EDEBİYAT 

KİLİT SEVDASI

On yaşında, aşırı zayıf, hassas bir çocuktu Nuri. Ne bir yerinin kanadığı ne ciddi ciddi bir arkadaşı ile kavga ettiği ne de bisikletten düşüp kolunu veya bacağını çizdiği görülmüştü. Sınıftaki arkadaşlarından, mahalledeki diğer çocuklardan hep farklıydı. Hiç oyuncak merakı olmamıştı, kitap okumayı sevmezdi, bir kez bile lunaparka gitmek istememişti. Hele dondurma, çikolata, şeker yediği hiç görülmemişti. Dışarıda, okulda, sokakta hep içine kapanıktı. Merkez lokantasında aşçılık yapan babası, ev hanımı olan annesi onu bu çemberden dışarıya çıkarmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Kredi çekip psikiyatriste bile götürdüler oğlanı. Bağarası’ndaki meşhur Kamil Hoca’ya…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

POTKALDEKİ ADRESSİZ MEKTUP

Günün ilk ışıklarıyla Bostancı sahili aydınlanmaya başladı. Dolgu zemini döven dalgalar bir hışımla atomize hale gelerek havalanıyor, belli bir yükseklik kazandıktan sonra yer çekimine yenik düşerek kıyıları ıslatıyordu. Uzaktan bakıldığında baba-kız izlenimi veren bir çift, kapüşonlu montlarıyla sahildeydiler. Erkeğin yaşı geçkinceydi ve seyrek kırçıl saçlarını arkaya taramıştı. Elini sımsıkı kavradığı kadın, otuzlu yaşlarında oldukça ince ve narin yapılı, uzun boylu, siyah uzun düz saçlı, iri siyah gözlüydü. Son model arabalarını park ettikten sonra sabah serinliğinde el ele kıyı boyunca yürümeye başlamışlardı. Dikkatli gözler, çiftin baba-kız olamayacağını anlayabilirdi. Genç kadın, adamı…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

FANTASTİK MANZARALARDA İYİ VE KÖTÜ DENGESİ

“Sadece bir cehennem var, o da şu anda yaşadığımız.” – George R.R. Martin Kötülüklerin, kirli oyunların, acımasızlıkların, psikolojik şiddetlerin ve zorbalıkların “iyi bir insan olabilme çabalarımızı” çıkmaza soktuğu, mavilere boyadığımız umutlarımızı siyaha çaldığı anlardan, günlerden, dönemlerden –istesek de istemesek de– geçiyoruz. Şu sıralar ben de kendime hep bu döngüde geçen sorular soruyorum: “Güç, onurdan büyük müdür? Bazı günahlara gözümüzü ne kadar kapatabiliriz? Sevdiğimiz şeyler uğruna gerçekten en kirli çöplere bile elimizi sokmalı mıyız?” Bu sorular aklımı ve ruhumu kemirip dururken yine en çok sevdiğim yazarların ve eserlerinin kapısını çaldım. Gerçekten…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

YAŞAMIN YAŞANAMAZLIĞINA DAİR

“Geride bıraktığımız, bize yıllar boyu mutluluk vermiş bir güzelliğin yıkıntısı. Kurtarmak için parmağımızı bile oynatmağa davranmadığımızdan yıkılıp yok olmuş bir güzellik. Bir güzellik daha, demek gerekir. Yaşamak, durmadan ardında yıkıntılar bırakarak bir yerden bir yere gittiğimizi sanmak mıdır?” Bilge Karasu’nun da içini doldurmaya çalıştığı, kafasını epey meşgul etmiş bir uğraş bu yaşamak uğraşı. Yazılmış bütün metinler, yaşamın ve yaşamanın gizini fısıldamaktan öte bir şey yapmazlar aslında. Edebi metinlerde, bir yaşama kapı aralarken yaşamanın ne olduğu ya da olmadığını üstü kapalı biçimde okuruz. Görünenin ardındaki gerçekliği sözcüklerle ifade etmenin ne denli…

Devamını Oku
EDEBİYAT TOPLUM 

BARIŞ YA DA GODOT’YU BEKLEMEK

“1 Eylül” geride kalırken her yıl olduğu gibi zihnimde yankılanan bir soru: Nedir barış? İçinde bulunduğumuz yüzyıla değin geçip giden onca zaman içinde defalarca adı konan ama bir şekilde çiğnenmiş bir değerler sistemi mi, yoksa çaresizlerin ulaşmak arzusuyla uğruna savaştıkları bir ideal mi?  TDK, “Savaş halinin bitmesinin bir anlaşma ile belirtilişinin ardındaki durum, hazar, sulh” olarak açıklıyor. Anlaşma yapmak barışmak için yeterliymiş gibi… Esasında barışmak anlaşmaktan daha başka bir durumu ifade ediyor. Barış, sadece çatışmasızlık hali olarak görüldüğü için ortadan kalkıp yerini tekrar savaşa bırakıyor ya zaten. Tarafların ikna olması,…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

OKURUN DÜŞSEL İKTİDARI

“Zavallı geçmiş / Gelecek yeni bir çağ mı sanki / Beynimiz yağmalanmış / Değişen bir şey yok / Günlerin çürümesinden belli.” – Nâzım TANER Kendini anlatmak için insanı, insanı anlatmak için de dünyayı konu edinen düşünürler, yazar ve şairler, eserlerinin arka planında ancak sezgi ile ve yoğun okumalar sonucu kavranan bir yapı kurarlar. Okura sunulan, eserin ön yüzüdür. Bir eserin öte yüzü ve hatta yüzleri vardır. Bir anlatma uğraşı olarak doğan edebiyat, zamanla harekete geçirme ve düşünsel eylem beklentileri ile bezenir. Yani ilkin mağara resimlerindeki anlatma ihtiyacı, zamansal akış ve…

Devamını Oku
EDEBİYAT YAŞAM 

GORKİ’Yİ ÖZLEMEK

Saint Petersburg Sokağı’nda 24 no’lu binanın çatı katındaki evimin kitaplarla dolu küçük odasının penceresi önünde, elimde votka kadehi Kremlin Sarayı’nın altın kaplamalı ve ışıl ışıl parlayan kubbelerini dalgınca izlerken sevgili dostum Gorki’yle tanışmamız aklıma geldi. Sahi, nerelerdeydi? İtalya’da Capri Adası’ndaki villasında dinlendiğini, sonra Moskova’ya döndüğünü duymuştum. Lenin’in yakın arkadaşıydı ve Bolşevikler için yaptığı çalışmalar nedeniyle ‘Kızıl Yıldız Nişanı’ verilmişti. Ceple son konuşmamızda ‘Ana’ romanını bitirmek üzere olduğunu söylemişti. Onu çok özlediğimi fark ettim. Oldukça soğuk ve karlı bir Moskova akşamıydı. Soğuktan büzüşmüş ve başım eğik, Kızıl Meydan’ı geçerek eve gidiyordum.…

Devamını Oku
EDEBİYAT TOPLUM 

ERİL SÖYLEMİ BENİMSEYEN İNANÇLARIN GÖLGESİNDEKİ KADININ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

“Dostum, kadınlara inanma! Vaatlerine gül geç! Çünkü onların iyi ya da kötü halleri ferçlerinin heveslerine bağlıdır. Güya aşktan söz ederler, oysa hainlik onları sarıp giysilerinin titreşiminde şekillenir. Yusuf’un dediklerini saygıyla anımsa; Âdem’i cennetten kovdurmak için iblisin kadını kullandığını unutma! Kendine de güvenme! Bir işe yaramaz! (…)” (s.54) ‘Binbir Gece Masalları’nda geçen bu satırlar bir kadının itirafı olarak aktarılır. Bu kadın, ifriti bile oyuna getirmiş olmakla övünen bir kadındır. Ve bu itiraf, Şehriyar’ın ülkesindeki kadınların kıyımına sebep olur. Ta ki sıra Şehrazad’a gelene kadar. Şehrazad, kadınların kurtuluşu için ölümü göze alır…

Devamını Oku
EDEBİYAT TOPLUM 

ÇOCUKLUĞUMUN ORMANLARINDA

“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk/ hiçbir yere gitmiyor.” – Edip CANSEVER Toplum olarak “Vurdumduymaz, bencil ve ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’cıyız” demeyiz de “Unutkan bir milletiz” deriz. Belki de bütün bunların dışında hakikaten unutabiliyoruz da. Her şeyi unutabiliyoruz ama çocukluğumuz dünden daha kuvvetli ve yoğun bir biçimde yer ediyor hafızamızda. Bu çocukluğun hatıraları her zaman çiçekli bahçelerle bezeli de olmuyor ne yazık ki. Acaba bundan mı bu kadar hastayız, bundan dolayı mı böyleyiz, yoksa hepimiz mutsuz çocukluğumuzun tedavisine geç kalınmış hastaları mıyız? Çocukluğum; böğürtlen, keçiboynuzu, limon, portakal ve kızılçam…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

GÜLMEYE DAİR HÜZÜNLÜ KİMİ NOTLAR

“Taliban, komedyen Khasha Zwan’ı öldürdü” şeklinde servis edilen haberlere rastlıyorum birkaç gündür. Bahsedilen ismin bir araç içinde, silahlı iki adam arasında götürülmek üzere olduğunu ve yüzüne vurulduğunu gösteren kısa bir videoyla paylaşılmış bu haberler. Detaylı bilgi almak için kısa bir arama yaptığımda haber içeriğinin değişiklik gösterdiğini fark ettim. Kimi kaynaklar bu durumun bir iddia olduğunu söylerken, kimisi Taliban’ın yalanlayıp sonrasında kabul ettiğini söylüyor. Bazı kaynaklar ise Khasha Zwan’ın komedyen olmadığını, polis olduğunu, insanları güldüren kısa videolarının yayılmasıyla birlikte yakalanıp öldürüldüğünü aktarıyor. Burada Khasha Zwan’ın –komedyen olmasa bile– insanları güldürebilmesi ve…

Devamını Oku