TOPLUM YAŞAM 

OYSA BİZLER YALNIZCA TÜRKÜLERDE SEVDİK “KARA”YI

Ekmeğin adı “KARA” olur mu hiç? Umudun adı “KARA”? Sevginin adı “KARA”? Gözyaşının adı “KARA”? Ellerin adı “KARA” olur mu hiç? Oysa bizler yalnızca türkülerde sevdik “KARA”yı… “Karadır kaşların, ferman yazdırır”, “Kara gözlüm, ben bu elden gidersem” derken… Oysa “KARA”, hele ki bugünlerde BARTIN olmakta. Kimi yeni evli, kimi nişanlı, kimi yeni baba olduğu için; kimi ise umuda yolculuk yapmak için çeker kurayı. Her madencinin kaderidir kura çekmek… Yüzlerce metre yer altına inmek… Ekmek kapısının onun ecel kapısı olduğunu bilerek, her gün bunu yapmak ve eli yüzü kömür karasıyla gün…

Devamını Oku
YAŞAM 

İYİYDİM

İyiydim, iyiydim, hâlâ da iyiyim. Ben olmayı bıraktığımdan beri, geçmişe sırtımı dönmeyi başarabildiğimden beri iyiydim. Geçmişin her noktasına zuhur etmiş benliğimi kenara koyup yeni bir ben yaratmıştım. Evet, yarattım. Ben yarattım, ben kendimi doğurdum, ince ince işledim ruhumu. Küsmeden korkmadan bugünü çıkardım ortaya, kendi miladımı inşa ederken bir kere de olsun hikâyesiz kalacağımı, anılarımın çıplaklığını düşünmedim. Yalnız bedenime yalnız ama hayatta kalmış bir ruh hediye ettim. Yürüdüğüm tüm yollara veda ettim, yanıma aldığım kinim ve kinimin doğurduğu yarının hırsı ile yola çıktım. Tüm bu bilinmezliklere rağmen ne korkum vardı ne…

Devamını Oku
TOPLUM YAŞAM 

STETOSKOBUNU ÖMRÜNE ASANLAR

Siz hiç birine kalp masajı yaptınız mı? Gencecik bir kızı, belki sabah annesini öpüp bedeni okula, ruhu sonsuzluğa gitmeye çalışan birini; masajla bu dünyada kalmaya ikna etmeye çalıştınız mı? Ya da aslan gibi bir delikanlının mayından kalan yarısına kalp olmaya çalıştınız mı, pompaladığınız her kanın vücudundan kaybolduğunu gördükçe gözünüz monitörde, torbalarca kanı daha hızlı vücuduna göndermeye çalıştınız mı hiç? Halı saha maçına çıkıp koşarken son derece sağlıklı görünen bir oğlan çocuğunun duran kalbine dakikalarca masaj yapıp, gözünüzün önüne kendi çocuğunuzu getirerek daha hızlı, daha güçlü basıp, çocuğu Azrail’in elinden almaya…

Devamını Oku
YAŞAM 

KABUK KABUK SONBAHAR; MANDALİNA GİBİ, NAR GİBİ…

Sarı sonbahar… Yeni toparlanışlar zamanı şimdi. Süveter vakitleri mevsimin… Ruhumuz yağmur öncesi toprak kokusu eşliğinde yeni başlangıçlara çoktan hazır. Ne de hoş görünüyor gazelleri ağaçların. Sarı sarı, turuncu ve kırmızı… Tabağımızda mandalina ve nar kabukları… Damağımızda eylül ve ekimin rayihası… Her mevsim geçişinde olduğu gibi yine ayrı bir heyecan, yine ayrı bir duygu seli yüreklerde… Pardösülü ve trençkotlu fotoğraflar, ıslak kaldırım taşları ve yapraklar, sinema önlerinde bekleşen sevgililer… Kimi şemsiyeli, kimi şemsiyesiz… Kabuk kabuk soyulacak mevsimlerin de giysisi gün geçtikçe. Sonbahar; ekim sonu, kasım başı daha da bürünecek koyu renklerine.…

Devamını Oku
YAŞAM 

HAFIZANIN ÇEKMECELERİ

“Ne istersiniz benden/ bilmem ki hatıralar/ gelir gelmez sonbahar?” – Cahit Sıtkı Tarancı Hafıza ağır bir yüktür. İnsan ne zaman hatırlamaya çalışsa, anılarına tutunsa, belleğinin derinliklerine inip o kör kuyudan hatıralarını çıkarmaya koyulsa; omuzlarına büyük bir yük çöker. Beden ağırlaşır, hayat anlamsızlaşır. Gelecek ve geçmişin “şimdi”deki anlamı kaybolur. Hatırlamak bir eziyettir insana. İnsanın özgürleşmesi ve “an”da kalabilmesi için tüm yüklerinden, yani tüm kötü anılarından kurtulması gerekir. Haydi, bir söz verelim kendimize. Tüm kötü anılardan, çirkin sahnelerden, yorgun zamanlardan, ruhu çürümüş insanlardan, dili çatallı şeytanlardan kurtulalım. Sözleri zehirli, gözleri lanetli, kalpleri…

Devamını Oku
YAŞAM 

BEKLE KALBİM, ŞİMDİ SIRASI DEĞİL

1972’nin Eylül’üydü. Bir cumartesi öğleden sonrasıydı. Paris o gün yağmurluydu. Paris’e her gittiğimde yaptığım gibi yine Saint-Germain Bulvarı’ndaki Cafe de Flore’a uğramıştım. Ve onu gördüm. Romy’yi Sanırım bir mucize olmuştu. Filmlerini onlarca kez izlediğim, gazetelerden dergilerden kestiğim fotoğraflarını özenle sakladığım Romy Schneider karşımdaydı. Kalbim duracak gibi olmuştu. “Bekle kalbim, şimdi sırası değil” dedim. Cam kenarında bir masaya oturmuş, dirseklerini masaya dayamış, şarap kadehi avuçlarının arasında dalgınca, gelip geçenleri izliyordu. Hüzünlüydü sanki. Ara sıra bir yudum alıyordu şarabından. Masada yarısı içilmiş şarap şişesi duruyordu. Siyah boğazlı bir kazak giymişti, eteği griydi.…

Devamını Oku
YAŞAM 

SAYILARLA HAYAT

1 elin nesi var bilmem de 2 dilin nesi olabilir öğretti bana hayat. 2 cihan bir araya gelse olmaz ama 2 insan bir araya gelse, sizin bedeniniz gibi ruhunuzu, geçmişinizi, umutlarınızı, kariyerinizi gömebilir. 3 günlük dünya, kötü olmamalı diyenlere bir bakarsınız ki, 4 gözle düşüşünüzü bekler olmuşlar. 5 parmağın 5’i 1 olmaz ama gün gelir 1 parmak sizi gösterir de dünyanızın 6 üstüne geçer; 1 parmak sizi gösterip öyle yargılar ki, 7 düvel uğraşsa sizi aklayamaz. 9–8’lik roman havası tadında yaşamak istediğin hayatını drama çevirirler de seni 9 köyden kovdurur…

Devamını Oku
YAŞAM 

SONBAHAR NEDİR; HAZAN MI, HAZIRLIK MI?

Kimine göre en güzel mevsimdir sonbahar. Kimine göre hüzündür. Kimine göre yalnızlıktır. Kimine göre biraz yazın sıcağından, biraz kışın soğuğundan… İnsanoğlu anlamlandırmıştır mevsimleri, sonbahara da “hazan” demiştir. Oysa bilmez ki “hazırlık”a açılan kapılardan biridir. Silkinip sonbaharın gelişini izlemek gerek, hem de tüm güzelliğiyle. Eylül sonbaharın kapısını açtı ve içeri girdi. Ağaçlar yapraklarını yavaş yavaş dökmeye, kuşlar göç etmeye başladı. Cırcır böceğini bilmem ama bütün yaz çalışan karıncalar yuvalarına son erzaklarını taşımakta. Belli ki onları uzun bir kış bekliyor. Evin damlarını –eskisi gibi olmasa da– kırmızı renkle süsleyen salçaların mis kokusu…

Devamını Oku
YAŞAM 

BİR HELKE KAYNAR SU

Sanki başımdan aşağı bir helke kaynar su dökülmüş gibi hissettim kendimi fotoğrafı görünce. Mona Lisa ve Vincent van Gogh bir fotoğrafta birlikteydiler. Üstelik ona geçen doğum gününde Şanzelize’de lüks bir mağazadan aldığım yeşil elbiseyi giymişti. “Kaynar su mu, yoksa fotoğraf mı daha çok yaktı seni?” diye soracak olursanız eğer, fotoğraf çok fena yaktı yüreğimi. Yüreğimle birlikte ciğerlerim de yandı. Feleğim şaştı. Meğer bu fotoğraf sosyal medyada dolaşıp duruyormuş da ben görmemişim. Aslında Vincent van Gogh’un yakın arkadaşı Paul Gaugin bana bu durumdan söz etmişti de ihtimal vermemiştim. Ressam kıskançlığı demiştim.…

Devamını Oku
YAŞAM 

TANIDIN MI BENİ?

Antik çağların acılarından, kör kuyuların yankılarından, deli divane çağlayan suyun çırpınışından, dumanı göklere yükselen yangınların içinden geliyorum. Telaşla havalanan serçenin kanadından, yapraklarını dökmüş, çırılçıplak kalmış bir bozkır ağacının dalından, mehtabın altında tutuşmuş gönüllerin sesinden, kızgın çöllerde yolunu kaybetmiş Mecnunların ayak izinden geliyorum ben. Tanıdın mı beni? Sürgünlere yollanan halkların türkülerinden, destanlarından süzüldüm. Marşlarla yankılanan sokaklardan, ayaklanmalardan ve devrimlerden geliyorum ben. Diyar diyar dolaşan gam yüklü saz ustalarının tellerinden, meydanlarda halay çeken kalabalıkların ezgisinden, “Hu” çeken dervişlerin nefesinden geçiyorum ben. Sandık diplerine saklanmış sararmış fotoğrafların hüznünden, titrek bir mum ışığının altında…

Devamını Oku