AB SÜRECİNDE CEMAAT VAKIFLARI VE AİHM’DEKİ DAVALAR  

 1.Evkaf-ı Hümayun Nezareti ve Gelişimi

İkinci Mahmut dönemindeki Islahat hareketleri sırasında padişahların evkafının ve Mekke ile Medine’deki evkafların yönetimini düzenlemek, vakıfların dağınıklığını gidermek ve yolsuzlukları önlemek amacıyla 1826’da Evkaf Nezareti kurulmuştur. Evkaf-ı Hümayun Nezareti, 1838 yılında Osmanlı ülkesinde mevcut sekiz vakıf dışındaki tüm vakıfların nezaretini üstlenerek mazbut ve idaresi mazbut vakıfların hem mütevellisi hem nazırı, mülhak vakıfların ise tek yetkili idarecisi haline gelerek muhasebelerini yapmaya başlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeşitli nedenlerle arazinin önemli bir bölümü vakıfların elindeydi. Tanzimat ile birlikte vakıf köy bedellerinin tahsili görevi maliyeye verilince tahsilat karşılığı kesilen miktarların sürekli miri arazi lehine yükseltilmesi, sonraları gelir fazlasına el konulması, toplam gelirin %15’inin tecil edilmesi ve vakıf gelirlerinin Maliye Hazinesi içerisinde tutulması vakıf eserlerinin harap ve bakımsız hale gelmesine yol açmıştır. Osmanlı toplum hayatında sosyal, siyasi ve kültürel açıdan derin izler bırakan vakıflar, devletin çöküş dönemi olan 19. yüzyılda bile Türk istihdam ve iktisadi hayatının %16’larına hakimdi. Evkaf-ı Hümayun Nezareti 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye kanununa göre Ankara’da TBMM hükümeti içinde Şeriye ve Evkaf Vekaleti olarak kurulmuş, bu vekalet de 3 Mart 1924’te kaldırılarak Başbakanlığa bağlı genel bir müdürlük haline getirilmiştir.  Osmanlı imparatorluğu döneminde tüzel kişilerin mal edinmesi söz konusu olmadığından edinilen taşınmazlar tapuya değil Defter-i Hakani’ye kaydedilirdi. 1912’de çıkarılan bir kanun ile tüzel kişilere mal edinme hakkı verilmiştir.

2.Türk Medeni Kanununa Göre Vakıf Çeşitleri

            a)Mazbut Vakıflar:Mazbut vakıflar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş bulunan ve 13.06.1935 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine göre Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen vakıflardır. Bu vakıfların malları üzerindeki hukuki tasarruflarda özel hukuk hükümleri geçerlidir. Bu tür vakıfların ayrı ayrı tüzel kişilikleri bulunmayıp, bir kül halinde (toptan) tüzel kişiliğe sahiptirler. Hangi tür vakıflar Mazbut vakıflar kapsamına gireceği hususu 2762 sayılı Vakıflar Kanununda açıkça sayılmıştır. Bunlar:

            -Vakıflar Kanunundan önce zaptedilmiş bulunan vakıflar, Vakıflar Kanunundan önce idaresi zaptedilmiş olan vakıflar,Mütevelliliği bir makama şart edilmiş vakıflar, kanunen ve fiilen hayrı bir hizmeti kalmamış vakıflar, Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerinden başkalarına şart edilmiş vakıflar, Vakıflar Kanununun 21. maddesi uyarınca, mütevelli olması lazım gelenlerden hiç  kimsenin sağ kalmaması halinde mazbut sınıfına  alınan vakıflar, yine Vakıflar Kanununun 36. maddesi gereğince, müddeti içinde kısmen veya tamamen kütüğe kaydettirilmemiş vakıflar

 b)Mülhak Vakıflar

             Bu vakıflar Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş bulunan ancak mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından yönetilen vakıflardır. Bu vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetimi altındadır. Mülhak vakıfların ayrı ayrı tüzel kişilikleri vardır. Ayrıca hukuki işlemler yönünden kendi taahhüt ve borçlarından kendileri sorumludurlar. Hangi vakıfların mülhak vakıflar olduğu 2762 sayılı Vakıflar Kanununda açıkça sayılmıştır. Buna göre:

         -Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerine şart edilmiş vakıflar

         -Cemaatlerce idare olunan vakıflar

         -Bazı sanat sahiplerine mahsus vakıflar (esnaf vakıfları)

 Cemaat Vakıfları, ülkemizde yerleşik bulunan, azınlıklara ait olan vakıfları, Esnafa mahsus Vakıflar ise belirli meslek gruplarına yönelik kurulan vakıfları ifade etmektedir.

3.Anayasanın ve 1924 Lozan Antlaşmasının ve AİHS’nin İlgili Hükümleri

 a)Anayasanın İlgili Hükümleri:

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
             Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. 
             Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar

b)1924 yılında Lozan Antlaşmasında vakıflarla ilgili maddeler:

Lozan antlaşması 24 Temmuz 1923'te Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devletleri ile Türkiye Devleti arasında imzalanmıştır. Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyetinin Misak-ı Milli sınırlarını belirleyen, Türkiye'yi bağımsız bir devlet olarak tanıyan ve bunu uluslararası planda tescil eden belgedir. Bu nedenle, Antlaşma Türkiye devletinin kurucu belgesidir. Antlaşmanın 37. maddesinden 44. maddesine kadarki bölümü "Azınlıkların Korunması" başlığı altında, Türkiye Cumhuriyeti'nin gayrimüslim vatandaşlarının azınlık haklarını belirleyen ve güvenceye alan kısmını oluşturmaktadır.

Madde 37 Türkiye, 38. maddeden 44. maddeye kadar olan maddelerin kapsadığı hükümlerin, temel yasalar olarak tanınmasını hiçbir kanunun, hiçbir yönetmeliğin (Tüzüğün) ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlere aykırı ya da bunlarla çelişir olmamasını ve hiçbir kanun, yönetmelik (tüzük) ve hiçbir resmi işlemin söz konusu hükümlerden üstün sayılmamasını yükümlenir (taahhüt eder).

Madde 38 Türk Hükümeti, Türkiye'de oturan herkesin doğum, bir ulusal topluluktan olma (milliyet, nationalité) dil, soy ya da din ayrımı yapmaksızın hayatlarını ve özgürlüklerini korumayı tam ve eksiksiz olarak sağlamayı yükümlenir. Türkiye'de oturan herkes, her dinin, mezhebin ya da inancın kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı olmayan gereklerini, ister açıkça ister özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktır. Müslüman olmayan azınlıklar, bütün Türk vatandaşlarına uygulanan ve Türk Hükümeti tarafından milli savunma ya da kamu düzeninin korunması için ülkenin tümü ya da bir parçası üzerinde alınabilecek tedbirler saklı kalmak şartıyla, dolaşım ve göç etme (yerleşme) hakkından tam olarak yararlanacaklardır.

Madde 39 Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşları, Müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık (medeni hukuk) ve siyasal haklardan yararlanacaklardır. Türkiye'de oturan herkes din ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olacaklardır. Din, inanç ya da mezhep farkı, hiçbir Türk vatandaşının yurttaşlık haklarıyla (medeni haklar) siyasal haklarından yararlanmasına ve özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükselme, onurlanma ya da çeşitli mesleklerde ve iş kollarında çalışmasına, sanayii ile uğraşmasına engel olmayacaktır.Bütün Türk vatandaşlarının, gerek özel gerek ticari ilişkilerinde, din, basın ve her çeşit yayın konusunda ve açık toplantılarda dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır. Resmi dil mevcut olmakla birlikte, Türkçe'den başka dille konuşan Türk vatandaşlarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için uygun kolaylıklar sağlanacaktır

Madde 40 Müslüman olmayan azınlıklara mensup olan Türk vatandaşları hem hukuk bakımından hem de uygulamada diğer Türk vatandaşlarına uygulanan ayni muamele ve ayni güvencelerden (garantilerden) yararlanacaklardır. Bunlar özellikle giderleri kendilerine ait olmak üzere her türlü hayır kurumuyla, dinsel ya da sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini ayinleri serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olacaklardır.

Madde 41 Genel (kamusal) eğitim konusunda, Türk Hükümeti, Müslüman olmayan Türk vatandaşlarının önemli oranda oturdukları il ve ilçelerde, bu Türk vatandaşlarının çocuklarının ilkokullarda kendi dilleriyle eğitim yapmalarını sağlamak amacıyla uygun kolaylıklar gösterecektir. Bu hüküm Türk hükümetinin söz konusu okullarda Türk dilinin öğrenimini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşlarının önemli oranda bulundukları il ve ilçelerde, söz konusu azınlıklara devlet bütçesi, belediye ya da diğer bütçelerce, eğitim, din ya da hayır için ayrılan tutarlardan, hak gözetirliğe uygun ölçülerde pay ayrılacaktır. Sözü geçen tutar ilgili kurumların yetkili temsilcilerine ödenecektir.