POLİTİKA TOPLUM 

SUS, KİMSEYE ÇAKTIRMA!

Vasat kahramanları vasat ve altı insanlar yaratır.

Son yıllarda çevrilen Türk filmleri, duygu yansıtmaktan çok uzak, sürekli şamata, ardı ardına sergiledikleri vasatlığı sanat diye sergileyen, eğlendirmeye odaklı fakat konusu, mesajı, teması olmayan, bol küfürlü, argo konuşmaların yer aldığı filmler, tam da zamanın ruhunu yansıtıyor.

Vardığımız zihinsel erim, kalitesi 12 Eylül Darbesi’nden sonra çevrilen ‘seks-komedi’ tarzı filmlerinin seviyesinde, 43 yılda ulaştığımız erim budur.

Asıl gösterge, bu filmlerde rol alan insanların entelektüel seviyelerinin hitap ettiği kitlelere uygun olması. Bu filmlerde ya da entrika odaklı dizilerde rol alanların toplumsal sorunlara karşı duyarlılıklarının mevcut düzeni yaratan yönetici güruha yalakalık yapacak seviyede olması. Ardı ardına çevrilen dizi ve filmler içerisinde 12 Eylül Darbesi’nden bu yana sürekli zekâ ve ahlak seviyesi gerileyen toplumu eğlendirmeye yetiyor. Toplumda azınlığa düşmüş, hâlâ modern, laik, kentli, insan odaklı ilerici insanların oransal varlığı umudu ayakta tutmaya yetmiyor. Vıcık vıcık halk dalkavukluğu yapan siyasiler ve iktidar yalakası sözüm ona halkı anladığını göstermek için laik, kentli, emekçi ve düşünen-üreten elitlere saldıran ve kasaba kültürünü ‘halk’ olarak adlandırıp da aklı başında, hâlâ düşünme yetisini koruyan insanları aşağılamayı kahramanlık sanan bazı ünlü artistler… Arabeskçe şımarıklıkla yıllarca egosunu tatmin ettiler. Varılan vasatlık seviyesi bugün birçoğunun artık bunu yapamayacak seviyede, o kör gözünün içine girdi.

Futbol takımlarında, spor kurumlarında ünlü olmuş vasat insanlar, cemaat örgütleri içinde cirit atıyor.

Askerin içinde onbaşı bile olamayacak insanlar subay olarak görev yapıyor ve tarikat şeyhlerinin eline düşmüş zekâsıyla ülkesini nasıl savunabilir ki…

Eğer siz orta seviyedeyseniz daha üst seviyede bir insanı etkileyemezsiniz.

Eğer hem sahtekâr ve hem de entelektüel olarak vasatsanız etkileyebileceğiniz toplum kesimi sizin gibi hem sahtekâr hem de sizden daha vasat insanlardır.

14 Mayıs ve ardından 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerdeki başarısızlık için sorumlu aranmıyor. Çünkü sorumlu anında bulundu ve infaz edilmesi isteniyor.

Ülkede üniversite eğitimi almış bir insan analitik düşünmekten çok uzak. İnançların esiri durumuna gelmiş ve inancını sorgulamak gereği duymayacak kadar körelmişse; barolar hukuk düzeninden memnun ve kılı kımıldamıyorsa; sendikalar paçayı sorumluluktan kurtarmak için çözümü sıvışmakta bulup ve “Aman, beni kimse suçlamasın, nasıl olsa suçlu belli” deyip kendini arınmış görüyorsa; meslek örgütleri sessiz sedasız, adeta opera izler gibi ülkenin kaderinde sorumluluğu siyasilere yüklemişse ve eylemsizlik içinde yan gelip yatıyorsa; üniversitelerin koca koca profesörleri, akademisyenleri TV’lere çıkıp “Yine başaramadı, istifa etsin” diye nara atmaktan başka suya sabuna dokunmuyorlarsa; ülkenin zengin kodamanlarının buluştuğu sanayi-ticaret odaları ve dernekler ülkenin batışını seyrederek “Nasıl olsa sorumlusu var, o bir şey yapamadı, beceriksiz” diyerek sorumluluktan kurtulmuş hissediyorsa; ülkenin medyası dansöz gibi kıvırıyor ve göz göre göre pisliğe bulanmışsa; toplum aptallaşmış, kendi ekmeğini on milyonluk aç insana kaptırmaktan herhangi bir tedirginlik duymayıp da kendini “Ensar” sanıyorsa ve bununla avunuyorsa; diğer yandan da birlikte asırlarca yaşadığı insanları düşman görüp kendi kaderini değiştirmek yerine asırlarca süren aptalca bir hor görme alışkanlığını sürdürmeyi daha önemli görüyorsa; onun partisi olarak gördüğü parti üzerinden muhalefetin bütün unsurlarına yapılan suçlamalara prim vermişse; öte yandan çok daha vahşi bir partiyle iş birliği yapmasını onaylayacak kadar aptalca milliyetçi söylemlerle ayakta duran partiler hâlâ büyük oy desteği alıyorsa ilkesiz bir seçmen kitlesi ile karşı karşıyayız demektir.

En doğru din zannettiği kendi inançlarından başkasına duyduğu nefreti hayatının merkezine almış insanlar, kasaba ve köylerindeki cemaatlerinde hâlâ küfür ederek söz ediyorsa o insanlardan bu körlük nasıl tanımlanır ki… Ben buna ahlaksızlık diyorum.

Ve ülkenin batısındakiler ve eğitim almış insanlar yaşam felsefeleri içinde olmadığı için tüm ülkede “Alevi” nefretinin olmadığını sanıp ülkemizde o inanca sahip birine oy vermeyi kötülük gören insanlar olmadığını mı sanıyorsunuz? Bu nefretin yanlışlığını anlatma konusunda bugüne kadar bir şey yapma gereği duymadıysanız yenilginin kaynağı da sorumlusu da sizsiniz, kardeşim.

İktidardakiler bu nefretin bir sonucu olarak geldi ve yakana yapıştı, farkında değildiniz, hâlâ da değilsiniz.

Neden canını dişine takmış, ülkeyi şu ya da bu sebeple bu cendereden kurtarmaya kendini adayan bir insana duyduğun öfke? Değişiklik istiyorsunuz.

Peki, gelecek olan, siz böyle kalmaya devam ettiğiniz sürece başarabilir mi sanıyorsunuz?

Siz suçluyu bulmuş olmanın rahatlığı içinde uyumaya devam edin, lütfen.

Bu yazıya yorum yapamıyorsanızlütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız
Paylaş:

Benzer yazılar