KÜLTÜR-SANAT 

CANIM ONAT!

Onat Kutlar’ın 1995 yılı başında, insani olan hiçbir şeyle bağdaştırılmasına imkân bulunmayan aşağılık bir terörist eylemle katledilmesi, o günlerde tam da kırk yıllık bir dostun, bir can dostun bu dünyadan gider olması anlamına geliyordu benim için, ama Yunus gibi, “Kalanlara selam olsun” diyemeden! Diyemeden, çünkü, The Marmara’nın kafesine konulan o menhus patlayıcının onun bu dünyadan gider olmasının habercisi olduğunu bilmiyordu ki… Hep düşünmüşümdür: The Marmara Kafe’nin girişindeki vestiyere, içinde patlamak üzere ayarlanmış bombanın bulunduğu çantayı (ya da bomba, bir paltonun cebine mi yerleştirilmişti?) asan terörist, biraz sonra ölecek olan insanlara,…

Devamını Oku
TOPLUM 

VİCDAN MÜLKÜN TEMELİDİR

Vicdanın, bugün Türk insanının başvurması gereken tek referans olduğunu düşünüyorum. Vicdan sahibi olmak ve elbette adil bir karar vermeden önce elimizi vicdanımızın üzerine koymak! Kararlarımızı vicdanımız sızlamadan vermek! Kısaca vicdansız olmamak! Belki bunlara, yeni bir deyimi eklemek de gerekiyor: Vicdanlarımız ile cüzdanlarımız arasında sıkışıp kalmamak! Ve elbette vicdanın sesini dinlemek! Gerçekten de 20’nci yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Charles Taylor, Türkçeye ‘Modern Toplumsal Tahayyüller’ (Metis Yayınları, 2005) adıyla çevrilen kitabında, Jean-Jacques Rousseau’dan yola çıkarak “Erdem mücadelesi, içimizin derinliklerine gömülmüş ve neredeyse susmuş bir sesi yeniden yakalama çabasıdır” der. Bu…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

BUDALALIĞIN KEŞFİ

Edward Said, ‘Şarkiyatçılık’ta, bilginin yozlaşmasına ve insani çabanın beyhudeliğine ilişkin ansiklopedik güldürü romanı ‘Bouvard et Pécuchet’te (Türkçeye ‘Bilirbilmezler’ adıyla çevrilmiştir), Gustave Flaubert’in, XIX. yüzyıl burjuvazisini, ‘kendi yetersizliklerinin, sıradanlıklarının acemi kurbanları haline getiren, hayal kırıklığına uğratıcı deneyimlerin’ tümünü ele aldığını belirtir: ‘Bouvard et Pécuchet’, bu iki ‘zavallı salak’, romanı Türkçeye çeviren Tahsin Yücel’in de yazdığı gibi, ‘yarı aydın’ tipinin en kötü örneğini sunarlar çoğu zaman; bilginin her türlüsünü eş değerli olarak görür, düzeysiz yapıtlarla gerçek araştırma ve düşünce yapıtlarını aynı kefeye koyar, hatta daha çok düzeysiz yapıtlardan yararlanırlar. Her şeyden önce…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

1950 KUŞAĞI ÜZERİNE NOTLAR

1950 kuşağı, aşağı yukarı aynı yaşlarda olan 1934, 1935, 1936 ve en geç 1937 doğumlu olanların bir aradalığıdır. Bizleri bir araya getiren, liseden veya fakülteden edebiyat ilgisinin arkadaşlığı oldu. Örneğin Demir Özlü’yle ben liseden arkadaştık. Adnan Özyalçıner, Kemal Özer, Konur Ertop da öyle! Erdal Öz’le Onat Kutlar’ı fakültede tanıdık. Yıl 1955. Bizim kuşak, kendi içinde türdeşliği olmayan bir kuşaktır. Örneğin Ankara’daki arkadaşlarımızı (‘Mavi’ciler) bir araya getirmede en belirgin olanla İstanbul grubunun (‘A’cılar) bir aradalık gerekçeleri arasında ciddi farklar olduğunu düşünüyorum. Dahası, İstanbul’daki 1950 kuşağının da yine kendi aralarında belirli uzaklıklar…

Devamını Oku
TOPLUM 

PARA ÜZERİNE BİR DENEME

Sabahattin Eyuboğlu ile Vedat Günyol’un birlikte çevirdikleri Plutharkos’un ‘Lykurgos’un Hayatı’na yazdığı ‘Önsöz’de Azra Erhat, Fidel Castro’nun “Gençliği paradan tiksindireceğim!” sözünü alıntılar ve şöyle sürdürür yazısını: “Ne tuhaf! Üç binyıla yakın bir zaman önce, Lykurgos diye bir adam aynı şeyi düşünmüş aşağı yukarı. Toplum düzeninin içinde paranın yalnız zararlı olacağı düşüncesiyle, demirden öylesine ağır bir para bastırmış ki ne taşınır ne saklanır!” Plutharkos, Lykurgos’un Isparta’da giriştiği devrimlerin en kışkırtıcı olanının ‘lüks ve zenginlik düşkünlüğünü ortadan kaldırmak’ olduğunu bildirir. Bunun için de insanları paradan soğutmak, paraya yabancılaştırmak gerekmektedir. Önce, altın ve gümüş…

Devamını Oku