EDEBİYAT FELSEFE 

AŞK; İLAHÎ

İlahî aşkın, vahdet-i vücut ile başlayan ve Enel Hak’ka kadar giden, kimi yerde ruh ile bedeni kavga haline sokan (İnsan – Tanrı – Âlem) bir yolculuk olduğunu belirtmiştik. Yolculuk varlıktan hiçliğe doğruydu. Hiçlik, tanrı ile yek olmanın adıydı. Âdemoğlunda ise aşkta yolculuk kalpten kalbe doğrudur. Ve ruh ile beden kavga halinde değildir, ortak çıkar için hareket eder haldedir. Aşk, tarafsız bir cenk halidir ve bu cengin kaybedeni olmadığı kadar kazananı da yoktur. Nâzım Hikmet’in ‘Tahir ile Zühre Meselesi’ şiirindeki şu dizeleri hatırlayın: “Yani sen elmayı seviyorsun diye/ Elmanın da seni…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

DEMİR ÖZLÜ’YE VEDA EDERKEN

13 Şubat’ta Demir Özlü’nün vefat haberi geçerken bültenlerden, 2009’da Çukurova Üniversitesi’nin düzenlediği ‘Edebi Yaratılarda Anlatıcı’ konulu bir söyleşi geldi aklıma. Tıp Fakültesi’nin Hipokrat Salonu’ndaydı toplantı. Demir Özlü gayet sakin bir sesle edebi yaratılardaki anlatıcıyı anlattı, kendi eserlerinden örneklendirerek. Büyük salonun öndeki üç dört sırasını ancak dolduruyordu dinleyiciler ve çoğu edebiyat öğrencisiydi. Diyordu ki Demir Özlü, felsefeyi de sosyolojiyi de psikolojiyi de edebiyattan öğrenirsiniz, kuram kitaplarından daha iyi. İyi edebiyat size hayatı öğretir. Demir Özlü, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun, Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde 1961- 1962 arasında felsefe okumuş, sonra İstanbul Üniversitesi’nde…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

KIRK DÖRT YILLIK BİR DOSTLUK; LİVANELİ ANLATIMIYLA ‘YAŞAR KEMAL’

“Bir halkın büyük yazarı olmak belki mümkün de, bir halkın onuru olmak kolay değil. Yaşar Kemal bu halkın onuruydu ve insanlığın da çok büyük ustalarından birisiydi.” – Zülfü Livaneli 28 Şubat 2021. Kış mevsiminin son günü artık. Zaman ne çabuk geçiyor. Her ne kadar akıp giden zamana ayak uydurmaya çalışsak da (ya da uydurduğumuzu zannetsek de) bir yerlerde takılıp kalıyoruz. Takvimlerde bir mevsim daha biterken Yaşar Kemal’in vefatının üzerinden altı sene geçmiş… Edebiyatımızdan bir kalem daha eksik artık altı senedir. Bu eksikliği dolduran kırktan fazla eser, hakkında yazılmış çok sayıda…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

MİNİK KERTENKELE

Kocaman, tahta kasalı, lambalı bir radyomuz vardı. Radyonun arkasından çıkıp dama kadar uzanan, dama kadar uzanmakla da kalmayıp damdaki direkler arasında birkaç tur atan tel de, anten görevi görüyordu. Bu radyo, evimizin en büyük eğlencesiydi. Hele de akşamları, yemekten sonra annem çayı demler, bir bardak babama, bir bardak da kendine doldurur, getirir, ailecek radyonun başına kurulurduk. Bize akşamları çay içmek yasaktı. “Çocuklar akşamları çay içmez, altınıza işersiniz” derdi annem. Radyo tiyatroları, ‘arkası yarın’lar, yarışma programları… Artık o gün ne varsa programda, pürdikkat dinler, heyecanlanır, sevinir, üzülürdük ailecek. Annem, babam, kardeşlerim…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

MUCİZE ZAMANLAR

Bitiyor mu, ne? Evet, sanırım bitiyor. Mevsim değişiyor. Sabahtan kayganlaşmış yollarda yürümek beceri gerektiriyor. Daha dün yolda iki kişinin kayarak mabadının üzerine sert iniş yaptığını gördüm. Yollar, kaldırımlar buz tutmuş. Güneşi görünce eriyen karlar havanın ısındığının göstergesi olsa da gece vaktinde sıcaklıktaki ani düşüşler, eriyip etrafa yayılan kar sularının buz kesmesine yol açıyor. Öğleye doğru yine eriyecekler ama işte sabah saatlerinde her birimiz birer cambaza dönüşüyoruz. İşte, kızıl saçlı kadın da göründü, nihayet! Bayılıyorum bu kadına. Yine zarif, yine şık ve yine (tabii ki çok) güzel. Dizlerinin üzerinde kalan etek…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

“KÜL”LERİNDEN DOĞAN BİR GÜNLÜK: ONAT KUTLAR

“…çünkü bedenli varlığımızda hayatın alfabesini ve gramerini taşırız, ancak bu demek değildir ki kendimizde veya hayatta tamamlanmış bir anlam vardır…” – Maurice Merleau-Ponty, ‘Felsefeye Övgü’ Günlükler bir kişinin yaşamına tanıklık etmesi bakımından önemli role sahiptir. İnsan kimi zaman kimseyle paylaşamadığı duygularını açılan bir defter sayfasına paylaşır. Sadece kâğıt ve kalem şahit olur yazanın yaşadıklarına. Yaşamın her yönüyle dile getirildiği notlardır günlükler. Benim de hiç beceremediğim şeylerden biridir günlük tutmak. Öyle bir deneyimim olmadı şimdiye kadar. Ne bir anı kutusu ne de bir günlük defteri oldu hayatımda. Yazılan günlükleri okumaktan keyif…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

K/ALINTILAR

Sayfalar açılıyor, sayfalar kapanıyor. Kadınlar kendi dillerinde konuşuyor, erkekler kendi dillerinde. İyilik anlaşmaları, güzellikler, düzgün kitaplar, özenle seçilmiş kelimelerin yanında dile döküldüğünde anlamını kaybedenler, sadece bir tercüman vasıtasıyla anlaşılabilecek hikâyeler, kesip atılan harfler paylaşılıyor. Kemikleri kırılıyor kelimelerin. Kimi alçıda bekliyor aylarca. Bazen de alçıdan hiç kurtulamıyor ve kireçleniyor. Şimdilerde bunlar yaşanırken de bazıları hiç unutulmuyor. Çünkü onlar kuyuya kelimeler, dizeler atarken suyun tadını güzelleştirenler; bazen de dünyayı yerinden oynatanlar; ölseler dahi kovayı dolduranı eksik olmayanlar… Şimdi bu satırları okuduktan sonra aklınıza pek çok yazar, pek çok şair gelebilir. Benim aklıma,…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

NEDEN ÇOCUK KİTAPLARI OKUMALIYIZ?

“Yine günlerden son yaz/ yine yaşım çocuk/ yine hangi düşün kumarı bu yırtılan/ delik deşik” – Sözü ve müziği Mabel Matiz’e ait olan ‘Yaşım Çocuk’tan… ‘Yaşım Çocuk’, Çukurova Üniversitesi lisans dördüncü sınıfta Çocuk Edebiyatı dersinde proje olarak hazırlanan çocuk dergisine İpek’in verdiği isimdi aynı zamanda. Ocak ayının son günleri… Anlatılası değil yaşanası, yağmurlu İzmir günlerinden… Bir yıla yakın süredir hayatımızda var olan “pandemi” ve “kısıtlı” sözcükleriyle yaşamaya alıştığımız günler… Belki de tüm duyguları en yoğun biçimde yaşadığımız bir dönem… Kendimizle baş başa kaldığımız anlarda en çok yaptığımız şeylerden biri değil…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

AMNİYOTİK YAŞLAR

Gözyaşlarımı durduramıyordum bir türlü. Sağanak halinde, gözyaşı değil de gözseli gibi boşalıyordu. Sanki bütün acılarımı, hüzünlerimi ve tanımlayamadığım iç yakan duygularımı, kontrolsüzce akıtıyordum. Kazağım ıslandı önce. Onu pantolonum ve botum takip etti. Sırılsıklam olmuştum. Botlarıma dolmaya başlayan gözyaşlarım, etrafımda bir duvar oluşturmaya başladı. Acaba bunu bir tek ben mi görüyorum, yoksa caddedeki herkes durumun farkında mı diye bakındım. Ama gözyaşlarımdan etrafı görmem mümkün değildi. Dağılsın diye içine elimi uzattığımda zar gibi bir şeyle çevrili olduğunu fark ettim. Su, yükseldi yükseldi ve ağız hizama kadar geldi. Çevremi, içi gözyaşı dolu şeffaf…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

ÜZERİNDEN NEHİR GEÇEN KÖYÜN HİKÂYESİ

Bu, üzerinden nehir geçen bir köyün hikâyesidir. Şaşırdınız mı? Şaşırmayın. Gerçekten nehir geçerdi bu köyün üstünden. İnsanlar, nehrin azgınlığından korunmak için taşlara tutunur, öylece yaşar giderdi. Nehir durgun akardı akmasına da, ortada bir şey yokken birden azgınlaşır, deli akar, sonra durulurdu. Anlayacağınız, ne yapacağı belli olmazdı. Nehrin altında yaşayan insanlar kayalara tutuna tutuna birbirlerine zor gider gelirdi. Nehir durgunlaştığında birbirlerine seslenir, sohbete, halleşmeye gayret ederlerdi. ‘Bizim oğlan’ genellikle konuşmaz, kimseyle dertleşmez, suların akışına dalar giderdi. Adı da deliye çıkmıştı bu yüzden. Arada, hem de suların en azgın olduğu zamanlarda, bir…

Devamını Oku