YAŞAM 

DÖRT GÜNLÜK DÜNYA

Vakti kaybediyoruz. Süresi belli olan vakti… Hiç gitmeyecek gibiyiz. Sakin, koşuşturmasız. Dışarda, bizi bekleyen bilmediğimiz şehrin sesi geliyor. Sandalyemde oturmuş, loş kahvaltı salonuna bakıyorum. Masalar toplanmış, girip çıkmalar bitmiş, ayak sesleri çekilmiş, cam çatının altında dinleniyorum. Arkadaşım, yatağa bağdaş kurmuş çalışmasını temize çekiyor. Görebildiğim, bilgisayar da kırılıp tümlenen parmakları. Düşüncelerini göremiyorum. Bir an önce çıkmalıyız, demek istiyorum. Ara sokakları, meydanları, şapelleri, katedralleri eski, yeni şehri, hepsini, hepsini gezip görmeliyiz. Zaman dar. Lobide, dün gecenin gölgesiyle oturan birkaç kişi dışında kimse kalmamış. Açılır kapanır kapının dışına çıkıyoruz, şehrin içine. İyi olurdu…

Devamını Oku
YAŞAM 

MÜZİK VE DANS TERAPİ

Hepimiz doğuştan ritimle doğarız. Örneğin hangimiz rüzgârla uçan bir yaprağa özenip de onu taklit etmedi ki? Ya da hangimiz, sesini duysak da duymasak da sahile vuran dalgaların ya da gökyüzünde kayan bulutların akışında olmadı? En ufak bir melodide içimizde bir şeyler harekete geçer. Bu mutlaka dans olmak zorunda da değil; bir düşünce, duygu, ağlama veya gülümseme eylemi gibi farklı şeyler de olabilir. Çocukluktan hangi ritme alışkın gelişirsek, bedenimiz de ona alışkın bir ritim oluşturuyor. Örneğin Afrikalılar için davulun ritmi çok daha etkiliyken, Avusturya’da keman veya piyano insanları tetikleyebilir. Ben rock…

Devamını Oku
YAŞAM 

SU BULANDI!

Nesnel gerçekliklerin başkalaşması olarak tanımladığımız değişim üzerine düşünmeyenimiz yoktur sanırım. Her yeni güne bu başkalaşımın getireceğini umduğumuz güzellikleri ümit ederek başlıyoruz birçoğumuz. Özellikle son zamanlarda bu beklentilere olan inancımız zayıflasa da umutsuz yaşanmıyor dedirten kimi küçük kırıntıları avuçlarımızda biriktirmekten de geri durmuyoruz. Duygularımızdaki bu çalkantıların yaşanması, kimi zaman çıkmaza düşmemiz dahi değişim gerçeğinin bizdeki yansımalarından. Coğrafi bir değişimin hayatlarımızı ve ruhumuzu şekillendirip değiştirmesinin etkilerini taşıdığımız şu günlerde, bütün yaşanmış olanların sorumluluğunu sırtımızda hissetmenin verdiği bir gerginlik de uzatıyor hesaplaşma sürecini. Gerçeklikler yanı başımızda dururken, kocaman bir kara parçasının başkalaşıyor olmasını…

Devamını Oku
YAŞAM 

HOŞÇA KAL

Hoşça kal, sevgilim; ben topumu alıp çıkıyorum bu oyundan. Yoruldum ve sıkıldım aynı anlamsız döngü içinde aynı kötü sonlu öyküleri yazmaktan. Sözcüklerin sustuğu, henüz canlılığın bile başlamadığı başka bir evrende bir taş olmak istiyorum. Küf rengi sevgiler, lağım kokulu öpüşmeler, acı sevişmeler, yüz karası söyleşmeler… Hepsini kör bir kuyunun içine sakladım, üstünü örttüm. Sonunun nereye varacağı belli olmayan ıssız bir patikada yol alan bir korkak düşün, sevgilim. Mırıldandığı şarkılarla kendini avutmaya çalışan bir ürkek yürek… Rüyalarında bile ele geçiremediği aşkına tutunmaya çalışan bir hayalbaz… Bir günahkâr, yalancı cennetinin kapısından kovulan……

Devamını Oku
YAŞAM 

KENDİNİ VE HAYATINI SORGULAMAK

Haydi, bugün ‘kendini ve hayatını’ eleştirme günü olsun. Açın güzel bir müzik, uzatın ayağınızı, şunları bir düşünün bakalım: – Küçükken hayal ettiğin ‘sen’ misin, hayal ettiğin yerde misin? – Yere sağlam basabilip, her şeye inat kanatlarını takıp özgürce uçabildin mi? Uçtun da kanadını kırdılar mı, yoksa uçmayı denemediğin için pişman mısın? – Kalbin, atarak seni mi yaşatmaya çalıştı, sen mi kalp atışını hissederek, şükrederek yaşadın? Yaşamak kalbin atması değil, yüreğin coşmasıysa şu ana kadar hayatta mı kaldın, gerçekten ‘yüreğinle’ mi yaşadın? Hayatının ve kendinin değerini bildin mi? – ‘Sevmek’ hep…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

KİTAPLARA DÖNÜŞEN AĞAÇLAR

Yirmili yaşlarda iki genç kız konuşuyor. Konu: “Iphone”. Nereden, nasıl, hangi şartlarda kredi alıp Iphone alabileceklerini konuşuyorlar. Masanın sağ tarafında oturan diyor ki, “A e-ticaret sitesi alışveriş kredisi veriyor, oradan alalım”… Diğeri, “X banka öğrencilere kredi veriyormuş, oraya başvuralım”… Tüketim deviniyor, tüketim devingen. Oyunun adı “Tüketim İyidir”. Sahnenin dört bir tarafına oyuncular dağılmış. Başroldekilerin ellerinde bu oyuncular, sanki kuklaları. Bir fenomen bir rimel öneriyor, bir diğeri bir gözlük, bir başkası bir etek. Rimel, gözlük ve etek peşinde koşan insanlar… Başka biri geliyor, “Bu kadar tükettiniz, artık biraz da geri kazanma…

Devamını Oku
YAŞAM 

TERK EDİLEN İNSAN

Ve tanrı, insanı terk etti, yapayalnız bıraktı dünyanın tam ortasında.  Yusuf’u kör kuyulara atan, Cem Sultan’ı zindanlarda çürüten, İsa’yı çarmıhta kanatan tanrı; seni, beni, hepimizi bu cehennem çukuru dünyada bırakıp gitti. “Şir’ler pençe-i kahrımdan olurken lerzan / Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek / (Arslanlar pençemin korkusundan tir tir titrerken, felek / Beni ahu gözlü bir güzele esir etti)” diyen Yavuz Sultan Selim’i aşk ateşinde yandıran tanrı değil miydi? Zifiri karanlıkta yolunu bulmaya çalışan insanoğlu; çamurlara bata çıka, çıplak ayaklarıyla kızgın kumlarda dağlanıp dikenli yollarda yaralana yaralana bir çıkış…

Devamını Oku
HABER YAŞAM 

ORMANSIZ VE SUSUZ BİR DÜNYAYA HAYIR!

TEMA Vakfı, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası ile 22 Mart Dünya Su Günü’nde, insan ve doğadaki tüm canlıların sağlıklı bir şekilde yaşamını devam ettirebilmesi ve iklim krizine bağlı kuraklığa karşı dirençli hale gelebilmesi için orman ve su varlıklarının korunması gerektiğine bir kez daha vurgu yaptı. Birleşmiş Milletler (BM), bu yıl ormanların yaşam ve insan sağlığı bakımından önemine dikkat çekmek için 21 Mart Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası’nın temasını ‘Sağlıklı İnsanlar İçin Sağlıklı Ormanlar’ olarak belirledi. Ormanların; su üretimi, iklim düzenleme, biyolojik çeşitliliği koruma, erozyonu önleme, havayı…

Devamını Oku
YAŞAM 

HER ŞEY GEÇER

Yaklaşın, size bir sır vereceğim: Her şey geçicidir. Geçer, gider, yok olur. Geride zerre kadar bir iz bile bırakmadan hiçliğin kucağına oturur.  Ne sonsuz sanılan zaferler, ne yüreklere işleyen acılar, ne de sandıklarda saklanan gözyaşları kalır. Hepsi bir gün uçar gider, fezanın sonsuz boşluğunda bir yerlere dağılır.  “Gamına gamlanıp olma mahzun/ demine demlenip olma mağrur/ ne gam bâki ne dem bâki.” Ne güzel özetlemiş Selimî! Ne mutluluk ne de gam ve keder kalıcıdır. Milyonlarca yıldır gökte yanıp sönen Güneş’in bile bir gün içindeki gazlarının söneceğini ve Güneş’in de öleceğini söylüyor…

Devamını Oku
YAŞAM 

YAZMAYACAĞIM

Dün gece bütün tanrılara yalvardım, iyi bir şeyler yazmam için, yardım etsinler diye, masamın üzerinde duran bütün müsveddeleri yırtıp yırtıp attım, kalemimi kırdım, oturdum, kalktım, yürüdüm, bağırdım, sesli sessiz düşündüm, yine fayda etmedi. Ağır günahlara aldırmadan isyan ettim aklımın parçası kutsal imgeye. İmgemden ses gelmedi. Çoğu kez böyle olurum. Ne zaman ülkemin görünmeyen kederli insanını yazmayı düşünsem, ne zaman gamdan tasadan ve hüzünden yazmaya çalışsam gelir kalemime dolanırsın, vicdansız sevgili, parmaklarıma pranga gibi takılırsın, çocuklar gibi yalvarırsın, “İnsanların acılarını yazma” diye. İşte, o an alevlenmiş anarşist duygularım sönüverir kendiliğinden ve…

Devamını Oku