TOPLUM 

MASAL

Bir varmış, bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş! Yok demesi günahmış. Yeni bir ülke doğmuş; bu ülkede tüm iyi değerleri yok edip öğüten bir sistem oluşmuş! Seveni çokmuş bu ülkenin ama bir o kadar da haini ve sevmeyeni varmış. Ülkesini sevmeyen olur mu demeyin; masal bu işte, ne hikmetse olmaz dediğin her şey oluyormuş. Doğrusu, dürüstü de varmış ama sahtekârı, yalancısı, dalkavuğu, hırsızı da çokmuş. Nerde bir güzellik var, bir estetik varsa yok etmeye azmedeni de çokmuş. Sanki sistem bunun üzerine kurulmuş! İdeolojileri buymuş! Ağaçlar hiç sevilmiyormuş bu ülkede artık; ama…

Devamını Oku
YAŞAM 

SÜHEYLA VE HİKMET

Süheyla o sabah erkence uyandı. Mısmıl uyuyamadı aslında. İçi kıpır kıpırdı. O kadar çok mutluydu ki… Mutluluğu odadan taşmış, bütün Adana’yı sarmıştı. Güzel bir gün başlıyordu. Yatağın kenarına oturdu. Karşı duvarda askıdaki gelinliğine baktı. Çok sevmişti bu gelinliği. Nişanlısı Hikmet’le birlikte modelini çok beğenmişlerdi. “Sana çok yakışacak” demişti Hikmet. Çok da yakışmıştı. Kapı açıldı, odaya ben doğduktan ve konuşmaya başladıktan sonra nene diye sarılacağım ve çok seveceğim Yaşar Yolgeçen girdi. Kızına sarıldı. Bir süre öylece kaldılar. Gözyaşları bu sarılmaya eşlik etti. Bütün bunları odanın bir köşesinden izliyordum. Sonra Mualla Teyze’m…

Devamını Oku
YAŞAM 

HAZİRAN

İşte, yine geldi, adı güzel, kendi güzel haziran… Haziran ilkbaharın sonu, yazın başlangıcı yerkürenin kuzeyinde. Ama bizim Çukurova’da kışla ilkbahar, ilkbaharla yaz, yazla sonbahar iç içe geçtiğinden geçişlerden pek haberimiz olmaz. Bir sabah uyanırız ilkbahar, bir sabah bakarız yaz sıcağı. Olsun… Yine de güzel değil mi haziran… “Şu haziran sıcağında yollara düşmeliyim” dediği bir şarkısı vardı Arif Kemal’in. O şarkıyı ilk dinlediğimde ortaokuldaydım. O günden bugüne haziran deyince hep yola düşesim geldi. Yollara düşemedim. Birkaç haziranda içeri düştüm! İlk gözaltına alınmam bir haziran günüydü. Ertesi yıl yine bir gözaltı yine…

Devamını Oku
TOPLUM 

ALTI AYLIK ARAŞTIRMAYI YENİ GİBİ YAZDILAR

Sokaklarda yaşayan köpeklere karşı iktidar medyasında başlatılan kampanya tüm hızıyla devam ediyor. Akşam, Sabah, Türkiye, Yeni Akit ve Yeni Şafak’ta neredeyse her gün birinci sayfadan, hatta çoğunlukla da manşetten yayımlanıyor köpek düşmanı haberler. Fakat arada öyle abartılı, dayanaksız ifadeler kullanılıyor ki insan okurken hayretler içinde kalıyor. Örneğin, Ankara’da bir lise öğrencisinin bacağını köpek ısırmış. Anadolu Ajansı, TRT Haber ve Global TV’de kullanılan haberde baba Hakan Tanrısever, “oğlunun asker olmak istediğini, ancak bacağında iz kalması nedeniyle askerlik mülakatından elenme ihtimali olduğunu” söylüyordu. Bacaktaki iz, neden askerliğe engel olsun ki? Bu abartılı…

Devamını Oku
PSİKOLOJİ TEKNOLOJİ TOPLUM 

PSİKİYATRİST DR. GEMINI BİRBUÇUK, “NARSİST KİŞİLİK BOZUKLUĞU”NU ANLATIYOR

Televizyon kanallarında boy gösteren çok sayıdaki Gülseren Budayıcıoğlu dizisinin etkisi ne kadardır bilmiyorum ama son zamanlarda psikoloji mevzularına merak sardım. Vakit buldukça merak ettiğim psikoloji terimlerini, konularını, vakalarını okumaya gayret ediyorum. Bu çalışmalarımın çok faydasını da gördüğümü söyleyebilirim. Şizofreni, demans gibi çok ciddi hastalıkları ve sorunları bir yana koyacak olursam yıllar içinde alıştığımız, kanıksadığımız ve –bu nedenle olsa gerek– çok da önemsemediğimiz birçok davranış şeklinin aslında psikolojik bir sorun olduğunu fark ettim. Her ne kadar internet ve Google işimi çok kolaylaştırsa da birkaç yıl öncesine kadar bu bilgilere ulaşmak hayli…

Devamını Oku
TOPLUM 

KRİZİN “KADIN HÂLİ” VE KADIN MÜCADELESİ

“Kadınların emeğini kapitalistler için çekici kılan, yalnızca daha düşük ücretli olması değil, aynı zamanda kadınların daha itaatkâr olmalarıdır.” [1] Farkında mısınız, biz kadınlar, son zamanlarda krizden daha az söz eder olduk… Arşivleri bir karıştırın, 2001, 2009 ve en son da pandemi dönemi 2020’de krizin kadınlar üzerindeki etkisi üzerine tartışmalar dolduruyordu gazete-dergi sayfalarını, ekranları, sosyal medyayı ve salonları. Sendikaların, kadın örgütlerinin başlıca gündem konusu buydu… Covid-19 pandemisinin sonu ilan edildikten sonra bu tartışmalar duruldu, kriz adeta gündemden düştü. Peki, bitti mi? Bu sorunun yanıtını vermek için ekonomi uzmanı, borsa simsarı, yatırım…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

ATATÜRK’ÜN PORTRESİNİ YAPAN İLK KADIN RESSAM / MİHRİ MÜŞFİK HANIM (1886-1954)

Mihri Müşfik Hanım’ı bugün belki pek az duyduk ama kendisi çağdaş Türk resim sanatında portreleriyle yaşadığı dönemde adından söz ettirmeyi başarabilmiş kadın ressamlarımızdan. Dönemin kadınlara ilk eğitim veren güzel sanatlar okulu olan İnas Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nin (Bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak bilinir) açılmasında mücadele veren Mihri Müşfik Hanım’ın renkli hayatına yakından bakalım istedim. Mihri Rasim adıyla da bilinen Mihri Müşfik Hanım 1886’da İstanbul’da dünyaya gözlerini açmıştır. Mihri Hanım’ın babası Rasim Paşa dönemin Tıbbiye Nazırı ve aynı zamanda Askeri Tıbbiye’de öğretmendir. Mihri Hanım ayrıca önemli kadın ressamlarımızdan olan Hale…

Devamını Oku
TOPLUM 

KÖPEK SOSYOLOJİSİ

Tanzimat modernleşmesinin, benim “asrîleşme ikonları” olarak kavramsallaştırdığım semptomları var: Üst sınıf erkekler için Fransızca konuşmak ve kadınlar için de piyano çalmak. Tanzimat, hatta Edebiyat-ı Cedide romanlarına bakıldığında görülen erkekler için Fransızcanın, kadınlar için de piyano çalmanın modernleşme kriteri olduğu görülür. ‘Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar’daki [YKY, 3. Basım, 2013] ‘Medeniyet: Parça mı, Bütün mü?’ başlıklı makalemde de belirttiğim gibi, bu bağlamda modernleşme ya da Batılılaşma ‘metonimik’ bir Batılılaşmadır: Metonimi, parçanın bütünün yerini alması, onun yerine geçmesi, onun yerini tutması demek! Fransızca konuşmak ya da piyano çalmak Batılı olmanın bir parçası…

Devamını Oku
YAŞAM 

YORGUN

Sabah erken uyandı, kadın ve erkek. Kadın yorgun… Erkek yorgun… Güneş, Karaduvar taraflarından, lacivert bulutlar arasından çıkardı kıpkırmızı başını. Yüksek binaların en üst katlarında bir kırmızılık, bir ılık gölge, alt katlar henüz koyu gölgeli. Usul usul aydınlanıyor, ısınıyor şehir. Şehir yorgun… Kahvaltı masası kuruldu el çabukluğuyla. El alışkanlığıyla. Eller yorgun… Hızlıca yenildi yemekler. Pek sohbet de etmeden. Masa yorgun… Haberlere bakmak filan geçmedi akıllarından. Radyo madyo açmak, televizyon melevizyon izlemek… Salonda oturdular bir çay içimi, birkaç söz ettiler usulen. Sözler yorgun… Sokağa çıktılar; erkek bir yana, kadın bir yana. Bu…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

GERÇEKLİK VE KURMACA BAĞLAMINDA ‘SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’

Bir edebi metni sağlıklı değerlendirmenin başat faktörlerinden biri o edebi metnin içerisinde oluştuğu dönemi ve o dönemin şartlarını iyi anlamaktan geçer. Öyle ki Emile Zola’nın ‘Germinal’ini Alsace-Lorraine bölgesinden, Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sını Petersburg’dan ve Yaşar Kemal’in eserlerini Anadolu ikliminden ve Çukurova’dan bağımsız düşünmenin/değerlendirmenin sağlıksız olacağı düşüncesini taşımaktayım. Bu bağlamdan yola çıkarak edebiyatımızda önemli bir yerde bulunan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ adlı romanını tahlil etmenin daha sağlıklı olacağının kanısındayım. Her ne kadar genel görüş ‘Huzur’ adlı romanının gölgesinde kaldığını iddia ediyor olsa da böyle düşünmenin doğru olmadığını savunanların safında…

Devamını Oku