KÜLTÜR-SANAT 

‘BU TOPRAKLARDA AŞKLAR ÖLÜMÜNEDİR’ / ŞAHMERAN VE LOKMAN HEKİM’İN HİKÂYESİ – 2

Önceki yazının özeti: Binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla düşen Cemşab; burada yarı yılan – yarı insan olan, dünyalar güzeli Şahmeran ile tanışır. İkisi de birbirini görür görmez âşık olur. Ülkenin kralı hastalanınca kötü vezir onu hastalığın tek çaresinin Şahmeran olduğuna ikna eder. Cemşab, sevgilisinin yerini söylemek zorunda kalır. Şahmeran’ın oyunuyla vezir ölür, Cemşab dünyanın sırrına vakıf olur. Şahmeran’ın ölümüyle kahrolan Cemşab kendini dağlara, bayırlara vurur. Yüreği acılar içindedir ve sevdiğinin yasını tutmaktadır. Tüm bu yaşananların rüya olmasını istese de gerçek olanca yüküyle omuzlarındadır. Sevdiğinin ölümü için kendini suçlar. Sonunda,…

Devamını Oku
HABER KÜLTÜR-SANAT 

AYŞE KULİN’İN ‘VEDA’SI NEDİM SABAN’IN SAHNESİNDE

Tiyatrokare, Ayşe Kulin’in romanı ‘Veda’yı, Nedim Saban’ın imzasıyla sahneye taşıyor. Cumhuriyet’in kurulduğu ilk günlerindeki değişim sancılarının getirdiği gerilimli atmosferde geçen oyun, yazarın son Osmanlı nazırı olan dedesinin hayat hikâyesini konu alıyor. Arka planda ise dönemin olayları ve bir çağın değişiminde yaşanan acılar, umutlar, belirsizlikler ve kuşak çatışmaları anlatılıyor. NEVRA SEREZLİ “DELİ SARAYLI” ROLÜNDE Oyunun merkezinde bir konağın sakinleri ve onların hayatları yer alıyor. Aynı zamanda savaşın acısı ve bireylerin bu değişim karşısında nasıl tepki verdikleri de sorgulanıyor. Bu, bir Kurtuluş Savaşı hikâyesi değil, emperyalistlerin ülkemiz üzerindeki emellerine ve düşman işgali…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

‘BU TOPRAKLARDA AŞKLAR ÖLÜMÜNEDİR’ / ŞAHMERAN VE LOKMAN HEKİM’İN HİKÂYESİ – 1

Belden aşağısı yılan, yukarısı insan olan Şahmeran’ın hikâyesi, Anadolu’da binlerce yıldır anlatılır. Kimine göre erkektir Şahmeran kimine göre kadın. Kimine göre Mardinlidir kimine göre Tarsuslu ya da Adanalı. Farsça bir sözcük olan Şahmeran, “yılanların şahı” anlamına gelir. Türk, Kürt, İran ve Irak mitolojilerinde görülen bu karakter hakkındaki en yaygın efsane, buruk bir aşk hikâyesi üzerine kuruludur. Şahmeran ile gelecekte Lokman Hekim olacak sevdiğinin hikâyesidir bu. Gelin, bu efsaneyi yakından inceleyelim. CEMŞAB’IN MAĞARAYA DÜŞÜŞÜ Uzun boylu, yakışıklı bir genç olan Cemşab (bazı kaynaklara göre Tahmasp), odun keserek geçimini sağlayan fakir bir…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT TOPLUM 

HÜNKÂR VE KILIÇ

Hünkâr, Osmanlı’da sadece padişahlara verilen unvandı. Padişah ne demek? Pederi şah, yani şahların babası, en büyüğü demek. Padişah deyip geçme. Kılıcı var… Sarayı var… Ordusu var… Yaveri var… Celladı var… Kadısı var… Tahsildarı var… Yani öyle ki kanun koyan, vergi koyan, kızdığının kellesini alan, sevdiğini ihya eden bir sultan, bir devlet başı demek padişah. Onun için Osmanlı’da sadece padişahlar için kullanılan hitaplar vardır. Bunlardan biri de hünkârdır. Padişahtan başkasına hünkâr diyemezsin! Fakat her yer saray, herkes saraydakinin kulu, kölesi değil ya. İnat da bir murattır deyip padişahlara hünkâr dememiş kesimler…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

BEN, ULU CAMİİ!

Ben, Ulu Camii! Ramazanoğlu Camii de derler bana. Adana’yı kendine mesken edinmiş, geliştirmiş ve güzelleştirmiş olan Ramazanoğulları Beyliği’nin bu şehre hediyesiyim. Yalvaran iki el gibi gök kubbeye uzanan nevi şahsına münhasır minaremle hak ile halkı buluşturur, onlara aracılık ederim. Kimler, ne dualar etmedi ki diz çökerek, kıble duvarımın önünde? Çok şey işittim, konuşma sırası bende artık. Ben, Ulu Camii… Kulak verin, bugün kendi hikâyemi anlatıyorum sizlere… RAMAZANOĞLU HALİL BEY’İN RÜYASI Efsaneye göre bir gece, Ramazanoğlu Halil Bey’e rüyasında bir cami yaptırması söylenir. Halil Bey hemen emir verir ve caminin temeli…

Devamını Oku
HABER KÜLTÜR-SANAT 

AYDIN DOĞAN ÖDÜLÜ BU YIL ‘BARIŞ’ KOROSUNA VERİLECEK

Aydın Doğan Vakfı tarafından 1996 yılından bu yana her yıl kültür, sanat, edebiyat, bilim gibi farklı alanlarda, ulusal ve uluslararası platformlarda övgü kazanan kişi veya kurumları ödüllendirmek amacıyla verilen Aydın Doğan Ödülü’nün, bu yıl Hatay’dan tüm dünyaya barış mesajları ulaştırmış, yurt içi ve yurt dışında verdiği bin beş yüzün üzerindeki konserle müziğin evrensel bir dil olduğunu hatırlatmış Antakya Medeniyetler Korosu’na takdim edilmesi kararlaştırıldı. ÖDÜL TÖRENİ ARALIK AYINDA Aydın Doğan Vakfı’ndan yapılan açıklamada, “Antakya Medeniyetler Korosu, ülkemizin kadim şehirlerinden Hatay’ın asırlar öncesine uzanan kültürel zenginliğini ve medeniyetler arasındaki hoşgörü yaklaşımını 2008…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

ERKİN KORAY VE MÜZİKTE DEVRİM YILLARI

Bütün dünyada özgürlük rüzgârları eserken Türkiye de bundan kendine düşen payı alıyordu. Dünyada toplumların yaşam döngülerinden bir tanesi, 1960–1970 dönemleriydi. Sol siyasal gelişim egemenlik alanlarını genişletmiş, sınırlar sanki ortadan kalkmışçasına özgürlük savunucuları paranın egemenliğine dayalı sosyal yapılanmasına karşı emeğin gücünü savunan tüm dünyada emekçi ve küresel olarak kapitalizmin yarattığı daha alt kitlelere üniversitelerden yükselen çığlığı duyurmaya çalışıyordu. Çünkü bir üniversite öğrencisi için farkındalık yaratılmıştır ve kapitalizmdeki rolünü sorgulayan bir genç için gücünün yeterliliğini bireysel olarak ölçmek mümkün değildi. Kapitalizmin yarattığı köle olmak ya da efendi olmak seçeneği arasında tercih yapmak…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT YAŞAM 

GÜLE GÜLE GİT, ERKİN BABA…

Erkin Koray benim çocukluğumdu. Ben çocukken evdeki ablalarım, ağabeyim hep onu dinlerdi; onların sevinci, hüznü, isyanı, mutluluğu şarkılarıyla yaşaması tabii ki beni de etkiledi, ben de çok sevdim onu. Gençliğimde, sevgiliyi onu dinlerken düşündüm: “İnan ki senden başka/ Senden başka/ Hiç kimse yok içimde!” Aşk elimde patladı, Erkin Baba’mla isyan ettim: “Mavi boncuk taksan da/ Irmak olup aksan da/ Şahin olup uçsan da/ Sorular var kafamda/ Sevda mısın, bela mı?/ İyi misin, fena mı?/ Bilemedim bunları/ Melek misin, şeytan mı?” Ankara’da Hard Rock Kafe’de onu izlerken gitarıyla yaşadığı aşkı hepimize…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT YAŞAM 

ÇARESİ YOK BU GİDİŞLERİN

Annesi Vecihe Koray’a teşekkür ederek başlamak istiyorum. Piyano ile tanışmasına annesi sayesinde başlayan Erkin Koray, Türkiye topraklarına “Anadolu Rock” tarzını ilmek ilmek işledi. ‘Cemalim’, ‘Köprüden Geçti Gelin’ ve daha sayamayacağım birbirinden değerli türküleri rock ile harmanladı. Aynı zamanda radyo programcısı da olduğum için zihnimde binlerce şarkı, türkü vardır, zaman zaman bazılarını unuttuğum olur, açar bakarım sözlerine. Ama dün, Erkin Baba’nın vefatını duyar duymaz dillere destan olan şarkılarının sözünü tek tek söyledim kendi kendime. Bir sızı yerleşti çoğumuzun gençlik, çocukluk yıllarına, değil mi? Nerede o kör olmayasıca “çöpçüler”? Erkin Baba’nın sesini…

Devamını Oku
KÜLTÜR-SANAT 

‘RAHATSIZ EDİCİ BİRİ’: BERTOLT BRECHT

“Ben Bertolt Brecht, kara ormanlardan/ karnında getirmiş şehre anam beni/ ama çekip gidene dek ben bu dünyadan/ çıkmayacak ormanların soğuğu içimden.” [1] “Otuz beş yaşındayım, soyluluk unvanım yok, taşınmaz malım yok, ticaretle hiç mi hiç uğraşmadım, hiç kimseyi sömürmedim” [2] diye tanımlardı kendini. Mücadeleci, baş eğmeyen bir komünistti ve “Ben de bir bilge olmak isterdim. Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir: Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı korkusuz geçirmek şiddete başvurmadan hem kötülüğe iyilikle karşılık vermek düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak bilgelik olarak kabul ediliyor. Tüm bunları yapamıyorum: Gerçekten karanlık…

Devamını Oku