POLİTİKA 

ACININ TARİHİ DAHA KAÇ KEZ YAZILACAK?

Acının tarihi kim bilir kaç kez yazıldı bu topraklarda… Kim bilir kaç felaketi yaşadık peşi sıra… Saymayacağım yakın tarihin acılarını. Son dönemde ise kadın ve çocuk istismarının tarihi yazılıyor ülkemizde.

Alnımızda kara leke, boynumuzda ağır vebal… Nereye el atarlarsa orası çürüyor işte. Yasa, hukuk, yargı, vicdan, suçun aklanması, yoksulluk, işsizlik derken bir kavram kargaşası eşliğinde belli bir kitleye olmadık ahlaksızlığı alkışlatacak kadar ayrıştırılmış ve yozlaştırılmış bir “örgütlü cehalet” var karşımızda.

Bir salgın kasıp kavururken dört bir yanını dünyanın ve ülkenin; kriz fırsatçılığı, maskeli ihaleler, Salda gölü kıyısında inşaat derdine düşmek, inadına ve ısrarla sokağa çıkma yasağı uygulamamak, yetmedi çocuk istismarına af getirmek ve TBMM’den yasa geçti diye kutlama yapmak…

Hiç unutamıyorum Ensar pisliğinde çocukların tecavüze uğradığı ortaya çıktığında “Bir kereden bir şey olmaz” diyen dönemin Aile Bakanını, havuzcu medyadaki köşesinde “Pedofili hep vardı” diye yazarak savunanları…

Yine “Bir kereden bir şey olmaz” diyen Aile Bakanı hakkında verilen önerge reddedildi diye o bakanın önünde tebrik ve kutlama kuyruğuna giren sözde milletin vekillerini… Çoğu imam hatip okulu mezunu koskoca adamların o kuyrukta sırıtarak poz vermesini…

İnsanın içi acıyor. Neden bu ülke bir kadın ve çocuk mezarlığına döndü, anlamak çok mu güç acaba? HES’ler, nükleer santraller ve kömür santralleri, ağaç katliamları, ardı arkası kesilmeyen iş cinayetleri, katil taşeronların aklanıp paklanması, yağma, palazlandırılan köprü-otoyol-hastane müteahhitleri, cezaevlerindeki gazeteciler, KHK ile paramparça edilen yaşamlar derken bir salgın ile tabi tutulduğumuz sınav…

Yoksula el uzatmak bile yasak! Sen iktidarın belediyesi değilsen aşevinin bile hesapları bloke edilir. Ekmek bile dağıtamazsın. Sana gönderirler kendi muhtaçlarının ya da muhtaç olmasa da muhtaç listesine yazılanların isimlerini. Ancak onlara gönderebilirsin ekmeği, yemeği, nakdi yardımı…

Acıların bile ayrıştırıldığı bir ülkede yoksulun bile ayrıştırılmıştır çoktan.

Ve sonuç olarak en zorlu günlerden geçerken kendi halkından bağış isteyenler, kendilerine muhalif olanların yardımlarını, hizmetlerini engellerken, bir yandan da çöküşe doğru hızla koşuyorlar. Bu karanlık süreci kim tek başına yenebilir ki? Hâlâ “Ben ne dersem evet, sen ne dersen hayır” kafası hâkim Türkiye’de.

Tarih, en büyük acıları, utançları, yıkımları, çürümeyi yazacaktır elbet. Ve unutmamalı ki, bu salgın da bitecek ve bir tarih yeniden yazılacak. Belki de artık acıların, utançların değil, sevgi, hoşgörü, dayanışma, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kültür-sanat, her şeye rağmen yaşattığımız değerler ve bilimin ışığında aydınlık bir geleceğin tarihini yazacak, “sol göğsünün altındaki cevahiri karartmayanlar”!

Bu yazıya yorum yapamıyorsanızlütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız
Paylaş:

Benzer yazılar