EDEBİYAT 

‘GÜZEL ÖLÜMÜN ÖYKÜSÜ’NDEN GERİYE KALAN

Bazen günümüzü öyle bir yaşarız ki en sade haliyle kahvaltımızı etmiş, kahvemizi içmiş, sevdiklerimizle birlikte sohbetin keyfini çıkarmış, uykumuz geldiğinde uyumuş, televizyonumuzu izlemiş, karnımız tok sağlığımız yerinde yatağımıza geçip tanrıya şükretmişizdir. “Tanrım, en kötü günümüz böyle olsun. Rahmetini bizden esirgeme.” Oysa bir daha yaşanılması istenilen gün, çok da özel bir gün değildir. Bazen de maddi manevi olarak diğer günlerden daha iyi hissetmemize rağmen şükretmek aklımıza bile gelmez. İki aydan fazladır evde olmanın duygusu ile geçen hafta odalara sığamıyor, nefes alamadığımı düşünüyor, bir dost sohbeti arıyordum sıcak bir bardak sütlü kahve…

Devamını Oku
ÖYKÜ 

YALNIZ BİR KADIN

Ben yalnız ve küçük dünyamda omzumda şalım seni beklediğim köşemde hayaller kurdum. Ateşler içinde bir sobanın başında ağlarken buldum kendimi çoğu kez. Mektup yazmayı denedim, cümleler boğazıma düğümlendi. Tekrar ve tekrar kurmaya çalıştığım her cümle eksile eksile anlamsız bir siteme dönüşüverdi. Ben yine ağladım. Annesini kaybetmiş bir kadının öksüzlüğünü kimseye anlatamazdım. Sana birkaç kere anlattığımı düşündüm oysa. Yanılmışım. Hâlbuki sen bana “Seni anlıyorum.” dediğinde susmamı istemişsin. Acıyı yaşamanı istememiştim, senden acıyı anlamanı beklemiştim sadece. Şimdi yanındayken mutlu olduğum hallerime kimi zaman gülüyor kimi zaman da üzülüyorum. En çok da gülüyorum.…

Devamını Oku
YAŞAM 

GİDEN ÖĞRENCİLERİMİN ARDINDAN VE LİMONLU ÇAY

Bir yere sığamadığım geceler öylesine çoğaldı ki… İsterdim aklımı ve kalbimi genişçe bir sofaya bırakayım. Uzun uzun, geçen ömrüme bakıp içimdeki zehri boşaltırcasına ağlayayım, ağlayayım. İnsan bazen sevdiklerinden ve kendisini sevenlerden ayrı düşer. Seven ve sevilenlerin birbirinden ayrı kaldığı süreler uzadıkça başka başka formüller üretir akıl. Unuturmuş gibi yapar sevdiklerini, mantığa bürür ayrılığı. Ben hepsini denedim. Hâlâ da deniyorum; ama bir fotoğraf çıkınca karşıma sevdiklerimle yan yana, gönlüm yerinden oynuyor, gözlerime yaşlar doluyor. Vedalara alıştığımı zanneden ben, her defasında tekrar başa sarıyorum. Her sene, her sene gidenlerin arkasından gözyaşı döküyorum.…

Devamını Oku
YAŞAM 

HANGİ TUZ?

Bir sabah uyanıp bahçeye çıktığımda güneşin sarı ışıkları henüz ortalığı kaplamamıştı. Hava henüz serin, bahçe henüz gölgeydi. Annem ve ben erken uyanmışsak muhakkak her sabah önce bahçeye çıkarız. Küçücük de olsa bahçemiz, bir iki defa tüm çiçeklerin ve ağaçların yanından geçer, dururuz. Benim göremediklerimi annem bana gösterir, annemin göremediklerini ben anneme gösteririm. Köşede açan turuncu papatyayı, çiçek veren biberi, yakında çatlayıp avuç büyüklüğünde yaprakları olacak ıhlamur ağacının kırmızı tomurlarını genelde annem haber verir. Bense toprağın yanına eğilir, gözlerimi dikkatlice gezdiririm. O serin sabah ben yine toprağın yanındaydım. Toprağın içinde birden…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

EVDE KALIRKEN EDEBİYAT, FAZLASIYLA DA ÖZLEM

Yazmak öylesine zor ki… Bir yazıya nasıl başlanır ona bile karar veremiyorum. Eskiden kelimeler, cümleler daha kolay dökülürdü dilimden. Kendimi kolaylıkla ifade edebilir, hatta ifade etmenin ötesinde edebiyat dediğimiz denizin sahillerinde dolaşırdım. Şimdiyse kafamda kocaman bir boşluk olduğunu hissediyorum. Kalbim ve zihnim fazlasıyla yorgun. Kurduğum cümleler yavan geliyor, tat alamıyorum, heyecanlı bile değilim. Galiba böyle hissetmemin nedeni, dünyanın içine düştüğü zor durum ve bu zor durumun neticesinde bizim ilkbaharı yaşayamıyor olmamız. Oysa şimdi her yer yemyeşildir. Başlarda “Evde kal” sloganı eğlenceli bile geliyordu. Şimdiyse “Evde kal” sözünü duyduğumda sinirlendiğimi fark…

Devamını Oku