POLİTİKA TOPLUM 

TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ VE SEDAT PEKER VİDEOLARI

İşletme biliminde ‘Toplam Kalite Yönetimi’ ya da kısaca TKY; müşteri ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kullanılan insan, iş gücü, ürün ve/veya hizmet kalite gereksinimlerinin, sistematik bir yaklaşımla ve tüm çalışanların katkıları ile sağlanmasıdır.

İşletmenin para ile ifade edilen kâr döngüsü içindeki mal ve/veya hizmetlerinin alım-satımı ve nihai ürün elde edilmesiyle ilgili işlerinin genelidir.

Bu tanımlardan görülebileceği gibi TKY, sanayi ve hizmet sektörlerinde ürün ve hizmet güvenilirliğini sağlama ve tüketiciye güven verecek kalite seviyesini ekonomiklik gözetilerek sunmak için oluşturduğu sistemdir.

Bu sistem, ürünün üretme aşamalarının en başından bütün girdilerin, parametrelerin sistematik kontrolüne dayanır; işletmenin bütün birimlerinin müşteriye sunduğu ürün ya da hizmetin kusursuz olarak müşteriye ulaşması için gereken taahhütlerin de yerine getirilmesini sağlar. Yani işletmelerin ürettiği ürün ve hizmetin sadece kalitesi için verdiği güvence değil, aynı zamanda verdiği diğer taahhütlerin de güvencesini sağlar. Bu şekilde ürün ve hizmetlerin kalitesine müşteri açısından güven duyulması, tercih edilebilirlikte öncelik sağlar.

Bu, aslında bir hukuk sistemi gibidir. Sistem yasa ve kanıtlara dayanır.

Bu sistem sadece müşteriye verilen taahhütlerin yerine getirilmesinde kusursuzluğu hedeflemez, aynı zamanda çalışan açısından işletmelerin işleyişinde kolaylık ve güven de sağlar. Çalışanların sürece katkısının artması ve hayat kalitesinin gözetilmesi ile değerlilik duygusunun artmasına neden olduğu gözlenmiştir.

Japonya’nın gelişmesinde ve dünyadaki imajının yükselmesinde en büyük etken bu sistemin genele yayılmış olmasıdır. Yani sokaktaki insanın eğitimi ve disiplini ülkenin herhangi bir işletmesindeki kaliteye yönelik faaliyetlerin yürütülmesine katkı sağladığı gözlenmiştir. Bu nedenle TKY, ülke genelinde uygulanmaktadır.

25 yıl boyunca çalıştığım çeşitli şirketlerde ülke kültürünün, yönetim anlayışının, şirket yapılanmasının, işletme düzeninin ve insan ilişkilerinin; bütünün ayrılmaz bir parçası olarak ülkenin genel yapısıyla benzeştiğini gözlemledim.

Söylemek istediğim şu: Ülkede yaşanan hiyerarşik sorunlar bütünün parçası olan işletmelerin de sorunu olarak karşınıza çıkmaktadır. Ülke diktatoryal yönetim anlayışına hâkim ise işletmelerde de genellikle diktatoryal yapı hüküm sürmektedir.

Oysa her işletmenin eğitim düzeyi yüksek ve nitelikli olduğu sanılan insanlarca yönetildiği sanılmaktadır.

Ülkemizde halen suiistimaller, liyakat sorunu, iş birliği yerine çatışmacı çalışma prensipleri işletmelerin kültürünü oluşturmaktadır.

25 yıllık dönemimde değişen ülke koşullarının işletmelerin koşulları haline dönüştüğünü gözlemlemek mümkün.

Çalışanları rahatsız eden koşullar, diğer işletmelerde de aynen hüküm sürmekteydi. Başka bir şirkette çalışanın anlattıklarını çalıştığınız şirketteki sorunlarla karşılaştırdığınızda çok sayıda ortak nokta olduğunu fark edebilirsiniz.

Anlaşılan, ülkemizde egemen olan yozlaşma, işletmelerin yönetici kalitesini de alaşağı etmiş; tabandan gelen bir güçle toplumu değiştirmeye neden olabilecek enerji yaratılması bu açıdan mümkün görülmemektedir.

Her ne kadar 12 Eylül Darbesi kasıtlı olarak toplumun kalitesini düşüren kültürel alt yapıyı oluşturmuş olsa da, aradan geçen 41 yılda toplumun akıl almaz bir şekilde kişisel hırslar, talan ve korku düzenine yönelen bir yapıya evirildiğini gözlemlemek mümkün. Eğitim düzeyi yüksek işletme yöneticileri de, gücü ölçülerinde bu çarka katılma çabası göstermiştir.

Kültürel yapının, paradigmaların değişmesi işletmelerin de değişmesi demektir. 1970’li yıllarla bu yılları karşılaştıracak yaşa sahipseniz eğer, ne demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız.

Bir ülkede her birim, bütünün yaklaşık bir kopyasıdır.

Yaşadığınız ortama bir bakın, bunu göreceksiniz. İktidarda gördüğünüz insanların kalite düzeyi, yaşadığınız ortamdaki hiyerarşik gruplardaki kalite düzeyine çok yakındır. Çünkü bozuk hiyerarşik yapı içinde insanlar adaletli bir davranışa maruz kalmayacaklarına inanarak etik dışı yollarla toplum içerisinde kendine yer edinmeye çalışır.

Özet olarak, hayat kalitemizin artmaması ve kaliteli bir yaşamın sürdürülebilir olmaması bir sistem sorunudur. Uygar bir ülkenin inşası her alanda sağlanacak sistematik gelişme ve iyileşmelerle mümkündür. Sistemin temel kaynağı insandır.

Eğer bir ülkenin halkı yöneticilerini kendisi seçiyorsa, iktidardakiler o toplumun aynasıdır.

Çünkü kaliteli insan, kaliteli toplum oluşturur; kaliteli toplum, kaliteli yöneticiler seçer ve tüm bunlar onurlu, yaşam kalitesi yüksek, saygın bir ülke yaratır.

Sedat Peker videoları ister istemez insana acı veriyor. Fakat daha acı verici olan, iki-üç günde 10 milyonu bulan izlenme sayısına rağmen oluşan derin sessizlik…

Savcıların harekete geçmesi bekleniyormuş. Peki, bu videoları zombiler mi izliyor?

Haydi, hayırlısı!

Bu yazıya yorum yapamıyorsanız
lütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız

Benzer yazılar