POLİTİKA 

SON YILLARDA NELER YAŞADIK? (2016)

Entelektüelliğin, düşünen, yargılayan ve yorumlayan kitlenin sayısal olarak düşük olması durumunda yöneticiler; akılcı stratejiler yerine binlerce yıllık geleneksel yönetim anlayışı olan baskı ve şiddet ile dogmatik inançları kullanarak toplumu kontrol altında tutar. Bu tarz yönetimlerin en büyük desteği kalıplaşmış inanç ve kabullerdir. Bu toplumlarda “milliyetçilik” ve “din” aidiyeti çok etkindir.

Oysa çağdaş insan, ışığını evrensel ilkelerden, insanlığın tarihsel kazanımlarından ve bilimden alır. Çağdaş insan kendisini dünyadaki bütün insanlardan üstün değil, o insanlarla eşit görür. Cinsiyeti, ırkı ve inançları nedeniyle tanrının kendisini özel yarattığını zanneden insanlar ise ilkel ve çağdışıdır.

Son yıllarda ülkemizde tartışılan konuları hepimiz şaşırarak izliyoruz. Ne zaman ve nasıl bu hale geldik diye sorgulamadan edemiyor insan. 1980 sonrası doğan nesil, 12 Eylül darbesinin karanlık kültürünün etkisinde büyümüştür. O nesil tanrısal güce sahip olduğunu zanneden insanların kölesi olmaya eğilimlidir. Bugün üniversite eğitimi almış bir genç bile, 12 Eylül’ün yeşil kuşak projesiyle bilinçaltına işlenmiş insanlığın tarihsel kazanımlarına aykırı düşüncelerin yaşama geçirilmesinden yeterince rahatsızlık duymamaktadır.

1980 öncesi her alanda fikrini açıklayan, protesto eden, mücadele eden gençliğe bugün rastlamıyoruz. Demokrasinin evrensel ilkelerini ülkemize yeniden kazandırmak için yapılan bütün toplantı, panel ve söyleşilerde 50 yaş üstü insanların çoğunlukta olduğunu izliyoruz. Gençliğin pasif olduğu toplumlarda uygarlığa doğru bir değişim ve devrimci eğilimler gözlenmez. 1980 sonrası nesilde görmekte olduğumuz şey “bireysel kurtuluş” çabalarıdır. Çünkü 1980 sonrasının ülkenin geriye gidişini sağlayan eğitiminden geçmiş olduğu için ilkesel olarak çağdaşlığı yorumlayamamaktadır. İnançlı olup inancın içine sokulmuş adalet duygusunu yok eden kabulleri bir yandan onaylarken, diğer yandan da ona karşı mücadele etme gücünü kendisinde bulamamaktadır. Çareyi mesleki becerilerini artırıp yurtdışına yönelmekte bulmaktadır. Bu dönemde bunu yapabilme olanakları geçmişe göre çok daha fazladır.

2013’te yaşanan “Gezi” olaylarının yarattığı umudu destekleyecek olan direncin motoru bu bilinç olacaktı. Ancak yerini bir daha yeniden ortaya çıkıp çıkmayacağı meçhul bir belirsizlik, sessizlik ve korkuya bıraktı. Ülkenin çalışabilir nüfusunun yarısından çok çok fazlası işsiz, asgari ücretli veya onun biraz fazlasına razı olmuş şekilde suskunluğunu sürdürmektedir.

Yıllar geçtikçe eski nesil yok olmakta, devleti yöneten insanların karanlık zihinlerine göre şekillenmiş beyinler oransal olarak toplumda çoğalmaktadır. Bunun etkisi, yıllar içerisinde gelişen olaylara yansımaktadır.

Daha önce 2014 yılından itibaren yıllara göre yaşadıklarımızı hatırlatmak istedim. 2014 ve 2015’te yaşadıklarımızı hatırladığımızda bu kültürün etkilerinin yansımalarını görmüştük. 2016 yılı ile devam edeceğim.

– 2016’da 328 kadın öldürüldü.

Toplumumuzun gerileyen yaşam anlayışının en temel göstergesi kadının toplumsal alanlardan soyutlanması ve temeli erkek egemenliğine dayanan dinsel inançlara kurban edilmesidir. Bu durumun oluşması, tarikat ve cemaatlerin cirit attığı şehir ve metropollerimizdeki ibadethanelerde, dini kurumlarda kadının, erkeğin malı olduğuna dair verilen vaaz ve fetvaların sonucudur. Kadının erkeğe itaat etmesi gerektiği yönündeki telkinlerle cahilleştirilmiş, aptallaştırılmış erkek güruhu itaat etmeyen kadını sokak ortasında dövmeyi ve öldürmeyi kendinde hak görmektedir. Öldürülen 328 kadının dışında çok fazla sayıda erkek şiddetine maruz kalarak vücudu ve onuru yaralanan kadın, toplumumuzda ruhunda travma yaşayan çocuk birikmektedir. Bunu suç olarak dahi görmeyen bir zihniyetin var olması en büyük tehlikedir.

– 24 Şubat’ta öğretmeninin istismarına uğrayan Cansel Buse K. intihar etti.

Kayseri’de lise son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Cansel Buse K., 39 yaşındaki matematik öğretmeni Bayram Özcan’ın cinsel istismarına uğradıktan sonra babasının silahıyla intihar etti. Cansel’in ölümüne neden olduğu iddiasıyla tutuklanan matematik öğretmeni cinsel istismar iddialarını reddederek Cansel Buse ile gönül ilişkisi olduğunu söyledi.

Sadece inanan sorgulamayan bir toplumun yarattığı bir başka sonuç da 10 ila 13 yaşındaki erkek çocuklarına inanç geleneğine dayanarak tecavüzdür. Çeşitli tarikat şeyhlerinin “badeleme” olarak adlandırdığı bu vahşet, onların gözünde sıradan bir İslam geleneğidir. Bu çevrelerde şeyhle cinsel ilişki ibadet sayılmaktadır.

– 21 Mart’ta Karaman’da cinsel istismar skandalı ortaya çıktı.

Karaman’da Ensar Vakfı’na bağlı yurtlarda 2012-2015 yılları arasında çok sayıda çocuğun bir öğretmen tarafından cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı. İlerleyen günlerde Karaman’da bu vakıflara ait yurtların olmadığını söyleyen vali ve il milli eğitim müdürünün istismarcı öğretmenle birlikte fotoğrafları basına yansıdı. Kamuoyunda da söz konusu yurtların yasadışı olduğu, vali ve il milli eğitim müdürünün bu vakıfları korumaya çalıştığı görüldü. Vakıfta 45 çocuğa tecavüz edildiği belirlendi.

Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz” sözleri de çok tartışılmıştır.

Bu pisliğin asıl suçlusunun kim olduğunu gösteren haberlerden bazılarını aşağıda okuyalım. Bizim vergilerimizle finanse edilen Diyanet’in her gün ortaya çıkan fetvaları akıl yakıyor. Hatırlayacaksınız.

Buyurun: Ocak ayında Diyanet’in ‘Şehvet’ sorusuna verdiği yanıt ve sonrasında başlayan tartışmalar… Mehmet Görmez’e tahsis edilen lüks makam aracıyla ülke gündemini bir hayli meşgul eden Diyanet İşleri Başkanlığı, fetva tartışmalarıyla infial uyandırdı. Diyanet’in Dini Bilgilendirme Platformu’nda yayınlanan, “Öz kızını öperken şehvet duymanın nikâha etkisi olur mu?” sorusuna verilen yanıt kamuoyunda tepkiye neden oldu. Başka bir soruya verdiği “nişanlılık döneminde çiftlerin el ele tutuşmaması ve baş başa kalmaması gerektiği” yönündeki yanıtı yine tartışma yaratmıştı. Toplumda tepkiye neden olan bu tür açıklamalar sonrası durumları Diyanet ya inkâr etmiş ya da yanlışlıkla olduğunu ifade etmiştir.

– 25 Mayıs’ta uyuyan kadın yolcuya muavinden cinsel saldırı…

Muğla-İstanbul arasında sefer yapan Metro Turizm’e ait yolcu otobüsünde görevli muavinin, araçta uyuyan bir yolcuya bakarak mastürbasyon yapıp spermlerinin bir kısmını yolcunun üstüne sıçrattığı ortaya çıkmıştı. Gözaltına alınıp tutuklanan muavin, ifadesinde yolcuyu hedef alarak mastürbasyon yapmadığını söylemişti. Mahkeme 27 yaşındaki muavin hakkında “cinsel saldırı” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Gösterilen tepkiler üzerine Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk, şirketini suçlayanları “paralelcilikle” suçladı. Durumu inkâr eden muavinin, şirket yetkililerinin devreye girmesiyle yetkililere “Şeytana uydum da yaptım abi” dediği öğrenildi.

Gidişatımızı gösteren önemli noktalara vurgu yapmak isterken fazla uzadı, bu nedenle aslında hafızalarımızda taptaze duran 2016’ya ait olayları yeniden hatırlayalım:

– 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi…

Ülkeyi ele geçirmek ve bir şeriat devleti kurmak için yıllarca devletin bütün organlarına nüfuz etmiş olan Fethullah Gülen hareketi, örgütlenmiş olduğu TSK içindeki subayların girişimiyle Ankara ve İstanbul ağırlıklı olmak üzere askeri bir hareketle ülke yönetimini ele geçirecek son darbeyi vurmak istedi. İstanbul’da Atatürk Havalimanı ve Boğaz köprüleri, Ankara’da MİT ve TBMM binalarına saldırılar düzenlendi. Darbecilerin TRT binasına girerek darbe bildirisini okuttukları sıralarda ise, yurttaki tüm camilerde sala okunmaya başlandı, halk darbeye karşı direnmeye çağrıldı. Savaş uçakları TBMM’ye bomba yağdırırken Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar darbecilerin elinde rehin tutuluyordu. Gün ağarıncaya kadar devam eden çatışmalar sonunda darbe girişiminin başarısız olduğu anlaşıldı.

Darbe girişiminden sonraki ilk MGK ve Bakanlar Kurulu toplantılarına başkanlık eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 aylık OHAL kararı alındığını açıkladı. 4 Ekim’de OHAL 3 ay daha uzatıldı.

– 80 binden fazla kişi kamudan ihraç edildi.

OHAL kapsamında aralık ayına kadar toplam 12 KHK yayımlandı. Bu KHK’lar ile toplam 83 bin kişi kamudan ve TSK’dan ihraç edildi. Kamuda en fazla ihraç, 30 bin ile Milli Eğitim Bakanlığı’nda gerçekleşirken, bu kurumu 18 bin ihraç ile Emniyet Genel Müdürlüğü izledi. Yine bu KHK’lar ile çoğunluğu dernek ve özel eğitim kuruluşu olan 2 bin 614 kurum kapatıldı.

– OHAL’in Akademideki Bilançosu: Yaklaşık 4 bin akademisyen meslekten ihraç edildi.

Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile yaklaşık 4 bin akademisyen meslekten ihraç edildi.

– 40 bine yakın kişi tutuklandı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, FETÖ soruşturmaları kapsamında 22 Kasım’a kadar 92 bin 607 kişi hakkında işlem yapıldığını, 39 bin 378 kişinin de tutuklandığını söyledi. Tutuklananlar arasında Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türköne, Atilla Taş, Ahmet Altan, Mehmet Altan gibi isimler de bulunuyor.

– 9 Mart’ta Diyarbakır Sur’daki Operasyonlar…

PKK operasyonlarında en şiddetli çatışmaların yaşandığı bölgelerden biri olan Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 103 gün sonra operasyonlar sona erdi. Operasyonlarda aralarında 2 yüzbaşı ve teğmenin de bulunduğu 53 asker ile 17 polis ve 1 korucu olmak üzere toplam 71 güvenlik görevlisi şehit oldu. 523 güvenlik mensubu yaralandı. Operasyonlar sırasında 17’si çocuk toplam 74 sivil yaralandı. Ve… Paramparça bir şehir…

– 13 Mart’ta Türkiye’nin Kalbine Beş Ayda Üçüncü Bombalı Saldırı…

Ankara’nın kalbi Kızılay’da bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 2’si saldırgan 38 kişi hayatını kaybetti. Saldırı, Ekim 2015’teki ve Şubat 2016’daki patlamalar ile birlikte beş ay içinde Türkiye’nin Başkent’inde gerçekleşen üçüncü bombalı saldırı oldu. Ankara’da 17 Şubat’ta Merasim Sokak saldırısında 29 can kaybı meydana gelmişti.

– 19 Mart’ta IŞİD Terörü Bu Kez İstiklal Caddesi’nde…

İstanbul İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırı 12 Ocak’ta Sultanahmet saldırısının ardından, 2016’da meydana gelen ikinci bombalı intihar saldırısı oldu. IŞİD militanının üzerindeki bombayı patlatması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi de yaralandı.

Bu olayları yazarken tarih sırası gözetmedim, önem sırası gözeteyim istedim, o da olmadı. Çünkü 2016 yılı Türkiye açısından “felaket” denilebilecek pek çok olayın yaşandığı bir yıl oldu. Ben yazarken gerildim. Bu kadar yeter, eksik bırakacağım. İnsanların ölümünün bu kadar sıradanlaştığı hayatların yaşanırken “hiç” olduğu dönem bu dönem…

Yazmak çok yetersiz kalıyor.

Üzgünüm.

Bu yazıya yorum yapamıyorsanızlütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız
Paylaş:

Benzer yazılar