YAŞAM 

BEN HER BAHAR ADANA’YA ÂŞIK OLURUM!

Ben her bahar âşık olurum. Doğup büyüdüğüm büyülü ve portakal çiçeği kokan bu şehre! Başka şehirlerde yaşayan tanıdıklara dostlara, “Baharda gelin Adana’ya” derim her zaman! Ve eklerim: “Aman, yazın gelmeyin!” Zira baharda âşık olduğunuz bu memleketi, yazın sevmeyebilirsiniz. Yaz mevsiminde “güneşe kurşun sıkanlarımız” bile vardır. Ama bu sıcaklık yalnız bu şehirde yaşayanları değil; bir kez yolu kesişmeye görsün, herkesi bağlar kendine. Adana’ya gelen, geri gidemez! Ne hikmetse… Bunun sırrı özellikle baharda büyülü portakal çiçeği kokusunda mıdır, yoksa havaalanında indiğiniz anda başlayan kebap kokusunda mı, bilinmez. Bir hafta ayrı kalsam özlerim…

Devamını Oku
YAŞAM 

70’LER, LİSE YILLARIM VE BABAM

70’lerin sonu, 80’lerin başı… Terör olaylarının zirve yaptığı yıllar… Duvarlara sloganlı yazıların yazıldığı, üniversite öğrencilerinin kutuplaştırıldığı çatışma ortamı… Ve o ortamda eğitim almaya çalışan gençlik… Ben, Ziyapaşa Bulvarı’ndaki evimizde yaşayan liseli bir genç… Abdulkadir Paksoy Kız Lisesi öğrencisiydim. Okulum şimdi olduğu gibi tren istasyonuna yakın bir yerdeydi. Kurucusu Abdulkadir Bey’in vasiyeti üzerine yalnız kız öğrencilerin eğitim aldığı bir okuldu burası. Tabii, yalnız kız öğrenciler okuduğu için değil, evimize yakın bir okul olduğu için tercih etiğimiz bir kurumdu. Ben okuduğum liseyi de ortaokulum gibi çok sevdim. Terör olaylarından nasibini almadı bizim…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÖLÜMSE EĞER KAPIYI ÇALAN, HER ŞEY ANLAMINI YİTİRİYOR!

Günler birbirini hızla kovalıyor. Ölümse biz insanları… Zor günlerden geçiyoruz! Ölümün soluğunu ensemizde hissediyoruz her zamankinden daha fazla. Üstelik öyle bir “veda” ki bu, kapımızı çalan… Bize tek başınalığımızı hatırlatıyor. Dostlarımıza hasret bırakıyor. En sevdiklerimizden bizi ayırıyor. Ders üstüne dersler veriyor. Bize aslında ne kadar aciz olduğumuzu sorgulatıyor. Her gün haberlerde vaka ve ölüm sayılarını takip ediyoruz. Duyarsızlaştık ve alıştık duruma. Oysa o sayılar ölenlerin sayısı… İnsanlar ölüyor her gün yüzlerce, binlerce kez. Ahmet Telli’nin söylediği gibi; “yaşamak belalı bir hal alırken, acıyla doluyor günlerin sarnıcı”… Fakat bir şekilde hayata…

Devamını Oku
YAŞAM 

AYNA

Birinin ya da birilerinin ayna tutması gerek biz insanlara! Birinin “Güzelsin” demesi gerek güzel olmamız için illa. Biri ya da birileri “Yeteneklisin” demeden yetenekli olamıyoruz adeta! Birinin seni anlaması gerekiyor önce, kendini anlatabilmen için diğer insanlara. Biz insanları diğer canlılardan ayıran en temel özellik bu sanırım. Mutlaka ayna tutmalı birileri. Sevmeli biri bizi, sevmeyi öğrenmemiz için. İzlemeli birileri ürettiklerimizi, yeteneklerimizi geliştirmemiz için her konuda. Dokunmalı, sarılmalı, birbirimize iyi gelmeliyiz! “Sen bana iyi geliyorsun” diyenimiz ya da dediklerimiz olmalı. Bir anne düşünün mesela; yemeklerini afiyetle yiyip “Nefis olmuş anne, ellerine sağlık”…

Devamını Oku
YAŞAM 

ÖLÜM, BAŞLANGIÇ NOKTASI OLABİLİR Mİ?

Öyle metaforik bir ölümden bahsetmiyorum, gerçek anlamdaki ölümden söz ediyorum. Olabilir, evet; benim hayatımda öyle oldu. Babam benim için hayattaki en değerli insandı. Onu ani bir kalp kriziyle kaybettik. Lise yeni bitmiş ve ben üniversite sınavını aşamamanın hayattaki en büyük trajedi olduğu yanılgısıyla dibe vurmuş durumdaydım. Babam öldüğünde gerçek acıyla tanıştım. Ölüm, en sevdiğin varlığı sonsuza dek kaybetmekti. Ne büyük acı! İnsanı birden olgunlaştırıveriyordu. İki yıl süren travmayı atlattıktan sonra resim sanatıyla uğraşmaya karar verdim. Çünkü babamı çok özlüyordum ve ona yakın olmanın bir yoluydu bu benim için. Babam resme…

Devamını Oku
YAŞAM 

HÜZÜNLE YÜRÜYORUM ŞİMDİ ADANA SOKAKLARINI!

Eski Adana’mızda sinema sefalarımız çok olurdu; bu, yaz aylarıyla da sınırlı kalmazdı üstelik. Televizyon henüz bizi esiri yapmamıştı ve annemle babamın da tek eğlence kaynağı sinemaydı. Sun Sineması ve Sun Sineması Sokağı… Efsaneydi o zamanlar. Harika bir konumu, muhteşem bir salonu vardı. Ya da benim çocukluk düşlerimde öyleydi. Şehrin en müstesna semtinde, dünya sinemalarından en yeni filmlerle bize kollarını açardı. Her cumartesi öğleden sonra saat 2’de çocuk matinesi olurdu. Ve babam bizi cumartesi günleri götürürdü. Benim için ne büyük mutluluktu ki hem babamla beraberdim hem de en güzel çocuk filmlerini…

Devamını Oku
YAŞAM 

PAPATYALARLA, FAYTONLARLA, HATIRALARLA ÇOCUKLUĞUMUN ADANA’SI!

Ben Adana’nın Kurtuluş Mahallesi’nde doğdum. Orada çocuk oldum, orada gençliğimi sürdüm, orada yaş aldım. Hâlâ da orada yaşıyorum ve hâlâ orayı çok seviyorum. Ziyapaşa Bulvarı hâlâ Adana’nın en sevdiğim caddesi. Ben en çok çocukluğumu sevdim orada, o mahallede en çok çocukluğumu yaşadım. Ve sanırım bu nedenle hâlâ içimde yaşatıyorum çocukluğumu! Ne çok istop oynadım, ne çok yakan top, ne çok yedi kule… Ve ne çok bindim bisiklete arkadaşlarımla beraber… Mahallelerinde oynayamadıkları için mi şimdiki çocuklar pek bir büyük, sanki içlerine büyük büyük adamlar kaçmış gibiler? Büyümüş de küçülmüşler adeta! Oysa…

Devamını Oku