KÜLTÜR-SANAT 

‘ADANA MATBAA MAKİNESİ’NİN ADI NEREDEN GELİYOR?

İnsanlık tarihini değiştiren en önemli buluşlardan birisi de matbaadır. Her ne kadar bizler matbaayı bulan kişi olarak Gutenberg ismini ezberlemiş olsak da, tarihte ilk matbaacılık tekniklerinin Çinliler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Çinlilerin insanlık tarihine 4 önemli buluş kazandırdığı söylenir. Bunlardan en önemlisi ve ilki kâğıttır. Diğerleri ise baskı makinesini geliştirmeleri, pusulayı ve barutu bulmalarıdır. M.S. 48-118 yılları arasında kâğıdı bulan Çinlilerin matbaayı da geliştirmiş olmaları normal karşılanabilir. Pek çok kaynağa göre 593 yılında Çinliler matbaa makinesini kullanmışlardır. Çinliler ilk matbaada ağaç oyma tekniği kullanmışlar, yine ilk basılı gazeteyi Çinliler çıkarmışlardır. Yıllar…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT TOPLUM 

AVRUPA TARİHİNDE KENTLER

Leonardo Benevolo, dünyanın çeşitli ülkelerindeki üniversitelerde mimarlık tarihi profesörü olarak bulunmuş uluslararası bir isim. Avrupa kentlerinin tarihini incelediği yapıtında sadece Avrupa’nın değil tüm dünyadaki kentleşmenin de kökenlerine değinmişti. Aslında Benevolo, günümüzde insan yaşamına egemen ve her alandaki yozlaşmanın sonucu olan postmodernleşmenin mimari boyutuna ışık tutuyordu. Rus realist romancı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, bir kentin insan yaşamındaki önemiyle ilgili olarak, “Bir kentin yerlisi olmak, gidilecek bir yeri olmaktır” derdi. Karl Marx’a göre kentler çelişkilerin bir arada bulunduğu ve yaşandığı yerlerdir. Bu açıdan Benevolo’nun yapıtında sözü edildiği gibi kültürün, ekonominin de tarihidir Avrupa…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

TİMUR SELÇUK VE BİR ‘AYRILANLAR İÇİN’ ANISI

Timur Selçuk’un vefat haberini alınca, 80’li yıllarda deli gibi Timur Selçuk dinlediğimiz günler geldi aklıma. “Ayrılanlar İçin”… “İspanyol Meyhanesi”… “Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın”… “Ekonomi Tıkırında”… “Beyaz Güvercin”… Ve başkaları… * O zamanlardan bir anımı anlatayım: 1986 ya da 87 yılıydı sanırım. Haftada birkaç gün, iş çıkışında İnci Oteli’ne gidiyoruz akşamları. Piyanoda Ömür Yalçınkaya (Deli Ömür), kemanda Özcan Üstat harikalar yaratıyorlar. Genellikle şarkı istemiyoruz, ne çalarlarsa dinliyoruz; ama kalkmaya yakın Ömür’e göz atıp, “Üstat be,” diyoruz, “şu bizim ‘Ayrılanlar İçin’i çalar mısınız?”… Sağ olsunlar kırmıyorlar bizi, Timur Selçuk’un o efsane…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

‘İSPANYOL MEYHANESİ’NİN IŞIKLARI SÖNDÜ

1970 sonrası, radyoların yaygın olup müzik setlerinin yeni yeni piyasada görülmeye başladığı yıllardı. Daha çok adına pikap denilen plakçalarlar vardı. Sonradan ortaya çıkan, adına teyp denilen kasetçalarla birlikte radyoda çıkan müzikleri kasete kaydetme olanağı doğdu, ardından kopyalama stüdyoları kanalıyla daha iyi ses kalitesi ile plaklardan kasetlere korsan kayıtlar yapılmaya başlandı. Yaşımın verdiği duygusallık, doğamdan gelen estetik anlayışım ve müzik kulağım beni sürekli en kaliteli ezgileri seçmeye yöneltiyordu. O’nun bütün müziklerinin kaydını yaptırmıştım. Müziğe olan eğilimim nedeniyle önce akordeon, kısa bir süre sonra da gitar çalmaya başladım. Her dinlediğimde beni çok…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

YIKILSIN TİYATROMUZ!

Dünya genelinde yaşanan koronavirüs salgını sonucunda, ülkemizde de birçok ülkede olduğu gibi tiyatrolar kapatılmış bulunuyor. Bu salgının oluşturduğu ekonomik darboğaz durumunda tiyatrocuların bazı temsilcileri öncelikli olarak Kültür ve Turizm Bakanı ile bir görüşme gerçekleştirdiler ve kendileri için de devletten bazı ekonomik paket sözü aldılar. Paketleri alıp alamadıklarını ise henüz bilmiyoruz. Çünkü halkına maske dağıtamayan, yanında olmayana para aktarmayan devletin çok sevdiği (!) tiyatrocular için bir paket açıklaması, işveren paketlerinin arasında unutulmuş olabilir ki bu da kimse için bir sorun teşkil etmez. Bu görüşmenin sonucundan söz olarak istediğini alan fakat eylemde…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

KORONA GÜNLERİNDE BİR FİLM: ‘MAUDIE’

Ülkemizde ilk koronavirüs vakasının görülmesinden bu yana 1 ay geçti. Sağlık Bakanlığı’nın “Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin, karantinasını oluştursun” dediğinden bu yana da ilk kez geçen hafta sonu 30 büyükşehir ve riskli bulunan Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı uygulandı. Sokağa çıkma yasağının olduğu cumartesi günü içi içine sığmayan sıcakkanlı insanlar memleketi Adana’da 17.00’dan itibaren gökyüzü rengârenk uçurtmalarla gönendi. Önceki günlerde de uçurtmalar gökyüzünde salınmış mıydı, bilmiyorum; dikkat etmemiştim. Adana, bir güzel kent. Damdan bol ne var Adana’da? Çok katlı apartmanların damları, tek katlı, birkaç katlı evlerin damları… Biz çıkamasak da uçurtmalar…

Devamını Oku
EDEBİYAT KÜLTÜR-SANAT 

‘BEN GÜZEL GÜNLERİN ŞAİRİYİM, SAADETTEN ALIYORUM İLHAMIMI’

Melih Cevdet Anday, “Ben güzel günlerin şairiyim/ saadetten alıyorum ilhamımı/ kızlara çeyizlerinden bahsediyorum/ mahpuslara affı umumiden/ çocuklara müjdeler veriyorum/ babası cephede kalan çocuklara” dizelerini şöyle bitiriyor: “Fakat güç oluyor bu işler/ güç oluyor yalan söylemek.” “Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz/ biz o renksiz, o yalnız, o sürgün medüzalar/ aşar söylediklerimizi çeker gideriz/ ülkemiz, toprağımız her şeyimiz” diyen Edip Cansever de, başka bir şiirinde şunları söylüyor: “Dağılmış pazaryerlerine benziyor şimdi istasyonlar/ ve dağılmış pazaryerlerine memleket/ gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile/ gelse de/ öyle sürekli değil/ bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün/…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

‘NE KADAR ÇOK ÖLDÜK YAŞAMAK İÇİN’

11 Ocak 2020, şair-yazar ve sinema eleştirmeni olan Onat Kutlar’ın ölümünün 25’inci yıldönümüydü. Onat Kutlar, 30 Aralık 1994’te Taksim’deki The Marmara Oteli’nin pastanesine konulan bombanın patlaması sonucu yaralanmış, 11 gün sonra, 11 Ocak 1995’te aramızdan ayrılmıştı. Aynı saldırıda, arkeolog Yasemin Cebenoyan ise olay yerinde yaşamını yitirmişti. Her yıl 11 Ocak geldiğinde içimi derin bir hüzün kaplıyor ve “Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin/ unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz/ ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından/ ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım/ durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için” dizeleriyle…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

İDRİS KOÇOVALI OLARAK TÜKETİLMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

2011 yılı… Eylül ayı. 18’inci Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali‘ndeyiz. Festival için kente gelen sinemacılar sevgi kortejinde, klasik otomobillere binmiş, Adanalıları selamlıyor. Heyecan ve coşku had safhada… O dönem, Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nun hemen karşısında bulunan Adana Kent Konseyi’nin penceresinden korteji izliyoruz. Yanımda, tanıdığım tanımadığım bir sürü insan… Burada da heyecan ve coşku tavan yapmış. Yakınımda, tanımadığım kişilerden birkaçı korteje doğru “Nuri Baba, helal sana!” diye bağırıyor. Ben sanıyorum ki, Nuri Bilge Ceylan’ı gördüler, ona sesleniyorlar. Bakıyorum, göremiyorum. Belki yanında Muhammet Uzuner, Taner Birsel, Ercan Kesal, Yılmaz Erdoğan’ı…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT TOPLUM 

HYPATIA

Bundan yaklaşık 1600 yıl önce Mısır’ın İskenderiye kentinde korkunç bir cinayet işlenir; ‘iffetsiz’ ve ‘günahkâr’ olmakla suçlanan bir kadın toplumun gözleri önünde ‘öfkeli’ bir güruh tarafından linç edilir. Taşa tutulan, parçalara ayrılıp yakılan kadın, matematikçi, gökbilimci, filozof Hypatia’dır. Hypatia’nın ölümü film ve metinlere genellikle boğulduğu şeklinde geçer. (Kölesi tarafından daha az acı çekmesi için boğularak öldürüldüğü şeklinde geçer ancak işin gerçek yüzü yukarıda bahsini ettiğim ölüm şeklidir.) Bilinen ilk kadın matematikçi Hypatia, bugün matematiğe dair kullandığımız bilginin köklerini bize armağan etmiştir. Zamanının en büyük matematikçi ve astronomu, İskenderiye’deki neoplatonist felsefe…

Devamını Oku