TOPLUM 

KÜBA, PURO, SAKAL, ÇAN, MÁRQUEZ, FİDEL CASTRO…

Fidel Castro, ülkesini 1959’dan 2006’ya kadar 47 yıl boyunca yönetti. Kimi ona “diktatör”, kimi de “özgürlük savaşçısı” dedi. 20’nci yüzyılın ikinci yarısında ve 21’inci yüzyılın başında dünyanın en tanınan insanlarından biri oldu. Fidel Castro, İspanya’dan gelen varlıklı bir şeker kamışı çiftçisi olan babası Ángel Castro y Argiz ile Lina Ruz Gonzáles arasındaki evlilik dışı bir ilişki sonucu dünyaya geldi. Fidel ve kardeşleri, ilk eğitimlerini Santiago’daki bir Katolik yatılı okulunda aldılar. Fidel ayrıca Havana’daki Belen Cizvit Koleji’nde okudu. Gittiği Cizvit okulunda, onlar kadar zengin olmadığı için diğer çocuklar tarafından dışlandı. 1943-1944’te…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

UZUN İNCE BİR YOL / SİVİL İTAATSİZLİK

“En iyi devlet, hiç yönetmeyen devlettir.” – Henry David Thoreau “Sivil İtaatsizlik” doktrini Amerikalı Henry David Thoreau’ya (1817-1862) ait bir öğretidir. Meksika Savaşı’nda, Amerikan hükümetinin köleliği yaymayı amaçladığını sezen Thoreau, hükümeti mali bakımdan desteklememek için kelle vergisini ödemeyi reddeder ve hapse girer. Bu olay, Thoreau’yu ‘Sivil İtaatsizlik’ isimli makalesini yazmaya kadar götürür (1849). Öğretide Meksika Savaşı’nın önemli bir yeri vardır. Başkaldırının felsefesi bağlamında “Amaçlarla tutarlı ve etik bir başkaldırı olanaklı mıdır?” diye sorar Albert Camus. Ahlaklı bir tutarlılık olanaklı olmakla birlikte eylemin sonuca ulaşması açısından yeterliliği tartışma konusudur. Sivil itaatsizlikte,…

Devamını Oku
NOSTALJİ TOPLUM 

‘İKİNCİ SINIF VATANDAŞ’ / İLHAMİ SOYSAL

Çok söyleyip çok yazmışızdır ya, yine tekrarlayalım: Türkiye’de sınıflar gerçeği var, sınıflararası uçurumun korkunçluğu gerçekliği var, bunların yanı başında bir de Türkiye’de sınıf ayrılıklarının ötesinde kast düzeni gibi bir düzen var. Belki deyiş yanlış… Zira kast, insanoğlunun hangi sınıfta doğmuşsa asla sınıfını değiştirmeyerek aynı sınıfta ölmesi gibi ayrıcalığı olmayan bir düzen… Köle doğan, köle olarak yaşar ve öyle ölür, asil olan da asil… Parya paryadır, singh de singh. Paryanın singh, singhin de parya olması söz konusu olamaz. Bizdeki düzen ise daha başka bir düzen… Benzetilse benzetilse, bizdeki bu düzen Hindistan’ın…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT TOPLUM 

“SANAT” DEYİNCE!

“Sanatın bugünkü görevi, düzene kaos getirmektir.” [1] “İnsanı sanatçı yapan şey yalnızlıktır” [2] türünden saptamaları ciddiye almayıp; “Sanatın gücünü bildiğimiz içindir ki, sorumluluğumuz büyük” diyen Anna Seghers gibi düşünenlerdenim… “Sanat daha önce yapılmamış olanı ister” vurgusuyla Theodor Adorno’nun altını çizdiği gibi, “özgür olamayışın ortasında özgürlük benzeri bir şeyi dile getirir sanat”… Ayrıca Gloria Steinem’in, “Sanat gibi, devrimler de var olanı daha önce hiç bulunmamış olanla birleştirmekten gelir”; Friedrich Nietzsche’nin, “Gerçekler yüzünden, ölmemizi önleyecek bir şey varsa o da sanattır”; Bertolt Brecht’in, “Barış, insandan yana olan tüm çabaların, tüm üretimin, yaşama…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

ÇEVRECİNİN DANİSKASI

Bir ağaç deyip geçme, nelere kadir bir ağaç. Mesela bizim Mersin’in yalnız ağacı… Hani şu zehirlenen fukara ama anaç ağaç. Hani o kupkuru meydanda yemyeşil ve serin ve gölgeli ve görkemli ağaç… Ayakta ölürken bile neleri değiştirdi. * * * 20 yıllık devri saltanatın tüm aktörlerini çevreci yapıverdi mesela. Betoncular… Nükleerciler… Kömürcüler… Mermerciler, taşçılar… Petrolcüler, siyanürcüler… Yanmış orman yerine otelciler… Yağmalanmış zeytinlik yerine madenciler… Çapul edilmiş kıyılarda AVM’ciler… Erken gelenin konduğu ormanlarda TOKİ’ciler… Göl kıyısında yalıcılar, orman yolunda villacılar… Bizim yaylalara taşocakçılar… Kıyılarımıza balık çiftlikçiler… Ardıçlarımızı kesen termikçiler… 20 yılda…

Devamını Oku
POLİTİKA SPOR TOPLUM 

FUTBOLUN ASİLERİ

“Gidenler nerede kaldılar, özledim gülüşlerini. / Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki.” [1] Neil Faulkner’ın “Bütün şeyler kendi içlerinde çelişkilidir ve çelişki, tüm hareketin ve yaşamın kökenidir; bir şey ancak bir çelişki içerdiği sürece hareket eder, itkiye ve etkinliğe sahip olur” saptaması “Futbol, asla futbol değildir” diye tarif edilen gerçeğin asileri için de geçerlidir… Jean Paul Sartre’ın “En önemsiz davranışınızda bile, ‘sınırsız bir kahramanlık var’” [2] notunu düştüğü insani isyan, sınıflı sömürücü toplumlardaki “kahraman”lığın da zeminini oluşturur. [3] Yani “kahramanlık”, özgürleşme için vazgeçilemez zarurettir. Çünkü hemen her şey “…‘insanları baskı…

Devamını Oku
POLİTİKA TOPLUM 

HAKİKAT ADACIKLARI

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesinden Doç. Dr. Recep Ünal’ın ‘Yeni Medya’ dersindeyiz. Sosyal medyanın avantajları ve riskleri üzerine konuşuyor hoca. Sorun şu: Yanlış bilgi, çarpıtılmış bilgi, kırılmış kırpılmış eksiltilmiş ya da başka parçacıklar eklenerek dönüştürülmüş bilgi sosyal medyada daha hızlı mı yayılır? Evet… Hoca bu konuya bir örnek veriyor: “Birisi ‘Dünya düzdür’ dese, bunu sosyal medyada yaymaya çalışsa, o da kendisi gibi düşünen kişiler bulacaktır.” (Bundan sonrası benim yorumlarım. Hocayı linç etmeyin, lütfen.) * * * Demek ki sosyal medyada yanlış bilgi, çarpıtılmış bilgi, kırılmış kırpılmış eksiltilmiş ya da başka parçacıklar…

Devamını Oku
TOPLUM 

ŞU BİZİM “KERAMİ”!

Benim daha önce bu sitede anlattığım bir amigo olan Kerami vardı, işte o. Üç tarafı denizlerle çevrili, fiyort benzeri koyları ile meşhur, turistlerin görmek için can attığı turkuaz mavisine çalan, adı Beyaz Deniz olan denizin doğusunda, kumsalları talan edilen o küçük ülkenin kralı olmuş. Çok önceden bahsettiğim için ya unutulmuş ya da hiç okumamış olanlar vardır diye özetleyeceğim. Kerami futbol sahalarında amigoluk yapan, değişik hareketleri ile seyircilerin dikkatini üzerinde toplamayı başaran ve hakkında izlenen maç kadar yorum yapılan bir insandır. Bu nedenle kıt akıllı olmasına rağmen çok kişi tarafından tanınan…

Devamını Oku
EDEBİYAT TOPLUM 

EZİLENLERİN VE ÖTEKİLEŞTİRİLENLERİN ŞAİRLERİ

“Sistem dışı farklılık korkutucudur; çünkü sistemin hakikatini, göreliliğini, kırılganlığını, ölümlülüğünü açığa çıkarır.” [1] Ezilenler; sömürülen, horlanan, kaybettirilenlerdir. Ezilen olmak kadar, ezilenlerden yana saf tutmak da zordur, zorludur. “Ezilenler” derken; Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin ezilenleri “iyi” oldukları için kaybetmek zorunda olanlar ile kaybetmeyi kendi seçenler olarak ikiye ayırmasının [2] ötesinde; “Zorbalar beni dün bağışladılar. Onların gözünde bir cani olmaya çalışmazsam eğer, suç ortaklığı etmiş olurum” kesinliğiyle Gracchus Babeuf’ün (François-Noël Babeuf), “Sınıf çatışmasının özünü incelerken, bunun sömürmeye dayandığını görüyor: Bu sömürme halkı sülük gibi emen küçük bir azınlığın işidir. Bir yanda, her şeyi…

Devamını Oku
TOPLUM 

KUTSAL ANNE TEORİSİNİN DİYALEKTİK ÇIKMAZI

Toplumsal cinsiyet rolleri, patriarkal yapının belirlediği ve kadını kontrol edebilmeyi, kadına gem vurabilmeyi sağlayan; eril tahakkümün en önemli kontrol mekanizmalarındandır. Ve bu mekanizma yetkinin, edimleri belirleyen temel araçların erkeğin hizmetinde olmasını sağlarken kadınları kuşatan sınırların aşılmaz duvarlarını örmektedir. Cinsiyet kalıpları, yapılabilir ve yapılamaz olan her şeyin belirleyicisidir. Kadının hapsedilmesi, erkeğin hapsedilmediği anlamına gelmez elbette. Erkeklerin de egemenlik kurmaya mahkûm olduğu bir mahkûmiyeti var eder. Feminizmin çıkış noktası olan kalıplar, erkeklerin kalıplarını kırabilmeleri özgürleşebilmelerinin yolunu açar. Kadınların özgürlük mücadelesi, erkeklerin de gerçek özgürlüklerinin önünü açan bir mücadeledir. Erkeklere dair beklentiler, rollerin…

Devamını Oku