YAŞAM 

ÖTEGEÇE

Bu mahalleye ilk kez gelmenin mahcubiyeti ve biraz da tedirginliğiyle, pencerelerinden soba borularının çıktığı oldukça yıpranmış, sağlı sollu evlerin sıralandığı bir sokağa giriyorum. Önünde plastik toplar asılı ve ahşap bir ekmek dolabının olduğu –içinde pide ekmeği vardı– bir bakkalın önünden geçiyorum. Üç çocuk kapının önünde neşeyle Zaman gazozu içiyor. Bir kasabın, bir manavın önünden yürüyorum. Tek koltuklu Berber Recai’nin ve Kuaför Yeliz’in küçücük dükkânlarının önünden geçiyorum. Daha önceleri beyaz olduğunu düşündüğüm bir kedi önümden fırlayıp karşı evin bahçesinde kayboluyor. Evlerin arasındaki küçük bahçelerden kentte duymayı özlediğim kuş sesleri geliyor. Yürüyorum.…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT YAŞAM 

GÜLE GÜLE GİT, ERKİN BABA…

Erkin Koray benim çocukluğumdu. Ben çocukken evdeki ablalarım, ağabeyim hep onu dinlerdi; onların sevinci, hüznü, isyanı, mutluluğu şarkılarıyla yaşaması tabii ki beni de etkiledi, ben de çok sevdim onu. Gençliğimde, sevgiliyi onu dinlerken düşündüm: “İnan ki senden başka/ Senden başka/ Hiç kimse yok içimde!” Aşk elimde patladı, Erkin Baba’mla isyan ettim: “Mavi boncuk taksan da/ Irmak olup aksan da/ Şahin olup uçsan da/ Sorular var kafamda/ Sevda mısın, bela mı?/ İyi misin, fena mı?/ Bilemedim bunları/ Melek misin, şeytan mı?” Ankara’da Hard Rock Kafe’de onu izlerken gitarıyla yaşadığı aşkı hepimize…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT YAŞAM 

ÇARESİ YOK BU GİDİŞLERİN

Annesi Vecihe Koray’a teşekkür ederek başlamak istiyorum. Piyano ile tanışmasına annesi sayesinde başlayan Erkin Koray, Türkiye topraklarına “Anadolu Rock” tarzını ilmek ilmek işledi. ‘Cemalim’, ‘Köprüden Geçti Gelin’ ve daha sayamayacağım birbirinden değerli türküleri rock ile harmanladı. Aynı zamanda radyo programcısı da olduğum için zihnimde binlerce şarkı, türkü vardır, zaman zaman bazılarını unuttuğum olur, açar bakarım sözlerine. Ama dün, Erkin Baba’nın vefatını duyar duymaz dillere destan olan şarkılarının sözünü tek tek söyledim kendi kendime. Bir sızı yerleşti çoğumuzun gençlik, çocukluk yıllarına, değil mi? Nerede o kör olmayasıca “çöpçüler”? Erkin Baba’nın sesini…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

‘SESLER, KOKULAR, RENKLER YANITLAR BİRBİRİNİ…’

“Bir tapınaktır doğa / (…) / Uzakta birbirine girmiş/ yankılar gibi/ Bir birlik içerisinde,/ kör karanlık ve derin,/ Geceler kadar geniş, aydınlık kadar engin/ Sesler, kokular, renkler yanıtlar birbirini…” – Charles BAUDELAIRE Üç yıl önce taşınacağımız evi gezerken salona girmeden önce koridorun solundaki küçük odayı gördüğümüzde burayı bir kütüphane yapma hayali içimde bir ışık gibi parlamıştı. Evi tutup boya ve tamir işlerine bakmaya geldiğimizde bir yorgunluk kahvesi içerken kitaplık ve kitaplardan önce odada gözümün önüne getirdiğim ilk eşya da eşime annesinden kalan ve onun genç bir kızken dokuduğu kilim olmuştu.…

Devamını Oku
YAŞAM 

TERSE DÖNSE ŞU FELEĞİN ÇARKI

Kendi yolundan, kendi yatağından çıkıp başka mecralarda akmayı denemiş acemi ırmaklar gibiyiz çoğumuz. Şehirlerde böyle eğreti duruşumuz ondan. Birer ırmaktık. Aktık ezelden ebede gider gibi. Fakat yolumuzdan çıkınca olanlar oldu bize. Kimimiz kuruduk, kimimiz durgun su birikintisi olduk; kargılar, otlar sardı etrafımızı. Kimimizi nehirler yuttu, kimimiz göllerde boğulduk. Ondan şehirlerde böyle eğreti duruşumuz. * * * Her ırmak oysa kendi yolunda, kendi yatağında özgür değil mi? O yolun taşı, kumu, çakılı, kayası, ağacı, yosunu o ırmağı o ırmak yapan şeyler değil mi? Nice deli çaylar vardır, kayalara çarpa çarpa akar…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR OTLA SÖYLEŞİ

Dün bir otla siyaset, ekonomi, memleket, yaşadığımız olaylari yani  hayat üstüne felsefi bir konuşma yaptık. Ot, evet, ot. Hani şu bağda, bahçede çiğneyip geçtiğimiz ot. “Nasıl geçiyor hayat?” “Ne olsun abi, ot gibi yaşayıp gidiyoruz işte.” “Peki, hoşnut musunuz yaşamınızdan?” “Olmaz mıyız hiç? Aşağıda toprak bizi besliyor, tepemizde güneş.” “Yani tepkisiz, asalakça bir yaşam.” “Abi, öyle deme, üzülürüm. Biz halimizden memnunuz.” “Durağan bir hayatınız var, sıkıcı olmuyor mu?” “Oluyor ama alıştık. Bize hayatın böyle olduğunu öğrettiler. Yaşayıp gidiyoruz işte.” “Nane, maydanoz, tere sizin yakın dostlarınız. Onlar gibi tezgâhlarda, yani hayatın…

Devamını Oku
YAŞAM 

GÖRÜNÜRE DAİR KÜÇÜK BİR TEORİYE DOĞRU ADIMLAR

“Her gün dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte bir imgeler ağı tarafından yeniden onaylanan bir yalnızlık. Ama onların sahteliği bir hata değil. Eğer kâr peşinde koşmak insanlığın kurtuluşunun tek yolu olarak görülürse, gelir mutlak öncelik haline gelirse o zaman var olanın itibar görmemesi, görmezden gelinmesi ve baskı altında tutulması gerekir. Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir.” – John BERGER Selam dostlar! Malum, yaz mevsimi, olmayan sosyal hayatımız da sıfırlandı! Ve bu durumda yapılacak en iyi şey edebiyata ve sanata sığınmak oluyor… İyi…

Devamını Oku
YAŞAM 

GECENİN SESSİZLİĞİNDE

Bir sen eksiktin. Kim çıkardı karşıma seni? Kim adresimi verdi sana? Ne günah işledim de kim üstüme saldı seni? Tanrının bana tuzağı mısın, ay yüzlü kadın? Zamansız çaldın yüreğimin kapısını. Sırası mıydı şimdi? Yıkıl, git karşımdan. Gözlerimi kamaştırıyor güzelliğin.  Çekil, git karşımdan, gül yüzlü kadın. Ne olur, çekil, git karşımdan. Aşka dayanamaz yüreğimin son parçacıkları. Görmüyor musun? Yorgunum, korkuyorum aşktan ve ışıktan… Rahat bırak beni ömrümün son günlerinde, mağaramda huzur içinde öleyim. Ben uyumsuz, huysuz ve ukala bir adamım. Birbirimizi üzmeyelim. Senden önce gelenler oldu. Mezara kadar dediler. Huysuzluğuma dayanamadılar.…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR GÜN BELKİ HAYATTAN…

Eski fotoğraflar beni öylesine heyecanlandırır ki. Duygulanırım. Hatta bakarken bir-iki damla gözyaşı düşer fotoğrafa. Eğer o fotoğraftaysam o anki zamana giderim. Gittim bile. Biraz önce Nuri Amca, babamın şimdiki Büyük Postane’nin karşısındaki tabela atölyesine geldi. Bir koşu gidip çay söyledim. Uzunca sohbet ettiler. Ben, karşı köşedeki –bir zamanlar Ermeni kilisesinden okula dönüştürülmüş– İstiklal İlkokulundan çıkmış, eve gitmeden önce babama uğramıştım. Zaten okuldan çıktıktan sonra babama görünmeden eve gidemezdim. Yine böyle bir gündü. Sanırım okul çıkışıydı. Üzerimde kurşuni okul kıyafeti. Beyaz yakam. Ve göğsümün sol tarafında okul arması. “O” harfinin içinde…

Devamını Oku
YAŞAM 

MASALLAR YALAN DİYE KANDIRIYORLAR BİZİ

“Masal en dürüstümüzdür; çünkü en baştan yalan olduğunu söyler size” demiş uzun zaman önce birisi. “Bir varmış bir yokmuş” diye başlar çoğu masal. “Var”dan “yok”u çıkar elde var sıfır. Zaman hiçbir zaman kurulmamış; bir guguklu saatin masalın en heyecanlı yerinde “Saat başı geldi!” diye haykırdığı görülmemiştir. Akrep yelkovana, “Peşimi rahat bırak, saatte bir beni rahatsız edip durma!” dediği de görülmemiştir. Zaman her zaman, bir o kadar da hiçbir zamandır. Masalın içindeki o minyatür insanlar, peki? Hepsi mi yalan? Siz hiç, bir üvey annenin çocuğuna kötü davrandığını gördünüz mü? Ayakkabıları kendi…

Devamını Oku