ÖYKÜ 

ZELİŞ’E AĞIT

Kimse beni görmesin, ben kimseyi görmeyeyim istiyorum, Zeliş. Unutulmak istiyorum. Unutulayım ki canımı hiç kimse yakamasın. Şu oda, masadaki kalemler, yırtılmış defter, solmuş çiçekler ve dahası beni boğuyor. Kaç gecedir uyuyamıyorum. Ben ölüyorum. İçten içe çürüyorum. Dün küfür etmeyi denedim. Yürüyordum. Herkese meydan okudum kendimce. Kimse duymamalıydı aynı zamanda küfür ettiğimi. Kısık sesle de olsa küfür ettim. Bir anlık da olsa iyi hissettim. Sonra tekrar başladı can sıkıntısı. Yalnızım be, Zeliş. Gücüm kalmadı artık yaşamaya, sevmeye, yürümeye, yemeye, içmeye. Tahammülüm kalmadı beni yalnız hissettiren dostlarıma.

Ölmeyi çok istiyorum. Belki birileri beni böylece hatırlar. Belki ben ölümümle var olurum. Annem çok üzülür. Kızar bana. “Ben seni hep dinledim, yine dinlerdim. Sen anlatmalısın. Yaşa da günlerce anlat.”

Evde duramıyorum, biliyor musun? Dün binlerce adım attım, bugün dışarı çıkacak gücüm kalmamış artık. Bütün gün evde oturdum. Kahve falı kapattım, bulmaca çözdüm. Çengel, kare, sudoku… Hiçbirini başaramadım da. Aklım yerinde mi sanki Zeliş? Kahveye sığınıyorum işte. Üzüldükçe kahve içiyorum. Daha bir asabiyim bu aralar. Kafein artık beni zehirliyor olmalı. İçmeye devam edeceğim ama başka çıkarım, yolum yok. Dakikalar geçsin, kendimi bir anlık unutayım, bana yeter. Ha, bir de bu aralar herkesin mutluluğuna çok imreniyorum. Sevilenler, sevenler, tatile gidip denize girenler, sudan çıkmayanlar, mavi bir gecede dolunayı fotoğraflayanlar… Ben köhne bir evde unutulmuş gibiyim. Tanrı bizi, beni görmüyor olmalı.

Tanrım, sen bana kızma. Bakma sitem ettiğime. Tatlı bir serzeniş benimki sadece. Senden defalarca mutlu olmayı istedim. Sen karşıma kitaplar, çiçekler, yollar çıkardın. Belki de ben göremiyorum karşıma çıkan fırsatları. Sen benden rahmetini esirgeme.

Tanrım, insanlar beni çok sevsin. Dünyadaki acılara katlanabilmem için çok ama çok sevilmem gerek. Hepimiz öylesine mutsuzuz ki Zeliş… Ben anneme, annem bana, kardeşim kardeşime, halam babama, babam halama üzülüyor bizim evimizde. Biz çok üzgünüz, Zeliş. Bizi iyi insanlarla karşılaştır, tanrım.

Annem diyor ki evrenden gelen her güzelliğe açığım diye olumlamalar yapın. Yapıyorum, anne. Yapmıyor muyum? Evrenden isteye isteye evren de şaşırdı artık. Öyle çok şey istiyorum ki anne. Bir evimiz olsun istiyorum mesela, balkonunda oturalım.

İşte, böyle Zeliş. Yine kahve pişti evimizde. Ben gidip kahve içeyim. Keşke deyip bitiriyorum. Zeliş, teşekkür ediyorum. Gözümden akan iki damla yaş bile rahatlamama yetti.

Cemal’i ilk defa böyle görüyordum. İki yudum su içmek için bahçesine girmeme bile razı olmayan, beni görünce çığlık atan adam bugün beni karşısına aldı, anlattı da anlattı. Adımı da Zeliş koymuş. Salak işte. Benim adım Şebnem, geri zekâlı. Bembeyaz tüylerim, sürmeli gözlerim, minik ayaklarımla mahallenin en alımlı kedisiyim. Arka sokaktaki şerefsiz Orhan da bana kafayı takmış. Gülben ile haber göndermiş, bu mart ayında beni götürecekmiş. Nah götürür. Yeminim var bu sene doğurmayacağım. Kevgire döndüm. Neyse Cemal’i anlatacaktım size, araya kendimi soktum. Demek ki neymiş, Cemal Efendi, kedi deyip geçmeyeceksin. İnsan yalnız kalınca it gibi gelir, derdini kediye de anlatır işte. Bu bana yetti. Size de yetsin.

Bu yazıya yorum yapamıyorsanızlütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız
Paylaş:

Benzer yazılar