TOPLUM YAŞAM 

YAKAMOZLAR, MADIMAK, DOSTLUK

Evrenin kuantum matematiğini çözmek, anlamak ve bildiklerini aktarmak bilim insanlarının işidir. Biz insanlar ise gelişimini tüm canlılar içerisinde en karmaşık hale getirenleriz diye düşünüyorum. Eğer insan, tüm canlıların en üstün varlığı gibi görüyor ise kendini, o vakit müthiş bir gelişim sergilemeli ki dünyaya örnek bir yaratık olduğunu kanıtlasın. Oysa insan, her gelişimiyle evrene bir çizik daha zarar vermeye devam ediyor. Ne doğa ne de hayvan âlemi insanlar gibi birbirlerine zarar veriyor. Ne kendi doğasına ne de kendisi dışındaki canlıların doğasına saygısı sevgisi hayranlığı olan, sözde “Düşünen varlığım” diye övünen ilginç…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÇİÇEKÇİ KADIN, KAKTÜS VE AŞK

İğde ağacı almam gerekiyordu. Sevgi dolu bilge bir kadın vardı. Yirmi yaşındayken kaybettiği oğlunun, yüreğinde onulmaz derin yaralar açtığı kadın, sonunda oğluna kavuşacağı umuduyla aramızdan ayrılmıştı. Son isteğini yerine getirme görevini bana vermiş, öldüğünde mezarına iğde ağacı dikmemi istemişti. O da âşık bir kadındı. İğde ağacı sembolü, aşkları tüm sevdikleriydi. Sağlığıma tamamen kavuştuğum 16 Haziran günü ilk defa sokağa çıktım. Daha önce gördüğüm, yakınlardaki bir seraya iğde ağacı almak üzere gittim. En zor şartlarda yaşamayı bilen, direnç sembolü ve aynı zamanda “aşk gibi dikenli, dokununca insanın eline dikenlerini batıran ama…

Devamını Oku
YAŞAM 

HAZİRAN MAVİSİ DÜŞLER

Haziran dalgalı bu akşam, haziran köpürmüş. Bir kıyı kasabasında, ay ışığı altında bekliyorsun, biliyorum. Deniz sen, mehtap sen, midye kabukları sen… * * * Yıllanmış yakamozlar ışıldıyor parmak uçlarında. Denizyıldızları göz kırpıyor duygusallığına. Duygusallığın yudumlatıyor kendinden kadeh kadeh. Kırmızı şarap sen, siyah üzüm sen, elma dilimleri sen… * * * Biliyorum, seviyorsun şu cümlelerimi: “Ahtapotlar keman çalıyor bu akşam, balıklar şarkı söylüyor.” Biliyorum, seviyorsun düşler âleminde gezinmeyi. Biliyorum, seviyorsun denizin mavi sularıyla sevişmeyi, deniz kokusu gözlerinle aşkı süzmeyi, pul pul pırlantalar halinde tabiatın gerdanına dizilmeyi. Mavi bir şarkıya dönüşmeyi bir…

Devamını Oku
YAŞAM 

HİÇ

Deniz manzaralı, bahçesinde güzel bir yüzme havuzunun, güneşte pırıl pırıl parlayan bir çimenliğin bulunduğu, mermer merdivenli, mermer salonlu, kocaman kapılı, kocaman avizelerle süslü, şöyle on beş – yirmi odalı bir evimizin olması fena olmazdı hani, yaşardık içinde mutlu mesut. * * * Öyle bir evin görkemli bahçe kapısının önüne şöyle siyah ya da beyaz, tekerleğinden camına kadar her yerinin ışıl ışıl olduğu lüks bir otomobil yakışmaz mıydı? Otomobil uçar giderdi, biz de içinde keyif yapardık, ne güzel. * * * Öyle bir otomobil, herkesin kolay kolay giremediği, girenin de neredeyse…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

‘BANA BAKIYORSUN YA, KORUK TATLANIYOR AĞZIMDA…’

Bir haziran sabahının sessiz esintisinde, şiirin sonsuz atlasında hüzünler topluyorum, umutlanacak sözcükler arıyorum dizeler arasında. Arayıştayım. Koronavirüs günlerinin getirdiği ve götürdükleriyle “yaşamak” eylemi daha farklı bir anlam ifade ediyor. “Bana bakıyorsun ya/ koruk tatlanıyor ağzımda/ gecikeceğim/ şimdi üzüm mevsimi” diyen İranlı şair Granaz Moussavi’nin dizelerinde ağız tadıyla geçirdiğimiz günleri getiriyorum aklıma. Şimdi kimse için hayatın ne tadı ne tuzu kaldı. Bir belirsizlik durmadan içimizi kemiriyor. Geleceğe umutla bakmak istiyoruz oysaki. Hüzün sarmalı yaşantımız, bizi kendimize bir türlü getirtmiyor. İranlı şairin başka bir şiiri şöyle devam ediyor: “Keşke insan eteğinden asılan…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

‘AŞKIMIZ BU BAHARIN GÜLÜCÜĞÜ, TIPKI GÜZELLİĞİN GİBİ…’

Ölüm baharı kasıp kavururken dünyayı, bu yıl çiçekleri doyasıya koklayamadık; ağıt misali kuşların en hüzünlü şarkılarını dinledik. Baharı kaçırdık. Martta, nisanda, mayısta mutluluklarımızı erteledik. “Başka bahara kaldı” dedik. Sevdalarımız hep ileri bir tarihe ötelendi. Ama umudu da bırakmadık elimizden. Bırakmıyoruz. En büyük umudu şiirde aramayı sürdürüyoruz. Yüzyıllardır yazılıp insanlığa dokunduğu gibi, bu yüzyılda da yazılıp dokunacak yüreklere; bunu biliyoruz. Bunun bilinciyle uyanıyoruz her sabaha. Veba ve kolera günlerinde olduğu gibi korona günlerinde de şiir hep can yoldaşımız. Yine dünya şairlerini konuk ediyoruz duygu iklimimize. 19’uncu yüzyılda doğup 20’nci yüzyılda aramızdan…

Devamını Oku
YAŞAM 

GİDEN ÖĞRENCİLERİMİN ARDINDAN VE LİMONLU ÇAY

Bir yere sığamadığım geceler öylesine çoğaldı ki… İsterdim aklımı ve kalbimi genişçe bir sofaya bırakayım. Uzun uzun, geçen ömrüme bakıp içimdeki zehri boşaltırcasına ağlayayım, ağlayayım. İnsan bazen sevdiklerinden ve kendisini sevenlerden ayrı düşer. Seven ve sevilenlerin birbirinden ayrı kaldığı süreler uzadıkça başka başka formüller üretir akıl. Unuturmuş gibi yapar sevdiklerini, mantığa bürür ayrılığı. Ben hepsini denedim. Hâlâ da deniyorum; ama bir fotoğraf çıkınca karşıma sevdiklerimle yan yana, gönlüm yerinden oynuyor, gözlerime yaşlar doluyor. Vedalara alıştığımı zanneden ben, her defasında tekrar başa sarıyorum. Her sene, her sene gidenlerin arkasından gözyaşı döküyorum.…

Devamını Oku
YAŞAM 

HER GECE DOĞAN IŞILTILI ADA

Sırtını gökyüzüne yaslayıp ışıltılarını karanlık deniz yüzeyine yansıtan yalancı bir adayı izliyorum her gece. Tek bir yıldızın görünmediği gökyüzünde, bütün yıldızlar adaya hizmet ediyor sanırsınız. Bir sanayi ilçesi olan Aliağa’nın gece görünüşünü hep sevmişimdir. Denize demir atmış gemilerin suya yansıyan yakamozları beni rahatlatır. Gündüz gözüyle gördüğümüz denizi çevreleyen ne kadar yakıt depoları, fabrika bacalarının kara kurum salan kimyasal atıkları, demir çelik fabrikasının zehir saçan tozları genzimizi yaksa da alışkanlıklarıyla yaşayan biri olarak yine de Aliağa’da olmaktan memnunumdur. Sanırım teknolojiyle olan beraberliğimizin başka bir çelişkisi bu. Benim bir adaya benzettiğim görüntü…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

İLKYAZ SÜRGÜN VERİYOR AVUÇLARIMIZDA; ŞİİR OLUYOR…

Hazirana ramak kala şiirli bir ilkyaz akşamında buluşuyoruz bu sefer. Sevinci ve özlemi dile getiriyor mısralar. Bahar sevinci biraz hüzün kokuyor, yeniden buluşma özlemi saç diplerimizden bizi çekiştiriyor. Cevat Çapan’ın Cumhuriyet Kitap’taki ‘Şiir Atlası’ köşesi, bu hafta “ilkyaz” şiirlerine yer veriyor. A. Kadir Paksoy’un çevirisiyle Fransız şairlerin ilkyaz heyecanını anlattığı dizeleri mayıstan hazirana adeta umut nakşediyor. Lucie Delarue-Mardrus’tan Théophile Gautier’e 19’uncu ve 20’nci yüzyılın Avrupa şairlerinin kaleminden dökülenler, 21’inci yüzyılın 20’nci yılında, üstelik koronavirüs salgınıyla mücadele ettiğimiz bugünlerde üzgün ruhumuza pek iyi geliyor. HÜZÜNLENMEK NE HACET! “İlkyazda biraz deliyizdir/ bütün…

Devamını Oku
YAŞAM 

SAKİNLEŞELİM Mİ?

Önümüz bayram; ama tam bayram gibi geçmeyecek, evde olacağız. Önce sağlık olsun, sonra her gün bayram, değil mi? Öyle; ama insan yine de buruk hissediyor. İstiyor ki bayramda gezsin dolaşsın, çoluk çocuk şeker toplasın, koşsun, eğlensin. İstiyor ki evlerde yemekler pişsin, tatlılar şerbetlensin, sütlüler soğusun, maaile sofralara oturulsun. İstiyor ki el öpsün, el öptürsün, cüzdanını bücürlere soydursun, gülsün, güldürsün. Fakat bunlar olmayacak bu sene, evdeyiz. * * * Yine de bayram bayramdır, sakinleşelim, neşelenelim, tatlımız yok; ama tatlı yazalım, tatlı okuyalım. Yazının tatlısı olur mu? Olmaz mı? Hangi niyetle yazıp…

Devamını Oku