TOPLUM YAŞAM 

HER AN YARIM KALABİLİR İNSAN

Akülü tekerlekli sandalyeden gelen muazzam melodiler… Biri gitar çalıyor, diğeri naif sesiyle bir şarkı mırıldanıyor… Canı cehenneme tüm engellerin! O muhteşem ikiliyi görmenizi isterdim… Yüzlerindeki tebessümden belli oluyor aştıkları zorluklar. İnsanın ruhu, karakteri engelli olmasın… Gerisine her çare bulunuyor. Kolu olmamış, kulağı duymamış, yarım kalmış ya da dünyaya eksik doğmuş ama hep de faydası olmuş… Onlardaki azim çoğumuzda yok. Yürümeye üşendiği zamanlar şükretmesini bilmeli insan… Çünkü o kilometrelerce yolu tekrar yürüyebilmek için can atanlar var. “Bacaklarım olsaydı da terden bir hal olsaydım” diyenler var… Dünyası hiçbir zaman aydınlanmayacak insanları düşünerek…

Devamını Oku
YAŞAM 

‘GELECEK GÜNLERİN ŞARABI’, O İLK ÜZÜM TANESİ VE GÜZ YAĞMURLARI

Bağlar bozum bozum şimdi, yağmurlar özüm özüm, şaraplar azım azım; bir güz senfonisi gibi sanki her şey… Yer yer hüzün sağanağı, yer yer umut sığınağı; yer yer sevinç çığlığı, yer yer üzünç hıçkırığı… Kemanlar, viyolonseller, obualar, klarnetler, piyanolar, trompetler; konçerto konçerto iç çekişler, konçerto konçerto iç döküşler… Fırtınalı denizde alabora olan bugünlerimiz; ama her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışan yarınlarımız… Şairin mısralarındaki “ıssız ormanı ruhumuzun”, sessiz günleri ahımızın ve acıyla yoğrulan hamuru uzvumuzun: “Ruhun ıssız ormanı/ geceye açılan kapı/ tozun rengini alır rüzgâr/ puhu kuşunun ötüşünde bile/ beklenmedik sözler ışıldar.…

Devamını Oku
YAŞAM 

NİÇİN YAZILIR?

Kimileri için yazmak bir alışkanlıktır: “Yazmadan edemiyorum.” Hatta: “Yazmadan uyuyamıyorum.” Kimileri için yazmak bir tutkudur: “Yazmasam deli olacaktım.” Kimileri için yazmak yaşama anlam aramaktır, kimileri için anlam vermektir. Kimileri için yazmak bir kavgadır: “Benim silahım kalemimdir, buyurun savaşa.” Kimileri için yaşamı, dünyayı, olup bitenleri sarakaya almaktır. Kimileri için ölümle dalga geçmektir. Kimileri tanrıyı yüceltmek için yazar. Kimileri tanrılı ya da tanrısız inançları yazar. Kimileri kendini çağının bir tanığı olarak görür. (Tanık, gördüğünü olduğu gibi, yani doğru olarak söylemekle yükümlüdür – tabii, söz konusu tanık yalancı tanık değilse.) Kimileri haklıyı haksızdan…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

BİR KALEMİN HATIRA DEFTERİ

Herhangi bir ülkede, herhangi bir şehirde kalemleri tamir ediyoruz. Kalem o kadar çok konuşmuş ki yorulmuş. Mutluluğu anlatmış, klasiklerdeki mutluluk. Demiş ki: “Ama bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Mutluluk, bir kez geldikten hemen sonra azalır. Biraz zaman geçince hemen bitmeye yüz tutar. En sonunda da tükenir ve biz her zamanki ruh halimize döneriz. Tıpkı suya atılan bir çakıl taşının yüzeyde oluşturduğu dalgalar ve sonra o dalgaların giderek kaybolması gibi…” İlk önce kalemi gökyüzü şehirlerine uzatalım. Yazsınlar içlerinden geçenleri şehirler: “Gökyüzündeki şehirleri bilir misiniz? En çok kaleleri ile meşhurlardır. Bulutların…

Devamını Oku
YAŞAM 

İÇİNİZDEKİ MÜZİĞİ HAYKIRIN

Bugün size iki kitaptan bahsetmek istiyorum. Kızıma kitap almak için gittiğim kitapçıda tesadüfen gözüme ilişti. İlk kitaptan ‘Bizler Nasıl Zombileştik?’ başlıklı yazımda da bahsetmiştim. Kitabı hatırlatayım; çünkü hayallerimizin çok ötesinde olağan dışı ve olağanüstü iç dünyalara sahip insanların varlığı sevgi ve hoşgörünün önemini insana çok iyi anlatıyor. ‘Yaşama Tutunmak İçin Nedenler’ kitabında Matt Haig kendi yaşadığı çok ağır depresyonu ve hissettiklerini anlatmış. Kitap bilimsel değil, bir kişisel gelişim kitabı da değil, bir roman niteliğinde olup yazar kendi gerçekliğini ele almıştır. Yaşadığı ağır depresyon onun tüm hayatını felç eden bir nitelikte.…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÇEMBERDE CAN

Bir adı, bir kimliği vardı, sadece düşüncelerin çarpışması olmaktan fazlasıydı. İnsanların ona seslendikleri bir ad. Çok sıradan, üzerine pek kafa yorulmamış bir addı. Şu aralar kimim diye çok düşünüyordu ama bir zamanlar vardı, oradaydı. Kimliğinin kaybı söz konusuydu, yeni bir kalıptaydı; kendisi olduğunu sandığı şu haline adıyla seslense ayıp olur gibiydi. O yüzden Can olmaya karar vermişti. Can kimdi, ne yapardı, hayatın neresindeydi? Dolayladıklarıyla doğrudanlarını çarpıştırıp dilinin ucuna gelip gelip kaçanları yakalamaya çalışırdı. Yeterince cesur mu değildi, yoksa zaten hiç yapmayacağı şeyleri arada bir aklından geçirip düzelteceğine dair kendini mi…

Devamını Oku
YAŞAM 

KARGAŞA

“To give away yourself keeps your self still,/ and you must live drawn by your own sweet skill.” – William Shakespeare, Soneler, XVI Cynthia’ya… Aklıma gelen her şeyi yazmamalıydım. Yazdım mı? Yazdın. Belki aklına çok daha fazlası gelmişti. Sen edebiyatın içinde olmayı seçtin hep. Üzerine asit dökülmüş plastik bir köpük gibi günden güne, saatten saate eridin. Eridin, ağır ağır kurtuldun madde olmaktan da duyan mı oldu? Olmadı mı? Bilinç akışı derler de bir yöntem vardır, böylece nice belirsizlik çözü çözülüverir sayesinde. Sözüm ona kahramanın zihnine, beyin kıvrımlarına dalınır cumburlop. Çok…

Devamını Oku
YAŞAM 

GERÇEKLER MUTLAKA ORTAYA ÇIKAR

Benim hayatımın tuhaf bir tarafı vardır: Tavsiye veya yaşama dair bilge sözleri hemen hep erkeklerden, dersleri de hemen hep kadınlardan almışımdır. Bu okuyacağınız yazı, bir ders ve bir tavsiye hikâyesidir. Her şey bundan birkaç ay önce başladı. O zaman tam kavrayamadığım farklı insanlar ve iş hayatımda yepyeni roller yaşamıma girmeye başladı. Bu kişilerden biri, o zaman şahsen tanımadığım ama gıyabında çok farklı şeyler duymaya başladığım bir kadındı. Bir grup olumlu, bir grup olumsuz konuşmaktaydı. Ben o dönem hiç önemsemedim bunu; çünkü insanlar başkaları hakkında konuşurdu, konuşabilirdi. Aradan zaman geçti, hiç…

Devamını Oku
YAŞAM 

TURGUT’LA SELİM’İ BEKLİYORUM

Sakin bir gün… Adana’nın o insanı deli eden karmaşasından sonra oldukça sakin bir gün geçiriyorum. Pencerenin dışında masmavi, bulutsuz bir gökyüzü uzanıyor. Ara sıra bir arabanın klaksonu odamda yankılanıyor. Aşağıdan Yves Montand’ın sesi geliyor. Alt komşum Madam Clair, Montand tutkunu. Bütün gün onu dinliyor. Montand şu an çok sevdiğim şarkısını söylüyor: ‘Les Feuilles Mortes…’ Selim’le Turgut’u bekliyorum. Onlar iki güvercin. Penceremin sürekli konukları… Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ romanındaki iki kahramanın adlarını verdim onlara. Hayret, bugün biraz geç kaldılar. Selim’le Turgut’a yemlerini verip onlarla biraz konuştuktan sonra bisikletime atladığım gibi yollara düşüyorum.…

Devamını Oku
YAŞAM 

‘KENDİNE ÜZÜLME’ ÇEMBERİNİN DIŞINDA

Bitmek bilmeyen baş ağrısı işini yapmasına engel oluyordu. Sakinleşmeye çalışıp birkaç derin nefes aldı ve yeniden yazmaya devam etti. Pek de başarılı olamamış olacak ki çok zaman geçmeden istemeye istemeye kalemi elinden bıraktı, bir su aldı kendine. Sakinleşmek, dinlenmek istedi. Ne yapmak lazımdı şimdi, bu işin içinden nasıl çıkardı? Hem bir yol bulma umuduyla şakaklarını ovuyor hem de baş ağrısının geçmesini temenni ediyordu. Stresten terleyip titreyen elleri ona ait değilmiş gibiydi, birden yabancılaşmıştı vücuduna. Bu zihin, bu beden kimin eseri, neyin esiri oluvermişti bir anda? Kendiyle karşılaşsa tanıyamazdı kendini; ama…

Devamını Oku