GEZİ 

ZAMANIN ÖTESİNDE / KIZILCAHAMAM KARTUĞ YAYLASI

Yol Arkadaşım Doğa Sporları ve Dağcılık Kulübü ile Ankara’nın keşfedilmemiş bölgelerine gitmek yürüyüşün heyecanını artırıyor. Yağan kar kentte insanın içini ısıtmıyor. Kalbin buzları dostlukla muhabbetle erir. “Dünyada bir dostluktur asıl olan. Ötesi fasa fiso! İnsanın eti yenilmez, derisi giyilmez. Dostluk ve sevgiden başka işe yaramaz insan.” diyen Fakir Baykurt yayla yolunu gösteriyor bize. “Keşfetmenin peşini bırakmamalıyız/ ki tüm bu keşiflerimizin sonunda/ başladığımız yere varmış/ ve o yeri ilk defa anlamış olacağız.” (T.S. Eliot) Rotamız Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Çukurören Köyü. Ankara’ya 88 km uzaklıktaki Çukurören, eski kayıtlarda Çukurviran, Kozcaviran adlarıyla…

Devamını Oku
GEZİ 

KALBİMDEKİ ISLIK – ÇANKIRI / ORTA / KAYIÖREN YAYLASI

“Yurdum, benim şahdamarım…” – Ahmed Arif Gezgin, yola çıktığında bir fısıltı duyar: “Nereye gidiyorsun?”. Yüreğinden gelen bu fısıltıya yanıt verir içinde kaçış ruhu bulunan gezgin: “Bilmiyorum. Bilseydim başka yerde olurdum.” Kentin renksizliğinden, bunaltısından kaçıştır bu. Doğal dünya renklerle doludur. Dikkat çeken, hoş bir biçimde iç içe geçen, sıra dışı görüntüler yaratan renkler. Doğada bizden gizlenen dünyaya farklı gözlerle bakarız. Çarpıcılığı ve muhteşemliğiyle algılarımızı büyüleyen renkler, en özel mesajları iletir. Yola çıkarken yanıma güzel bir gün için bir fincan nezaket alıp gözlerimi kente bırakıyorum. Doğadaki renklerin öykülerini dinlemek üzere yoldayım artık.…

Devamını Oku
GEZİ KÜLTÜR-SANAT 

ÖLÜCANLAR MÜZESİ

Uzun süredir duran ‘Ankara’da yapılacak işler’ listesindeki o satır için arabamın tekerleklerini döndürdüm. Acının, gözyaşının, işkencenin merkezi olarak görülen, pek çok insanın yaşamının sona erdirildiği yapının iç karartıcı görüntüsünü otuz yedi yıl kadar önce ilk kez görmüştüm. Belleğimde kaldığı kadarıyla o gün yüksek duvarlarla çevrili gri ve mavi renklerin hâkim olduğu binanın nizamiye çevresindeki asker ve gardiyanların yüksek perdeden gürültülü patırtılı tartışmalarından biraz gerilmiştim. Nizamiyenin önündeki yolun dar bir yol olduğunu anımsıyorum. Bir cezaevi aracı kapıda mahkemeye gidecek tutukluları almak üzere bekliyordu. Biraz oyalansam araca binecekler arasında yer alacakmışım gibi…

Devamını Oku
GEZİ 

ANKARA-ÇUBUK-AY KAYASI

Akşamdan geceye kayan ay, sabah güneşini tutkuyla bekliyor. Güneşin silip süpürdüğü bulutlar gökyüzünden kaybolduğunda Ay Kayası’na yolculuk başlıyor. Yol Arkadaşım Doğa Sporları ve Dağcılık Kulübü ile Ankara’nın Çubuk ilçesinde Karagöl Milli Parkı sınırları içinde olan Ay Kayası mevkiine doğru yola çıkıyoruz. Ay Kayası, Çubuk’un kuzeyinde Yeşilkent (Ahurköy) ile Uluağaç köyü arasında bir doğa harikası. Anadolu’nun Türkler tarafından fethi sırasında ele geçirilen ilk yerlerden biridir Çubuk. Selçuklu komutanlarından Çubuk Bey tarafından fethedilen bölgenin ismini buradan aldığı söylenir. Bölgenin ilk ismi Çubukabad’mış. Abad: mamur, şen ve bayındır anlamındadır. Evliya Çelebi, 17’nci yüzyılda…

Devamını Oku
EDEBİYAT GEZİ 

“MAVİ GÖZLÜ DEV” ADAMLA MOSKOVA BULUŞMASI

Moskova’ya iki günlük kısa ziyaretimde iki olmazsa olmazım vardı. Birincisi Kızıl Meydan’ı gezmek, ikincisi ise ‘Mavi Gözlü Dev’ adamla buluşmaktı. Sabah uyanır uyanmaz ilk iş olarak kaldığım otelin yakınındaki Lubyanka İstasyonu’ndan metroya binerek Nâzım Hikmet’in mezarına doğru hareket etmek oldu. Bir sonraki durak, Kızıl Meydan’ın olduğu Okhotny Ryad İstasyonu. ‘Biblioteka Imeni Lenina’ (Lenin Kütüphanesi), ‘Kropotkinskaya’, ‘Park Kultury’, ‘Frunzenskaya’ istasyonlarından sonra Sportivnaya İstasyonu’nda inerek Nâzım’ın mezarının olduğu Novodevichy Manastırı Mezarlığı’na gidiyorum. Metrodan çıktıktan sonra sağ tarafa dönerek yaklaşık 100 metre sonra Novodevichy’in önünde kendinizi buluyorsunuz. Mezarlığın içine girdiğiniz anda buranın sıradan…

Devamını Oku
GEZİ 

ADANA MERKEZ PARK

Kentlerin rüyası, Adana Merkez Park yolundayım. Adana sokaklarında yürürken, “Su görmemiş bir kente yaradır nehir yatağı” diyen Barış Erdoğan’ın sesi kulaklarımda çınlıyor. Gözlerim geçmişi ararken adımlarım silinmiş şeylerin peşinden gidiyor. Eski Adana’nın taş sokaklarını, portakal bahçelerini, taşan baraj sularını özlüyorum. O suların akışına kapılan gönlüm beni Adana Merkez Park’a götürüyor. Kentin görünmez hayaletlerini selamlıyorum. Antik Kilikya’nın en önemli şehirlerinden biri olan Adana’nın sıcacık kış günlerinden birindeyiz. Bir mite göre gök tanrısı Uranüs’ün ‘Adanus’ ve ‘Sarus’ adında iki oğlu savaşarak Adana civarına gelmiş. Adanus adını kurduğu şehre vermiş. Seyhan Nehri de…

Devamını Oku
GEZİ 

‘DOĞA ÇEŞNİCİSİ’ HAVULLU YAYLASINDA

“Yağmur bir adım ötemizde/ Kabarmış ağulu mantar” – Melih Cevdet Anday Yol Arkadaşım Doğa Sporları ve Dağcılık Kulübü ile rotamız, yaylaları ile nam salmış Bolu’nun Gerede ilçesi. Yolculuk öncesi rüyamda sorguya çekiyor beni ormanlar, tepeler. Rüzgârın getirdiği boğuk fısıltı, şehirlerde dolaşan gölgelerini yitirmiş insanları soruyor sessizce. Edip Cansever’in ‘Doğa Çeşnicisi’nin dizeleri ile yanıtlıyorum rüzgârı: “Hiçbir ses yakalayamaz beni/ Susuz bir gökyüzü çınlamasından başka/ Bir doğa çeşnicisiyim ben alışılmadık/ Belki böyle son defa/ Yudumlayaraktan öfkemi/ Avcunu yüreğine daldırmış da. // Hiçbir ses yakalayamaz beni/ Dağlarda küskün, küçük/ Bir ot parçasının yankısından…

Devamını Oku
GEZİ 

AVDAN’DA SONBAHARIN AYAK SESLERİ

“Yol uzun, atım eşkin/ kimse kınamasın.” – Ali Püsküllüoğlu Homeros destanlarını lir eşliğinde özgürce okuyan gezgin şarkıcılar kıvrıla kıvrıla akan derenin kenarında yürüyorlar. Güneşin ışıkları altın bir tül gibi ağaç dallarından sarkıyor. Ağaçlar, çalılar umut dolu bir sessizlik içindeler. Akşam rüzgârını bekliyorlar. Ezgiler birbirinin ardı sıra tuhaf geçişlerle ağır ve hüzünlü melodilere dönüşüyor. Gölün kıyısındaki kayaya oturuyorum. Ahengi usumda, majör gamı ruhumda gizliyorum. Kayada otururken pastoral neşeyi duyumsuyorum. Kendimi tatlı hayallere kaptırmışken bir korna sesi çıkarıyor beni rüyadan. Şehirde kısırlaştırdığım zamanı doğanın kollarına atmaya gidiyorum. Ankara’nın ilçesi Çamlıdere’nin Avdan köyüne…

Devamını Oku
GEZİ 

DAĞKUZÖREN, AĞAÇLARIN GÖLGESİNDE…

“Doğa sabrı sever.” – Gogol Eduardo Galeano, karısı Helena’nın rüyalarını anlatır kitabında. Bazen ben de kendi rüyalarımı anlatırım yazılarımda. Der ki Galeano: “Gündüzleri hikâye anlatılmaz. Hikâyeler gece anlatılır; çünkü kutsallık geceleyin yaşar ve hikâye anlatmayı bilenler, ismin yalnızca ismin isimlendirdiği şey olduğunu bilerek anlatırlar hikâyelerini.” Aslında bir nevi, hikâye anlatıcısıyım. Bir günün hikâyesi yaşanır satırlarımın arasında. Gün ışığı sessiz bir otlağa yayılır gibi gecenin gölgelerini süpürüyor. Işık uykumun derinliklerine erişemiyor, soluğum yavaşlıyor, üşüyorum, beden ısım düşüyor, kaslarım kasılmaya başlıyor ve bilinç kapım örtülüyor. Alarmın sesini duyuyorum. Gözlerimi açmaya çalışsam da…

Devamını Oku
GEZİ 

KARS’IN 3G’Sİ / GAR, GIŞ, GIYAMET

Değişik bir rotadan gidelim dedik. Van Gölü Ekspresi ile Tatvan’a kadar müthiş keyifli doğa ve manzara içerisinde yol aldık. Bu rotanın şanssızlığı son durağının Van olmaması… Emin olun, tren hattı Tatvan değil de Van’da bitiyor olsaydı bugün Kars çılgınlığı kadar Van çılgınlığını da konuşuyor olacaktık. Tatvan sonrası karayolu ile devam ederek 7 saatlik bir yolculukla Kars’a ulaştık. Dönüşü ise Doğu Ekspresi ile yaptık. Gezinin ana teması tren ve Kars’tı. Bir geziyi daha bitirip evimize dönerken Kars’a dair neler kaldı aklımızda derseniz kısaca buraya not düşelim. Nuri Bilge Ceylan filmlerinden daha…

Devamını Oku