Åžubat 7, 2010

Murat TaÅŸ: İstanbul’dan BudapeÅŸte’ye

Yorucu geçen bir günün ardından takvim yaprakları 31 Ocak 2010 tarihini gösteriyordu. Bir çok insan için hiç bir anlam ifade etmeyen bu tarih benim için Türkiye’den en az 4 ay uzak kalacagım bir sürenin başlangıcını işaret ediyordu. İstanbul beni sıcak bir hava ile karşılamıştı fakat bugün dünün aksine hava kapalı ve yağmurluydu. Yağmur hafiften atıştırmaya başlamıştı biz gitmek için Atatürk Havaalanına doğru yola koyulmuşken. İstanbul ağlıyordu ve belli ki o da bizim gitmemizi istemiyordu. Fakat ortada gerçek olan bir durum varsa o da bizim gitmemiz gerektiğiydi.

Saatler 15.40’i gösterdiğinde Macar Hava Yollarından Malév firmasının MA 201 nolu uçağına bindik ve 15A ve 15B nolu koltuklarımıza arkadaşımla birlikte oturuverdik. Havalanmaya başladığımızda yağmur atıştırmaya devam ediyordu ve İstanbul bizi güneşinin sıcaklığıyla karşıladığı gibi gozyaşlarının soğukluğuyla da uğurluyordu.

Gökyüzü tekrar eski halini almıştı ve bulutların üzerinden etrafı izlemek bir harikaydı. Her yere siyah ağırlıklı ve biraz da beyaz tonda bir tabaka hakimdi ve güneş en tepede sıcaklığını kapalı kapılar ardından bile hissettiriyordu. Bulutlar ise oluşturmuş olduğu bu tabaka ile güneş ışınlarının kendilerini aşıp yeryüzüne yansımasına izin vermiyordu. Bu olay güneş ile bulutların kendi aralarında girmiş oldukları bir mücadeleydi ve görünen o ki bugün bu mücadeleyi bulutlar kazanmıştı ve bunun keyfini doyasıya çıkarıyorlardı yeryüzünü her ıslatışlarında.

İlerlemeye devam ediyorduk ve zaman her zamanki gibi su gibi geçiyordu. Uçaktaki yolcuların çoğu Macarlardan oluşuyordu ve bunların arasına görmüş olduğum kadarıyla bizimle beraber bir kaç Turk eklenmişti. Derken hostesler kendilerini göstermeye başladılar ve ilk servisi yaptılar. Bir şeyler atıştırdıktan sonra ise yeniden bir servis daha yaptılar. Bu defa çay-kahve servisine geçilmişti. Bir kahve içip etrafı izlemeye devam ettim uçağın o minik penceresinden. Pencere küçüktü belki ama o küçük pencereden görünen ise koskoca bir dunyaydı. Kahvemi içtikten sonra yanıma almış olduğum kitabımı okumaya koyuldum.

Kitabımı okumaya devam ediyordum ve arada bir gözlerim üst tarafta bulunan monitörlere takılıyordu. Hedefe gittikçe yaklaşıyorduk. Dışarda havanın -52 C olduğunu işaret ediyordu monitörler. Bir an bu soğuklukta kendimi hayal ettim ve Adana’da yasayan biri olarak buna dayanamayacağımı hissettim. Öyle tahmin ediyorum ki normal şartlarda bu soğukluğa hiç bir canlı türü dayanamaz.

Mesafe gittikçe daralıyordu ve uçaktaki monitörlerin hepsi kapanmaya başladı. Kaptan Budapeşte’ye yaklaştığımızı ve inişe geçeceğini haber veriyordu. Uçak inişe geçmişti ve gökyüzüyle yeryüzü arasındakı mesafe azaldıkça kara bulutlar yerini beyaz bir örtüye bırakıyordu. Pencereden dışarı baktığımda ise her yerin karla kaplı olduğunu gördüm.

Saatler 17.40’ı gösterdiğinde uçak iniş yapmıştı ve uçağı terkettikten sonra ülkeye giriş işlemlerimizi yapıp valizlerimizi aldık. Budapeste Havalanından dışarı çıktığımızda ise kar ve soğuk hava adeta bize ‘hoşgeldin’ dercesine etkisini hissettirmeye baslamıştı.

16:36 04.02.2010

Yorum Gonderin

uyelik bilgilerinizle Giris yaparak yorum yazabilirsiniz.