EDEBİYAT 

‘KÖTÜ KALP’İN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Bu, biraz gecikmiş bir yazı… Gündemin hızla değiştiği ve her şeyin yerini bir başka önemli durumun, olgunun aldığı bir çağda belki de “zamansız”lığa bir övgüdür bu tutumum… 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü… 1857’de eşit hak arayışı için grev yapan 139 dokuma işçisi kadının direnişte öldüğü gün… Bir kutlamadan ziyade bir anma… Bu nedenle birkaç yıldır Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kadın yazarlardan, feminist kuramla ilgili paylaşımlar yapıyor ve eşitlik bağlamında, kadının bilinçlenmesinin öneminin fark edilmesine dikkat çekmek istiyorum. Bu yıl ise kuram değil, kurmaca bir eser seçtim. “Bu kötü kalpler…

Devamını Oku
EDEBİYAT FELSEFE 

FRANZ KAFKA’DA YABANCILAŞMA VE İNSAN ZAYIFLIĞININ EVRENSEL TRAJEDİSİ

“Ben dokunamıyorum, yazdıklarım dokunsun.” – İlhan Berk Franz Kafka, 20’nci yüzyılın ve modern Alman edebiyatının önde gelen yazarlarındandır. Yaşamı boyunca pek tanınmayan Kafka, yakın arkadaşı Max Brod’a verdiği vasiyetinde tüm yazdıklarının imha edilmesini rica etmişti. Oysa Max Brod, Kafka’nın Viyana’da ölümünün ardından bu büyüklükteki tefrikaları yakamayacağına karar verir. Elindeki bütün eserleri yayınlamaya başladı. Neredeyse bütün büyük yazarların başına gelen, Kafka’nın da başına gelmiş, yazar ölümünden sonra da olsa dünyaca tanınan büyük bir edebiyat ikonu haline gelmiştir. Franz Kafka, 3 Temmuz 1883’te orta sınıf bir Yahudi ailesinin ilk çocuğu olarak Prag’da…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

BİR ZAMANLAR

Güneş çoktan kavurucu ışınlarını toparlayıp eflatun dağların ardındaki sığınağına çekilmeye başlamıştı. Yeryüzünde bütün gün hüküm sürdüğünden, ısınan topraktan yükselen buğu ufukta yanılsamalar yaratıyordu. Gökyüzünün uzak kısımlarında portakal rengi bir hüznün çizgisel nağmeleri asılı kalmıştı. Kuşların çoğu, günlük mesailerini tamamlamış beyaz yakalıların huzuru içinde yuvalarının sıcaklığına teslim etmişti kendini. Yolunu şaşıran tek tük aceleci kuşun çığlıkları sessizliği yırtıyordu. Biraz sonra yerlerini, gece kuşlarına bırakacaklarını müjdeliyorlardı. Uzaktan, çok uzaktan, yalpalaya yalpalaya, tozu dumana katarak gelen minibüsün aksırıklı tıksırıklı motor gürültüsü ile şoför Mehmet Emin’in etraftaki esnaflara selam vermek için arada bir bastığı…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

YAPISALCI BİR EDEBİYAT ELEŞTİRİSİNE DOĞRU: TODOROV’UN ‘POETİKAYA GİRİŞ’İ

“Yazar adlandırılamaz: Adlandırılmak istenildiğinde bizim bu ismi kullanmamıza izin verir; ama kendisi bu adın ardında durmaz, sonsuza değin adsızlığa sığınır.” – Tzvetan Todorov Yirminci yüzyıl, edebiyatın eleştiri alanında, önemli atılımların ve açımların yaşandığı çağdır. Edebi eserdeki tek boyutlu inceleme yöntemleri (sanatçı-eser-devir); öncesinde edebi eser, çevresinden yalıtık, salt esere yönelik (Sartre’ın ifadesiyle kendi-için) çalışılmasına izin vermemiş; sanatçının kimliği bir kenara bırakılarak, eser, dilbilimsel noktalarıyla, biçimsel yönleriyle ve psikolojik, felsefi boyutuyla ele alınmamıştır. Yirminci yüzyılda, görme biçimlerinin değişmesi, bu ele alışı, okurun, Eco’nun güzel bir şekilde ifade ettiği “nitelikli okur”un esere daha…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

YILDIZ YAĞMURU

Tabancamı kaptığım gibi fırladım dışarı. Soluk almakta zorluk çekiyordum. Ağır aksak adımlarla, olabildiğince hızlanarak geçtim yolu. Akşam olmak üzereydi. Tek tük araba farları, o da uzaktan görünüyordu. Eskiden hem araba hem de insandan geçilmeyen sokaklardı buralar. Hele bugünkü gibi bahara dönmeye başlayan günlerde enerji herkesten ve her şeyden fışkırırdı. Delifişektim ben de. Bendine sığmayıp taşanlardan… Kasabadan şehre zevk olsun diye 5-6 saat yürür, yemek yer, sonra geri dönerdim. Etrafı çevreleyen dağlara tırmanır, yer içer, sonra da göğü yorgan yapıp altında yatardım. Gecenin karanlığında pırıl pırıl parlayan yıldızlarla konuşurdum kaybolana dek.…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

BİR HAFTA SONU OKUMASI ÜZERİNE: ‘NORMAL İNSANLAR’

Hafta sonu, günlük yaşamın pratiklerinden uzaklaştığımız zaman dilimi… Bir edebiyatçı olarak benim de hafta sonu okumalarım, rutinim Türk edebiyatından eserler okumak olduğundan onun dışına çıkmak olarak biçimleniyor. Her şeyin gayet normal(!) olduğu bu hafta sonu okumam, geçen ay Ankara’daki Dost’tan yeni çıkanlar bölümünden seçtiğim Sally Rooney’nin ‘Normal İnsanlar’ adlı romanı oldu. The New York Times’ın çok satanlar listesindeki bir roman bu. The New York Times’ta Ellen Berry imzalı bir yazıda, “Prekarya’nın Jane Austen’i” olarak tanımlanmış Sally Rooney. Prekarya’nın İngiliz ekonomist Guy Standing tarafından ortaya atılan “güvencesizler topluluğu” olarak çevirebileceğimiz yeni…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

İDA’YA YOLCULUK

Sabırsız bir ifadeyle saatine baktı. Sigarasını ivecen hareketlerle küllüğün içinde ezdi. Amasra işi şimşir ağacından derin küllük ağzına kadar dolmuştu. Boş olsaydı konkav tabanındaki parlak cilanın yerini alan kararmış çizikler çok rahat görülecekti. Pencereye yaklaştı. Desenleri solmuş, kesif sigara kokulu, yer yer çıngı delikleriyle defolu perdeyi bütünüyle açmadan, eliyle hafifçe çekerek dışarıya baktı. Pencerenin kirli camlarından sokağın başına kadar olan kısmı çok rahat görebiliyordu. Gözleri daldı. İnceden bir yağmur başlamıştı. Bir kez daha saatine baktı. Yalnızca dört beş dakikası kalmıştı. Hızlıca ahşap merdivenlere yöneldi. Çabucak basamakları tüketti. Acıyla inleyen ahşap…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

KELEBEK CİNAYETİ

“Anlaşılmayacaksın, ey kanatsızlık!” E.  Â. Tembelliğin sınırını zorlayan “Yapacak bir yığın işin var” demeyip en azından sözde de olsa “Yapılacak bir yığın iş var yarın” diyor. “Zıbar, erken kalk ve konforum için senin sonsuz ‘Hayır’ diyememeni kullanmama izin vermeye devam et” demiyor da. “Aptal mıyım?” Öyle sanıyor. Ellerimi dizlerime vurup isyansız bir “Evet”le kalktım. Odamın kapısı, elbise, kitap, terlik, yerdeki ıvır zıvırdan zor açılıyor. Eşyalar dağınıklık karşısında ayaklanmış da içerden kapıyı kapatarak protesto çekiyor sanki! Hiç uğraşmadan yatabileceğim kadar yer açtım kendime yatakta. Kolumun altında bir sertlik… Dergiyi de okuyamadım…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

KÜL DÜNYASI

Arabanın bu yolculuğu kaldıramayacağı belliydi. Nitekim öyle de oldu. Kar ya da yağmurla bozulmuş dağ yollarındaki her çukur bir vidayı gevşetmiş olmalı ki çok da bilmediğim bu yerde motor aniden sustu. Tırmanış sırasında olsa işim çok daha zor olurdu; ama neyse ki inişte oldu. Böylece arabayı nispeten güvenli sayılabilecek bir yere yanaştırabildim. Öğle güneşi oldukça berrak… Yayla sayılacak bir yer olmasa da havada keyifli bir serinlik ve esinti var. İleride büyükçe bir dere görünüyor. Sesi görüntüsünden önce gelmişti. Alabildiğine yeşillik bir alan… Ağaçlar çok sık olmasa da etrafa dağılmış halde…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

AHMET HAMDİ ÖNAL’IN YAŞAMINA KISA BİR DEĞİNİ

Ahmet Hamdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dördüncü kuruluş yıldönümünde, 23 Nisan 1927’de Diyarbakır’da doğdu. Bebekken annesi Sâre’yi kaybetti, bu yüzden hayatı babasının yeni eşleriyle devam edecekti. Sekiz kardeşin en küçüğü olan Ahmet Hamdi, babasının memur olması nedeniyle Diyarbakır’dan sonra Siverek’le tanıştı. Okuma yazmayı ilkokula gitmeden önce öğrenen Ahmet Hamdi, ortaokulu Urfa’da, liseyi yatılı olarak Afyon’da okudu. ‘Ahmet Hamdi’ adı büyük bir kitleye pek de tanıdık gelmemiş olmalı. O, edebiyat çevrelerinde, başka bir adla tanınan, ilk şiir kitabıyla da Türk şiirine damga vuran efsane şair Ahmed Arif’tir. Şiir sanatında ilk Afyon’da…

Devamını Oku