TOPLUM 

ÜZERİMİZE ÇIĞ DÜŞTÜ, PİSTTEN ÇIKTIK, ENKAZ ALTINDAYIZ

Van’ın Bahçesaray ilçesinde iki günde iki defa çığ faciası yaşandı. 5 kişinin öldüğü, 8 kişinin de yaralandığı ilk çığ faciasında kar altında kalan 2 kişiyi kurtarmak isteyen ekiplerin üzerine de çığ düştü. İkinci faciada ise 8 jandarma görevlisi, 3 güvenlik korucusu, 3 itfaiye eri ve 9 sivilin şehit olduğu açıklandı.

Çığ faciası haberlerinin üzerinden çok geçmeden, Sabiha Gökçen Havalimanı’nda İzmir-İstanbul seferini yapan Pegasus Havayolları’na ait uçağın pistten çıktığı son dakika haberi geldi. Uçakta 175’i yolcu, 2’si çocuk, 6’sı mürettebat olmak üzere 183 kişi bulunuyordu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Uçak kazasında 3 vatandaşımız hayatını kaybetti, 179 yaralımız var, yoğun bakımda 3 kişi tedavi görüyor” açıklamasında bulundu.

24 Ocak’ta Elazığ Sivrice’de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin yaraları henüz sarılamamışken, ülkenin doğusu ve batısından peş peşe gelen ölüm haberleri yine yüreklerimizi dağlıyordu.

ÖLÜYORUZ, ÖLÜMLERE ALIŞIYORUZ

Türkiye, ölümlerin ülkesiydi. Ölüyorduk. Ölümlere alışıyorduk. Tersanelerde, maden ocaklarında can veriyorduk. Terör saldırılarında yok oluyorduk. Şarapnel parçaları hayatlarımızı da parçalıyordu; bir araya getirilemiyorduk. Yaşamak bu kadar zordu ülkemizde. İstanbul’da beton mikserleri ölüm saçıyordu insanların üzerine. Aladağ’daki yurt yangınında kaybettiğimiz çocuklarımızın bedenlerine karışıyordu bedenlerimiz. Fırtınalar, hortumlar, kaporta göçerten dolu yağışlarıyla iklim felaketleri yaşıyorduk. Üzerimize yıldırımlar düşüyor, ölüyorduk. Sel sularına kapılıp ölüme kulaç atıyorduk. Boşanmak isteyen kocası tarafından koruma kararına rağmen üç kez saldırıya uğrayan, “Tahliye edilirse beni öldürecek” diyen kadınlarımızı koruyamıyorduk. Kadınlarımız ölüyor, biz ölüyorduk. Suriyeli Aylan’ın cansız bedeni Ege kıyılarımıza vurduğunda beynimizden vurulmuşa dönüyorduk. Ama sonra unutuyorduk da tüm bu yaşananları.

YAŞIYORSAK TESADÜF…

Bir yerlerde birden tüpler patlıyor, inşaatlar çöküyor, otobüsler yanıyordu. İhmaller ve denetimsizlikler nedeniyle gazetelerde sıkça okuduğumuz haberlere her gün bir yenisi ekleniyordu.

İstanbul’un en işlek yerinde bir servis minibüsü, içinde yolcuların bulunduğu sırada arızalanınca emniyet şeridine geçiyor; burada şoför, personeli alması için başka bir servis aracı talep ediyor; gelen servis aracı personeli götürürken arızalanan minibüs, alev alev yanmaya başlıyordu. Zaman zaman patlamaların da meydana geldiği yangında servis minibüsü tamamen alevler içinde kalıyordu. Minibüs, olay yerine bir süre sonra ulaşan itfaiye ekiplerinin müdahalesi sonucu söndürülürken; servis şoförü, gazetecilerin soruları üzerine, “Nasıl oldu, bilmiyorum; araba orada tutuştu” demekle yetiniyordu.

“ŞEMSİYELİ TERÖRİSTİ” HATIRLADINIZ MI?

İstanbul Acıbadem’de seyir halindeki metrobüsün yolcusu, bir tartışma sonrası şoföre şemsiyeyle saldırıyordu. Kabindeki güvenlik kamerası kayıtlarına göre, yüzüne güçlü bir şemsiye darbesi alan sürücü, metrobüs 53 kilometre hızla giderken yerinden kalktığında koridora yuvarlanırken; kontrolsüz kalan ve saatteki hızı 60 kilometreye yükselen metrobüs, sol taraftaki bariyerleri geçerek sabah saatlerinde durma noktasındaki trafiğin içine dalıyordu. Metrobüs, 3 aracı altına alarak silindir gibi eziyor, 4 araca çarpıyor ve iki katlı bir otobüse vurarak durabiliyordu. Mucize eseri kazada can kaybı yaşanmazken, 11 kişi yaralanıyordu. Kaza yerine gelen polis, yolcuların tartakladığı “şemsiyeli teröristi” gözaltına alırken; kaza sonrası, yoldan çıkan metrobüsün altına aldığı 3 araç için vinç çağrılıyor, vincin otobüsü havaya kaldırması ile sıkışan araçların içerisinde kalanlar, kapılar kesilerek çıkarılabiliyordu.

Türkiye, akıl almaz olayların ülkesi değil miydi?

BUNUN ADI VAHŞİ KAPİTALİZM

Ama ne beton mikserlerinin altında kalarak can verenler, ne de Aladağ’daki yurt yangınında ölen yavrularımız; servis minibüsünde yanmaktan kıl payı kurtulanlar ya da “şemsiye terörü” sonucu gerçekten tesadüf eseri hayatta kalmayı başaranlar kadar şanslıydılar.

Onlar; ölümün kol gezdiği ve artık sıradanlaştığı ülkemizde, sonucu çoğu zaman “Takdir-i ilahi!” denilerek mukadderat şeklinde değerlendirilen olaylarla aramızdan ayrılıyorlardı.

Bundan birkaç yıl önce gazetelere yansıyan iki haberi birlikte okuyalım.

Prim için gazlıyorlar’ başlıklı birinci haberde, beton mikserlerinin dehşet saçmasının sebebi, şöyle ifade edilirken; aslında Türkiye kapitalizminin de bir fotoğrafı çekiliyordu:

Son 1 yılda beton mikserlerinin karıştığı trafik kazası sayısı 10’a yükseldi. Araçların çok hızlı olduğu, trafikte adeta dehşet saçtıkları iddialar arasında. Peki, bu araçlar şehir içinde neden hızlı gidiyor? Birincisi, taşıdıkları betonu 2,5 saat içinde inşaat alanlarına ulaştırmazlarsa beton donuyor, maddi kayıp yaşanıyor. Diğeri ise, şoförler ne kadar çok sefer yaparsa, o kadar fazla prim alıyor, maaşları katlanıyor.

Söyler misiniz, şehrin en işlek caddelerinde yürürken ölüm canavarı beton mikserlerinin altına aldığı canlar kaç primli maaş, kaç gökdelen, kaç ‘yükselen ekonomi’(!) ediyordu? Yazık değil miydi o masum insanlara?

İkinci haber, Aladağ’daki yurt yangınıyla ilgili… ‘12 cana 1’er gün maaş kesme ve kınama cezası’ başlıklı haberde, şunlar ifade ediliyordu:

Aladağ’da 11’i çocuk 12 kişinin yanarak can verdiği yurt faciasında görevden alınıp öğretmen olarak ataması yapılan ilçe milli eğitim müdürüne kınama cezası verildi. Yurttaki son denetimde sahte rapor veren iki memura da sadece birer günlük maaş kesme cezası uygulandı.

Bu kadar ucuz muyduk biz? Bu kadar ucuzduk! Hatta şairin dediği üzere, “hava gibi, su gibi, yaşam gibi” ne yazık ki ölüm de bedavaydı ülkemizde. Bedavaya gidiyorduk!

BU ENKAZ KALKMAZ

Son 15 günde yaşadıklarımızı düşünüyorum da; çığ düşmesinin, uçağın pistten çıkmasının, depremlerin geride bıraktıklarıyla birlikte kim bilir daha her yeni güne hangi felaketle uyanacağız? O felaketlerin sorumluları yine basit bir “1’er gün maaş kesme” ya da “kınama” cezaları aldıklarında kim bilir daha ne çok dövüneceğiz? Ve bizler, – eli kalem tutanlar – yine böyle kaç yazı yazarak ah-vah edeceğiz?

Ama biliyoruz ki son 15 günün bıraktığı bu enkaz, üzerimizden uzun süre kalkmayacak. “Sesimi duyan var mı?” seslenişlerine bizler suskunluğumuzla yanıt vereceğiz.

Bu yazıya yorum yapamıyorsanız
lütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız

Benzer yazılar