YAŞAM 

ANNE

Çiçekleri vardı balkonunda hem de ne çiçekler: sardunyalar, şebboylar, yaz güzelleri, aslanağızları, reyhanlar, karanfiller… Hangisi en canlı veya en güzel açmışsa o, balkonun en güzel köşesine koyulurdu. Şunun güzelliğine bak kızım, deyip sular ve koklardı. Çiçeksiz ev olmaz kızım, çiçeksiz ev; kuru bir ağaca, mutsuz bir eve benzer derdi. Gittiği her yerden dikmek ve ekmek için çiçek dalları ve tohumlar getirirdi. Dalları suya koyup saksı ayarlayıncaya kadar bekletir, tohumları ise bir beze sarardı. Saksıları ise hiç değişmeyen yoğurt kaplarıydı. Gülerdik biz, biraz da dalga geçerdik. Anne: İnsanlar, bizim hangi marka…

Devamını Oku
YAŞAM 

HER ANNELİK BİR ROMANDIR

Annem babasını kaybettiğinde üç yaşındaymış. Büyük dayım dört yaşında ve küçük dayım yeni doğmuş bir bebekmiş. Anneannem, kız kardeşinin de baskısıyla, kız kardeşinin erkek kardeşiyle evlenmiş ve koşul olarak da ölen eşinden olan üç çocuğunu babaannelerine bırakmış. Babası köyün ilk okuyanı, dedesi de köyün ağası imiş. Çok varlıkla büyümüş annem; her dediği olurmuş. Ama babasız ve anasız… Bir gün, o zaman beş yaşlarındaymış, hamama gitmişler. Hamamda annesini, etrafında yeni ailesinden kadınlarla görmüş ve koşarak “Anne,” diye sarılmaya gitmiş. Anneannem suratına bir tokat atıp, “Git yanımdan” demiş… Annem, anneannemin kendilerini bırakmasını…

Devamını Oku
YAŞAM 

HIZIR HEP BİZİMLE

“Hızır yoldaşın olsun” demek ne güzel bir duadır. Kimden duysam, yardım bekleyenin endişesini paylaşır gibi hissettirir. “Hızır gibi yetişti” demek yüreğe su serptirir. Ruz-ı Hızır günümüz kutlu olsun. Orta Asya, Orta Doğu, Anadolu ve Balkanlar’da bahar ateşi yanıyor bugün! Bu ateş, kalbi titrete titrete yeni kapıları aralatacak bize. Gül dahi sevinçten kül olacak ama yeniden tomurcuklanacak. Ruhumuz da böyle olsun Hıdırellez’de. Tüm olumsuzlukları uğurlayıp yeniden gülümseyerek başlayalım bahara. Hızır ile denizlerin hâkimi İlyas buluşsun ve bezensin gelincik doğaya! Pamuktan beyaz elbiseler yeşile boyansın, toprak yüceliğini göstersin. Kalbimizde bin bir dilek,…

Devamını Oku
YAŞAM 

DELİLİK VE MUTLAK SAÇMALIK

Buruk birkaç satırdır ki karalanır sokağım; hangi aklanır taşa basmalı ve hangi paklanan çukurdan kaçmalıdır ki çünkü söylenen her sözcükten yoksun mahlûkatın kör kulaklı yalpak bir kaltak gibi dünyasında dağınıktır lahzası! “Kim kimin hırsızı ve en büyük düşmanı?” biçeminden “İnsan insanın kurdudur” biçemine oynarım, sonra puslu bir bilmece sorarım ki bu sefer yalnız göremediklerim kadar varım. Ve dalgınım, kusuruma bakmayın! Kırılmış bir kısrak porsuktan doğma porselen bebek gibi zırlar zırvalarım. Fenomenal hatalar yaşarım ve buğulanıp çıkarım zıvanadan. Tozlu enkazı gibi devinimsel bıkkınlık taşı taşırım zirveye ve diplerden taşarım yozlaşmış bir…

Devamını Oku
YAŞAM 

İÇİMDE KIRMIZI BALONLAR PATLIYOR

Kâğıdı kalemi elime almam gerektiğini bildiğim halde bunu uzun zamandır erteliyorum. Radyodan gelen müziği duymasam yine yazmayacaktım. Cızırtılı bir kanaldan klasik müzik tarzında bir melodi… Duyduğum ilk andan itibaren duygularım kabarıyor. Akıl ve mantık işlevini yitiriyor, duygular, sadece duygular dile gelmek istiyor. Ya tembelliğimden ya da mutsuzluğumdan duygularımı yine ertelemek istiyorum ama hayır böyle olmayacak, bunun da farkındayım. Yazmalı ve rahatlamalıyım. ‘Eternity and a Day’… Müziğin bana hissettirdiği karışık ruh durumlarının hangisinden başlamalıyım? Müzikle beraber bir apartmanın merdivenlerinde buluyorum kendimi, elektrikler kesik, asansör çalışmıyor. Üçüncü kata çıkıyorum, telefonun ışığı basamakları…

Devamını Oku
YAŞAM 

ANSIZIN BAHAR GELİR; TORTUSUNDA ŞİİR, KUYTUSUNDA ŞAKAYIKLAR…

Ansızın mevsim değişir; ansızın cemreler düşer dağlarına taşlarına ovalarına memleketin, ne olduğunu anlamadan bahar vurur kıyılarına ömrümüzün. Ömrümüz her gün bir bahar daha uzar, ömrümüz her gün bir çiçek daha açar. “Bu sabah da uyandım/ sağ yanım ıssızlıktı/ sol yanımdaki boşlukla selamlaştım/ gökkuşağından şakayıklar aktı/ nehrin tam kıyısıydı/ güneş doğdu doğacaktı/ göğsümdeki devle boğuştum” diyen şairin baharı hangi bahardır? “Her şey geçer/ aşk da/ acı da geçer/ ağlamaklı bir şarkı/ ayrılıkların/ üzerinden. // Rüzgâr olur/ savrulur geçer/ sağılır/ yaldızlı bir/ sabahın ağaran/ seherinde hüznün/ bembeyaz/ güğümünden” diyen şairin baharı hangi…

Devamını Oku
YAŞAM 

HİÇLİĞE KAHKAHA

Baş ağrıtıyor düşünce. Ağır geliyor insan ve yüzler. İnsanlığın öldüğü yerde insanları ne yapayım ki? Acıya zaafım bitiriyor beni. Çirkinin estetiği. Ve yalanın hakikati. Hep iki ucu boklu değneğin döngüsel zevkleri… Hani iyiliğin içindeki kötülük ve kötülüğün içindeki iyilikti hayat? İnsanlık ölmüş müydü? Nerede? Ama ben hâlâ inanmak istiyorum. Hâlâ inanmak istiyorum umuda. Fakat mezarlık, karanlık bir kalabalık sadece… Ve kimse inanmıyor nefes aldığıma. “Ölüm!” diyorum, kimse aldırmıyor. “Biçare ruhlar,” diyorum, “özgürlüğünüz batsın”. Ve kimse beni duymuyor. Ve “Ölüm!” diyorum, çırpınıyorum. Alın, çirkinliğiniz sizin olsun. Gülüyorlar, bıyık altından… Sizi kim…

Devamını Oku
YAŞAM 

MADDESEL DÜNYANIN BİÇİMSİZ FORMLARI

Sessizlik binlerce formda yansıyor ışıktan. Yıldız sönüyor, bense doğuyorum belirsizlik karanlığının içinden dehşet dolu bir çığlıkla çarpık dünyaya. Ölümsüz tanrılarım ölümden bahsediyor bana. Saçmanın varoluşuyla dünyaya dönüyorum ışıksız geceden, gülesim geliyor. Gerçeği sindirmek istiyorum, diyorum, gücüm yetmiyor. Doğduğum vakti kestiremiyorum. Büyümeyi ve devinimi hatırlamıyorum. Suratlardan hiçlik akıyor ve şehir kendini parçalıyor. Taşlar yerine oturmuş ve oyun başlamak üzere. Oyun, oyun, oyun… Zor oyun, ve boş olun, artık ayrılmak istiyorum sahneden! Boşluğun son evresinde yaratım varoluşu hakkında kitaplar yazılıyor. İşte, saygıdeğer sahnenizdeyim ve buruşuk ve kan dolu vücudum, bilincimse kıvrak akış.…

Devamını Oku
YAŞAM 

DÜN GECE HİLALİ GÖRDÜM

Soğuk bir geceydi, dışarı çıkıp gökyüzüne baktım. Her yeni doğuşunda bana kendini gösteren hilali gördüm yine. Öyle güzel öyle zarif bir gülümsemesi vardı ki yüzünde hayran kalmamak imkânsız. Eteklerinde kızıl hareler parlarken, güçlü ışığının gölgesi gökyüzünden yeryüzüne çocuksu aydınlığını saçıyordu. Uzun süre bakmaya devam ettiğimde ise başka bir görüntünün bana sürpriz yaptığını anladım. Bana bir şeyler mi söylemeye çalışıyorsun diye sordum sesi duyulmayan kalbimden. Işıltısı yanıp söndü muziplikle. Yeni doğan ayın salıncağına oturup ayaklarını sallayan Küçük Prens’in varlığını o zaman anlayabildim. Demek bana sürprizin buydu dedim. Kalbim genişleyip içine ışıltılar…

Devamını Oku
YAŞAM 

CEMRELER CEMRESİ GÖKLERİN ALTINDA ‘ELDE KALDI NEŞE’

“Elde var hüzün” diyen şiir üstadına selam yolladık ilkin, “kahkaha kuşları”nın yaldızlı çırpınışlarından kanat yaptık kırık ruhumuza; ardından şairin “gençliğiyle” yüzleştik, “başıboş dalgalarıyla” savrulduk sahilde sağa sola, yeri göğü inlettik “tumturaklı gazelleri”yle. Acı veren hüznü gerilerde bıraktık. Tabiatın cemreler cemresi bu saatinde “Elde kaldı neşe” dedik: “Elde kaldı umut”, “Elde kaldı sevda”, “Elde kaldı yarın”… Ve “Elde kaldı gelecek”… Çok günah işledik. Bir “çağ yangını”na sebep olduk. Yandık, kavrulduk. Ve aynı soruyu sorduk kendimize sürekli: “Masum muyduk?” * * * Cemreler cemresi göklerin altında “Elde kaldı neşe” demeyi sürdürüyoruz şimdi.…

Devamını Oku