EDEBİYAT 

HER DAİRE BİR DÜNYA

Apartman girişinde asılı duran saat, 10.00’u gösteriyordu. Günlük rutin manevrasını yapan asansör, elinde ekmek sepeti bulunan apartman görevlisi emektar Ahmet Efendi’yle beraber yılların yorgunluğunu taşıyan bir bitkinlikle yedinci katta durdu. Teleskobik kapı açıldı. Ağır asansör kapısı itildi. Harekete duyarlı lamba tık sesiyle birlikte parlayıverdi. Bahisçi Muharrem Elmas’ın mevcut ampulü yüksek güçteki bir ampulle değiştirmiş olması nedeniyle merdiven dairesi aydınlığa boğulmuştu. Ahmet Efendi, sağındaki on dört numaranın önünde durdu. Tam butona basacakken eli havada asılı kaldı. Bahisçi Muharrem’in çatlak sesi, kapatması Semahat’ın bağırışlarına karışıyordu. Ahmet Efendi başını sağa sola sallayıp cık…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

İMZA GÜNÜ

Ufukları tarayan menekşe rengi bakışlarıyla ayakta duruyordu. Penceresinin önündeki manzarada bir vincin, kara bulutları sürüyerek kentin üzerinde dolaştırdığı, otsu bitkilerin rüzgârla yatıp rüzgârla kalktığı, dağların yer yer beyaza bürünmüş erguvani tepelerinde buzullaşmış kar kütlelerinin üzerindeki ışık oyunlarının yarattığı renk cümbüşüyle belleğinin derinliklerinde içini acıtan anılar canlanıyordu. Beyninin kıvrımlarında sakladığı bir anı geldi, gözbebeklerine oturdu. Boş masaların doldurduğu salonda, ortada duran masaya yorgun bedeniyle yığılırcasına oturmuştu. Sıkmaktan parmak izlerinin silineyazdığı, ucuz bir tükenmez kalemi parmaklarının arasında tutuyordu. Etkinliği düzenleyen Avukat İsmail’in son anda çıkan acil bir iş nedeniyle salonda olmayışı yeterince…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

POTKALDEKİ ADRESSİZ MEKTUP

Günün ilk ışıklarıyla Bostancı sahili aydınlanmaya başladı. Dolgu zemini döven dalgalar bir hışımla atomize hale gelerek havalanıyor, belli bir yükseklik kazandıktan sonra yer çekimine yenik düşerek kıyıları ıslatıyordu. Uzaktan bakıldığında baba-kız izlenimi veren bir çift, kapüşonlu montlarıyla sahildeydiler. Erkeğin yaşı geçkinceydi ve seyrek kırçıl saçlarını arkaya taramıştı. Elini sımsıkı kavradığı kadın, otuzlu yaşlarında oldukça ince ve narin yapılı, uzun boylu, siyah uzun düz saçlı, iri siyah gözlüydü. Son model arabalarını park ettikten sonra sabah serinliğinde el ele kıyı boyunca yürümeye başlamışlardı. Dikkatli gözler, çiftin baba-kız olamayacağını anlayabilirdi. Genç kadın, adamı…

Devamını Oku
GEZİ KÜLTÜR-SANAT 

ÖLÜCANLAR MÜZESİ

Uzun süredir duran ‘Ankara’da yapılacak işler’ listesindeki o satır için arabamın tekerleklerini döndürdüm. Acının, gözyaşının, işkencenin merkezi olarak görülen, pek çok insanın yaşamının sona erdirildiği yapının iç karartıcı görüntüsünü otuz yedi yıl kadar önce ilk kez görmüştüm. Belleğimde kaldığı kadarıyla o gün yüksek duvarlarla çevrili gri ve mavi renklerin hâkim olduğu binanın nizamiye çevresindeki asker ve gardiyanların yüksek perdeden gürültülü patırtılı tartışmalarından biraz gerilmiştim. Nizamiyenin önündeki yolun dar bir yol olduğunu anımsıyorum. Bir cezaevi aracı kapıda mahkemeye gidecek tutukluları almak üzere bekliyordu. Biraz oyalansam araca binecekler arasında yer alacakmışım gibi…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

HALAM ENİKLEDİ, ANNEM PANİKLEDİ

Yağmur geceden beri hızını hiç kesmeden aralıksız yağıyordu. Kent içi ara sokaklara mutlak bir ıssızlık egemendi. Yazın ilk günleri yaşanıyor olsa da hava hâlâ ısınmamıştı. Soğuğu kırmaya programlanan klimalar bir süredir çekilmiş olduğu inziva uykusundan uyandırılmış, evleri ısıtıyordu. Elimde dumanı tüten çay fincanı, pencere önüne yerleştirdiğimiz iki sandalyeli oturma ünitesinin olduğu yerden ayakta durup dışarıyı izliyordum. Böyle havalarda oldum olası, yağmurda yürümek romantikliğindense sıcak bir mekânda bulunup dışarıda akan yaşamı izlemeyi daha ilgi çekici bulmuşumdur. Yağmurda ıslak sokakları arşınlayan aptal âşıklara da hem acırım hem de gülerim.  Sokağın ıssızlığını pencereden…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

ORGAN NAKLİ

Konya Yetiştirme Yurdu’nda büyüyen Kemal, Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirip ‘Anadolu Kaplanları’ olarak tanımlanan Konya’daki bir holdingde işe girdiği gün tanıştığı laborant Sevdiye ile kısa bir süre sonra evlenmişti. Yetiştirme yurdundan arkadaşı, sırdaşı Kerim ve karısı Ünzile en yakınlarıydı. Kerim, meslek lisesi ağaç işleri bölümünü bitirmiş, iyi bir mobilyacı olmuştu. Ünzile, Kerim’le aynı lisenin makine ressamlığı bölümünü ondan iki yıl sonra bitirmişti. İş bulamadığı için de hiç çalışamamıştı. Ev kadınıydı ancak çizim konusunda Kerim’den çok daha iyiydi. Mobilya tasarımlarının çizimleri konusunda evden Kerim’e destek veriyordu. Kemal ile Kerim’in araya giren yıllar ve…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

EDO; DİZGİNLENEMEYEN SÜVARİ

Bazen kütüphanemin camlı kapaklarını açar, bir yaz akşamı serin Akdeniz kıyılarında dolaşırcasına kitaplarımın arasında gezinirim. Aradığım herhangi bir şey yoktur. Öyle boş boş, dalgaların kıyıdaki izlerini takip eder gibi kitapların sırtında iner-çıkar parmaklarım. Bazen kitabın adı, bazen önceden okumuş olmanın tadı ya da güncele ilişkin konusu veya yazarı beni dost meclislerine çağırır gibi davet eder. Ben de bazen ayaküstü hal hatır sorma, bazen uzun uzun derinlikli sohbet etme düzeyinde davete icabet ederim. Şiir kitaplarının üzerinde dolaşan elim o gün Adnan Yücel’in ‘Soframdaki Kaval Sesi’ kitabında durdu. Hemen yanı başında farklı…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

TAŞINARAK AŞINMAK

İç mimarımız, yeni aldığımız evin tadilatında son dokunuşlarını da yapmış, aradı. Evin görüntülerini WhatsApp’tan atacakmış. Dilediğimiz zaman görüp teslim alabilir, istediğimiz zaman da taşınabilirmişiz. Taşınmak. Bir sözcüklük eylem. Ülkemizde her yıl bir milyon iki yüz elli bin kişi bir yerden bir yere taşınıyor. 21’inci yüzyılda hâlâ göçebe bir toplum olmaktan kurtulamadık. Gerçek anlamda bir yere kök salamıyoruz. Özellikle gençliğimde liseden sonraki on beş yıllık zaman diliminde ne kadar çok yer değiştirdiğimi kaç kez saymaya yeltendiysem de her seferinde taşınma serüvenlerimden birini unuttuğumu ayrımsamışımdır. Söz konusu on beş yıllık sürede bekâr…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

ELLİ YILLIK CAN PARASI

Umudumu yitirince, üç bin altı yüz ek gösterge beklentisiyle ertelediğim emekliliğime karar verdim ve mart ayı başında Milli Emlak Müdürlüğündeki memuriyetimden emekli oldum. Hemen sonra Covid-19 belasının çıkmasıyla birlikte tüm vatandaşlarımız gibi bir süre evde hapsoldum. O günlerde oğlum Selçuk da Ankara’da arkadaşlarıyla paylaştığı evinde mahsur kalmıştı. Ortam durulunca memlekete gelmesini söyledim, gelmek istemedi. Ben de ekim ayından beri fırsat bulamadığım Ankara seyahatini gerçekleştirmek için otomobilimin bakımını yaptırdım ve bozkırın ortasındaki vaha Başkent’e doğru yola çıktım. Birkaç yerinden çarpılmış olduğu için kaporta bütünlüğü bozulmuş olan eski püskü otomobilimin tekerlekleri, sıcaktan…

Devamını Oku
EDEBİYAT 

MEĞER NE ÇOK SEVMİŞİM SENİ

Gün ışığı, Anadolu yakasında dört gündür konuk olduğum bu dairenin küçücük odasında çevreyi kuşatan binaların arasından kıvrılıp, penceredeki tülden süzülerek geçip içeriyi aydınlatmaya başlamıştı. İnsanın içini ürperten tatlı bir esinti, beraberindeki taze havayı odaya dolduruyordu. Van Gogh’un ‘Arles’teki yatak odasından çok daha fakir bu odadaki tek kişilik bir yatakla etajerden oluşan mobilya üzerinde oynaşarak göz yanılsamaları yaratan günün ilk ışıklarını boş gözlerle izledikten sonra bir süre evdeki sessizliği dinledim. İçeriye derin bir ölüm sessizliği egemendi. Dışarda da günlük yaşam mücadelesine başlamış birkaç şaşkın kuşun cıvıldaşmaları dışında ses seda yoktu. Ekmek…

Devamını Oku