaplarsın. Nedenini bilmezsin ama sonucunu hissedersin, ekmek 7 lira 50 kuruş oldu, 10 lira verdin, eline para üstü olarak 2 lira 50 kuruş verdiler. Markete, bakkala 50 kuruş verip yarım litre su aldığın günler aklındaysa, bugün aynı suyu 6 liraya aldığını da…

Devamını Oku
TOPLUM 

RIZA BEY

Rıza Bey, “Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten” diyerek emekliye ayrılmış, 25 senelik devlet memurluğunun ardından sakin bir hayata adım atmış bir fanidir. Kalenderdir. Sosyal sayılmaz. Ketumdur. Atadan dededen gördüğü üzere sağcıdır. Sağa oy atar. Muhafazakâr der kendine. Hükümete en az atan kanal hangisiyse onu izler. Bazen göz ucuyla muhalif kanalara da bakar ama inanması gereken bir şey olursa hükümet yanlısı medyaya inanır. * * * Tasarruf etmeyi sever Rıza Bey. Çalışmayı sever. Boş oturmayı sevmez. Bu devlete 25 sene hizmet etmiş, şeflik, müdür muavinliği yapmış emekli devlet memuru…

Devamını Oku
TOPLUM 

MEMLEKET HAVASI

Eskiden “Ne olacak bu memleketin hali?” diye sorarlardı gazetecilere. Çünkü eskiden gazetecilere az da olsa güven vardı, gazetecinin iyi kötü mürekkep yalamış insan olduğuna inanılırdı; bu bir. İnsanlar memleketin bütününde bir ıslahatın, reformun ya da devrimin mümkün olduğuna, yani memleketin toplu halde kurtulup kalkınacağına inanırlardı; bu iki. * * * Şimdi gazeteciye güven azaldı. Hem şimdilerde zaten tanınmış, zengin, iş çevrelerince dikkatle takip edilen gazeteci olmak için mürekkep yalamak yetmiyor, başka şeyler yalamak gerekiyor. İnsanlar memleketin toplu halde kurtulacağına, kalkınacağına dair inancı da gitgide azaldı. İnanç ve umut azalınca memleketin…

Devamını Oku
POLİTİKA 

CAMBAZA BAK!

AKP medyası, hükümet medyası, yandaş medya işi gücü bıraktı CHP içindeki tartışmalara odaklandı. Gündem hep CHP… Gündem hep Kılıçdar. Gitsin mi, kalsın mı? * Yıllardır CHP’nin kapısından geçmemiş, CHP mitinglerini yedi kat yabancının düğününe gelmiş gelinlik kız gibi uzaktan, ağız burun bükerek izlemiş ne kadar gazeteci varsa hepsi başımıza CHP uzmanı oldu. Gitsin mi, kalsın mı? * Öbür yanda ekmeğin 10 lira olması gündemde, et almış başını gitmiş, kiralar uçmuş, millet kiralık ev bulamıyor, ev bulabilen kirayı ödeyemiyor, bankalar sicili düzgün iş insanına bile kredi açmıyor, asgari ücret artık sadece…

Devamını Oku
POLİTİKA 

ŞARK EKSPRESİ CİNAYETİ

Agatha Christie’nin enfes polisiye romandır. Birkaç defa filme de alınmıştır. Özgün adı ‘Murder On The Orient Express’. Dilimize ‘Doğu Ekspresinde Cinayet’ olarak çevrildi ama ben “Doğu” kelimesi yerine “Şark” kelimesini kullanacağım. Bu not burada dursun, geleceğiz. * * * Kitabın ya da filmin konusunu bilmeyen var mıdır? Trende bir cinayet işlenir. Dedektif trendeki yolcuları sorgulamaya başlar. Katil kimdir? Soruşturma derinleştikçe şüpheli sayısı artar. Üstelik herkes sanki cinayetin aydınlanmasını istemiyormuş gibidir. Şüpheli ifadeler… Kaçamak ikrarlar… Çelişkiler… Gizleme çabaları… Derken dedektif ipuçlarını bulur. İpuçları üzerinden ilerler ve cinayeti çözer. Kimdir katil? Romanı…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT TOPLUM 

ORHAN PAMUK VE MERSİN KENTİ EDEBİYAT ÖDÜLÜ

1990’lı yılların ortaları… Orhan Pamuk henüz Nobel Edebiyat Ödülü almamış. O ödülü almasına şöyle böyle on sene var. Ama Türkiye’de çok popüler… Radikal gazetesi o zamanlar Radikal 2 diye bir ek çıkarıyor. O ekte, Orhan Pamuk’un bir yazısı yayımladı. İçeriği aklımda değil. Ama mealen şöyle bir sekans hatırlıyorum. Altı yaşlarındaki Orhan Pamuk, babasının arabasıyla birlikte Akdeniz’e tatile gelmektedir. Toros dağlarını aşınca beyaz bir deniz göreceğini hayal eder. Fakat gördüğü deniz ak değildir! Orada bir düş kırıklığı yaşar… (Bu not burada dursun, yazının ilerleyen bölümlerinde lazım olacak.) * * * Mersin Ticaret…

Devamını Oku