EDEBİYAT 

DÜNYA KOLOMB FUARI’NA BİR OSMANLI GEZİSİ / ‘DARWIN’İN SERÇELERİ’

Filistin asıllı Suriyeli tarihçi Teysir Halef’ın kurgusal eserleri, onun tarihsel araştırma deneyiminin bir uzantısı olarak ortaya çıkıyor. Yakın zamanda Ökkeş Hengil’in Arapça aslından Türkçeye çevirdiği ve Loras Yayınları tarafından yayınlanan ‘Darwin’in Serçeleri’ isimli romanda da yazarın tarihsel altyapısı açıkça görülmektedir. Teysir Halef, bizi bu romanında 19’uncu yüzyıla götürüyor. 1893 yılında Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin 400’üncü yıldönümü kutlama törenleri için Chicago’da uluslararası bir fuar yapılmasına karar verilir. “Dünya Kolomb Fuarı” adı verilen bu etkinliklere Osmanlı Devleti de davet edilir. Romanın ana fikirlerinden birisi, kendini üstün gören Batı kültürü ve Doğu kültürünün…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

ŞİİR FARKINDALIKTIR YA DA HİÇ!

“Göremeyeceğimiz günler için dövüştük/ kavgamızın şiir olması bundan.” [1] Erol Aslan, dostumdur. Ancak bu satırlar; o, dostum olduğu için değil, ‘Gecenin Karanlığında Güneşi Uyandıranlara’ başlıklı dizelerden mülhem kaleme alındı. Neden mi? Dikkatle okuduğunuzda ozanın dizeleri biz(ler)e, öncelikle sanatın gücünü anımsatıyor. Nasıl mı? Örneğin II. Dünya Savaşı’nda Alman orduları tarafından kuşatılan Leningrad’da Sovyet besteci Dimitri Şostakoviç’in ‘Leningrad Senfonisi’ en zor gülerde bile umudun, direnişin simgesi haline gelmişti. Sanatın gücü tam da buradadır. Mesela Bob Dylan’ın 1960’larda seslendirdiği ‘Blowin’ in the Wind’indeki “Daha kaç yıl kök salsın ağaç bahar açıncaya dek/ daha…

Devamını Oku
EDEBİYAT KÜLTÜR-SANAT 

POSOFLU ZÜLÂLİ ÖZELİNDE BADE İÇME GELENEĞİ

Bir toplumun yazının icadından evvel ya da yazının kullanım sıklığı yaşadığı dönemden önceki en mühim kültür kodları saklayıcısı şifahi ürünlerdir. Sözlü gelenekte herhangi bir anlatı değişerek, bazı parçalarını yitirerek, çoğu zaman farklı kültürler ve insanlar arasında, seyahat etmesi sonucu yeni motifler adapte edilerek zenginleşir. Yazıyla birlikte insanların hem düşünsel hem de kültürel bir değişim geçirdikleri gözlenmiştir. Bu değişim sözlü ürünlerin gücünü azaltarak süregelmiştir. Günümüze değin süren bu değişimin en önemli sonuçları herhangi bir anlatının farklı anlıklarda kazandığı zenginlikleri yitirmesi olmuştur. Dilbilim alanında yeni kapılar açan Saussure, yazı için “Aynı anda…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

‘ACIKLI SÖZLER KRALİÇESİ’ DİDEM MADAK VE ŞİİRİ ÜZERİNE

Didem Madak, 8 Nisan 1970’te İzmir’de öğretmen anne-babanın ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Madak, kendi yaşamını “Ben hayatımın bir bölümünü ev hanımı, bir bölümünü serseri, bir bölümünü de kendini uhrevi meselelere vakfetmiş bir rahibe gibi geçirdim.” sözleriyle anlatır. (Madak, 2015: 355) Altı yaşındayken kız kardeşi Işıl dünyaya gelir. Kardeşi Işıl, Didem Madak’ın yaşamında önemli bir yere sahiptir. ‘Ah’lar Ağacı’nda yer alan ‘Karınca Kumu’ şiirindeki “Kardeşim, biriciğim, kimse yoksulluğu benim için/ böyle sevimli kılmadı şimdiye kadar.” ve “Kardeşim, biriciğim, sen olmasan,/ ablanın kâbuslarını kim hayra yorardı?” (AA, 62) dizeleri bu önemi…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

SOKAĞIN CİNSİYETİ

Notos derginin son sayısında toplumsal dönüşümün olmazsa olmazı kadınlar ve yaşadıkları çevreyle olan bağları “flanöz” kavramıyla ele alınmış. Esasında bu kelime, “flanör” kelimesinin kadınları niteleyen değişimi. Flanör ya da flanöz, sokaklarda aylakça gezen kimse demek fakat bu aylaklık anlamsız bir eylemden öte, düşünsel bir aylaklık! Bir kenti, bir caddeyi, bir sokağı… Kimsenin dikkatini çekmeksizin gözlemleyen, inceleyen kimseler için kullanılmakta. Merak duygusu, insanların öğrenmesindeki itici güç şüphesiz… Bu duygunun erkeklerde küçük yaşlarda pekiştirilmesi, desteklenmesi ya da engelleyici bir tutumla karşılaşmaması aşkınlığı var etmiş. Kadınlar ise merak duygularını bastırmak zorunda kalarak toplumdaki…

Devamını Oku
EDEBİYAT KÜLTÜR-SANAT 

KENDİ KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞMAYI BAŞARMIŞ BİR ANKA KUŞU / JOANNE KATHLEEN ROWLING

“Hayat zordur, karmaşıktır, bütünüyle kimsenin kontrolünde değildir ve bunu bilmenin verdiği tevazu hayatın iniş çıkışları karşısında sağlam durmanızı sağlayacaktır.” – Joanne Kathleen Rowling, ‘Güzel Bir Hayat’ Bazen zor, karanlık, içinden bir türlü çıkamadığımız zamanlardan geçeriz. Hayatın donup kaldığını, zamanın mutlu günlerden çok umutsuz günlere doğru aktığını hissederiz. Böyle anlarda kimi zaman bir dost elini uzatır bize kimi zaman bir sevgi ya da sevgili… Bazen de bir filmin içinden ya da bir kitabın satırlarından bir karakter çalar kapımızı, aslında somut olarak yoktur ama bir o kadar da bizdendir, kendimizden… Benim en…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

İKİ KADIN, İKİ ADAM, BİR DE MATRUŞKA’NIN HİKÂYESİ / ‘BAŞKALARININ TANRISI’

“Şiirlerle şarkılarla / kendini avutacaksın / ya dışındasındır çemberin / ya da içinde yer alacaksın.” Okur olarak hepimizin hayatında bir yazarla tanışmanın, bir yazarın dünyasına dâhil olmanın hikâyesi vardır mutlaka. Mine Söğüt de benim için hikâyesi olan yazarlardan. 2018 yılında Yapı Kredi Yayınları’nın Instagram üzerinden yaptığı çekilişle ‘Beş Sevim Apartmanı’ romanını kazanmamla başladı Mine Söğüt okuru olmam. Sonrasında diğer kitaplarını ve köşe yazılarını okuyarak, katıldığı programları ve söyleşileri takip ederek bugüne kadar devam eden bir süreç oldu. 2021 yılının Ekim ayında Mersin Sokak Kitap’ta Mine Söğüt tarafından gerçekleştirilen, insan-ahlak-adalet-medya ilişkilerinin…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

‘TAŞ VE GÖLGE’DE KİMLİK ARAYIŞI

Bütün arayışlar bir kopuşla başlar şüphesiz. Köklerimiz, ailemiz, yaşadığımız yer, tanıdık bildik yollar, sokaklar, ıssızlığında huzur bulduğumuz kuytular hepsi kimliğimizi oluşturan bir görselin parçalarıdır adeta, tıpkı bir puzzle gibi. Her şeyin başı ise bütün geleceğimizi kucağında tutan ve “geçmiş” olarak anılan çocukluktur. İnsanın hayatı, var oluşu ve arayışları bu döneme uzanan bir kopuştan başka ne olabilir ki? Anne babasızlık, aileden ayrı düşmek bu kopuşun en keskin hali olsa gerek. Elbette bu kopuş somut bir yoksunlukla sınırlandırılamaz. Duygusal bir yalnızlık hali, anlaşılmama, reddediliş de bunu tetikleyebilir. Kısa süre önce okuduğum ‘Taş…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

TABLO

Belediye salonunda genç ressamların eserlerini sunmaları için düzenlenen sergiye nazlana nazlana da olsa geldim, yeğenim inatçı kızdır, ısrarları tatlı tatlı bıktırır. “Bicici geldii!” diye bağırdım, salonun sonundaki tabloyu görünce, heyecandan, birdenbire. Salonda bir sessizlik oldu ve mahcup oldum, “Özür dilerim!” dedim kısık sesle. Güzel gülüşüyle bir genç yanımıza geldi. “Özür dilemenize gerek yok, iyi ki bağırdınız, hoşuma gitti, tabloma ses verdiniz” dedi. Yeğenim, “Bici bici ortak noktanız diyeceğim ama tevellüdünüz beni onaylar mı bilmem?” diye bir espri yaptı. Genç ressam, “Benim yaşım değil ama bu tabloya esin kaynağı olan dedemin…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

İNİŞ BEDELİ

Sıcaklık haviye seviyesindeydi. Sabah duş almış olduğum halde kâbuslu bir düşten uyanmışçasına sırılsıklam terliyordum. Tuzlu ter damlaları saç köklerimden enseme, oradan da daha aşağılara süzülüyor; önce fanilamı, biriktikçe de tişörtümü ıslatıyordu. Sırtımı göremesem de siyah tişörtümün arkasının beyaz tuz lekeleriyle dalgalandığına bahse girebilirdim. Sağımda solumda yakaladıkları gölgeleri kendilerine siper etmeye çalışarak koşuşturan sayısız insanın benden farkı yoktu. Yeryüzünden, insanların yüzlerinden gökyüzüne buğu yükseliyordu. Uzun süredir işsiz olmamın verdiği iç sıkıntısı biraz hafiflemişti. İş görüşmesine çağrılmıştım. Cebimde ancak bir simit alacak param ve otobüs kartımda iki binişten üç-beş kuruş fazlası kontörüm…

Devamını Oku