POLİTİKA TOPLUM 

BEYNİ SABOTE ETMEK

Kaliforniya Rancho Santa Fe’de lüks bir malikânede 39 kişi ölü bulundu; bu, bir toplu intihardı. Hepsi eski bir üniversite profesörü Marshall Herff Applewhite tarafından kurulan ve ‘Cennetin Kapısı’ olarak adlandırılan kapalı bir tarikatın üyesiydi. Bütün cesetler; ayaklarında siyah Nike ayakkabılar ve yüzlerinde mor peçelerle yerde düzgün bir şekilde uzanıyordu.

Do’ takma ismiyle de bilinen, iki yıl akıl hastanesinde yatmış emekli bir profesör olan Marshall H. Applewhite, kendisinin Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar gelmiş hali olduğunu iddia ediyordu.

Tarikat üyeleri isteyerek ve huzur içinde ölmüştü. O sıralarda gökyüzünde net bir şekilde görülebilen Hale-Bopp kuyruklu yıldızının onları cennete götüreceğine inanıyorlardı. Hale-Bopp’un kuyruğu aslında uzay gemisiydi ve görevi de onları alıp yeniden vücut bulacakları bir hayata götürmekti. Uzay gemisinin onları alabilmesi için hayatlarına son vererek bedenlerini terk etmeliydiler. Ancak onları almaya gelmesi gereken uzay gemisi ortalıklarda yoktu.

Uzaylılardan bilgiler aldığını söyleyen Marshall H. Applewhite ve müritleri tarikatlarının ilk üyesinin Hz. İsa olduğuna, kendilerinin de uzaylıların soyundan geldiklerine inanıyorlardı. Dünya uygarlığının ve insanın bir üst dereceye çıkmasına yardımcı olmak için Hale-Bopp kuyruklu yıldızının arkasına saklandığını düşündükleri bir UFO’da buluşacaklarına ve böylece kozmik cennetlerine ulaşacaklarına inanan 39 kişi, 1997 yılında ABD’nin San Diego şehri yakınlarındaki bir villada sedatif etkisi olan Fenobarbital içerek yataklarında topluca intihar etmiş oldular.

Düşünceleri tuhaf, akıldışı ya da aptalca geliyor olabilir; ancak genel olarak ‘Cennetin Kapısı’ tarikatının üyeleri hiç de aptal, akılsız ya da deli değillerdi. Onları tanıyan komşuları hoş, akıllı, makul insanlar olduklarını söylüyordu. Dahası, bilgisayarlar ve internet konusunda uzmandılar ve yaşamlarını son derece yenilikçi internet sayfaları tasarlayarak kazanıyorlardı. Onlarla yakın ilişkideki müşterileri onların sıra dışı zekâlarından, yetenek ve yaratıcılıklarından etkilenmişlerdi.

Bilişsel çelişki kuramını bilen sosyal psikologlar için ‘Cennetin Kapısı’ üyelerinin uzay gemisini göstermeyen teleskobun arızalı olduğuna inanması şaşırtıcı bir durum değildir. Aksi takdirde dayanabileceklerinin ötesinde bir çelişki söz konusu olacaktı. Bedenlerinden kurtulmak istemeleri, daha yüksek bir hayata kavuşacaklarına inanmaları, her ne kadar trajik ve tuhaf olsa da, akıl sır ermez bir durum değildi.

(Bu açıklama ve bazı olayların detayları ‘Kültür Sayfası’ adlı internet sitesinde yer alan ‘Aronson, Elliot, Kaknus 2012 – Sosyal Psikoloji’ kitabından alıntılanmıştır.)

Ülkemizde yaşanan benzer olayların faili FG tarikatını oluşturan bireyleri düşünelim. Onlar geri zekâlı mıydı, düşünün, tek tek aklınıza gelecektir mutlaka. Ordu mensuplarını, generalleri, profesörleri, milletvekillerini, hukukçuları, sanatçıları, gazetecileri, yazarları… Say, say, bitmiyor.

Sosyal psikolojinin çok karmaşık bir yapı olduğunu daha önceki bir yazımda referans verdiğim Sigmund Freud’un ‘Uygarlık, Toplum ve Din’ kitabından alıntılayarak vermiştim.

Sağlıklı bir toplum olabilmek için farkındalık yaratacak bir eğitim sistemi ve bununla birlikte yeniden oluşturulacak kültürel değerlere ihtiyaç vardır. Bunun için, iyi niyetli, bilimsel bakış açısına sahip, yurtsever, hümanist iktidarlara ihtiyaç vardır. Bunu sağlayacak nüve ancak ve ancak o toplumun elitleridir. Bu nedenle, 2005-2007 yılları arasında üzerinde tepinilen, horlanan toplum elitleri etkisizleştirilerek, tutuklanarak, alternatif elitlere yönlendirilerek, geniş halk yığınları nezdinde gözden düşürüldü. Ancak her şeye rağmen yurtsever devrimci elitler güçlü, aktif ve cesur olmalıdır.

Dogmalara saplanıp kalmış bir toplum ile demokrasi inşa edilemez. Demokrasinin sadece seçime indirgendiği, muhalefetin de seçimler yapıldığı için topluma halen demokrasi ile yönetildiği hipnozunu yapması da başka bir aymazlıktır.

Cahil bir toplumun yaptığı seçimler, egemen çevrelerin telkinleri ve buna uygun organizasyonlarının sonuçlarına dayanır. Her ne kadar “Seçim yapılıyor ve siz seçiyorsunuz” deniyor olsa da kapitalist/faşist düzende seçmen, egemenlerin yarattığı bir üründür. Seçimleri kapitalizmin ürettiği o “nihai ürün” yapmaktadır.

Sonuç olarak, böyle şartlarda seçim yaparak ülkeye egemen olmak sadece egemenlerin istedikleri sonucu yasal bir dayanakla elde etme yoludur.

Herkese iyi demokrasiler!

Bu yazıya yorum yapamıyorsanız
lütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız

Benzer yazılar