Şubat 3, 2010

Başar Şeker: T.C. Roma Büyükelçiliği ve Nisan 2009

Emre Kongar, Ağustos 2009′da kaleme aldığı bir yazısında şunları söylüyordu:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin idare sisteminde ve yönetim geleneğinde iki görev doğrudan devleti temsil eder:
Valilik ve Büyükelçilik…
Valiler illerde, büyükelçiler de bulundukları ülkelerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temsilcisidir…
Onların eylem ve söylemleri devlet adına yapılır, devleti yansıtır ve devleti bağlar…”

Emre Kongar, o yazısını o zamanlarki bir valinin cami tuvaletlerinden pisuarları kaldırma girişimi üzerine yazmış, valinin bu ideolojisinin aslında devletin ideolojisini yansıttığını öne sürmüştü…
* * *
30 Ocak’taki Milliyet’in sürmanşetinde şöyle bir haber başlığı vardı:
“ROMA ELÇİSİ TACİZLE SUÇLANDI!”
Haberin içeriğinde şunlar yazıyordu:
“Yanında çalışan iki kadın memurun, ‘Bize cinsel tacizde bulundu’ iddiası üzerine, Türkiye’nin Roma Büyükelçisi ALİ YAKITAL için soruşturma açıldı…”
* * *
Ali Yakıtal’ın bu soruşturulma haberi ile T.C. Roma Büyükelçiliği yine gündeme gelmiş oldu…
Anımsayacaksınız, aynı büyükelçilik Nisan 2009′da -Roma’nın 2 saat kuzeydoğusunda yer alan- L’Aquila’da yaşanan deprem sonrasında da gündeme gelmişti…
L’Aquila Depremi, 6 Nisan 2009′da meydana gelmiş ve 300′e yakın insanın ölümüyle sonuçlanmıştı…
O büyük depremi, oraya Erasmus Programı’yla gelen 50 Türk öğrencisi de yaşamış, -neyse ki- hiçbirine bir şey olmamıştı…
O tarihte T.C. Roma Büyükelçiliği’ni gündeme getiren, -gazetelerden okuyorduk- o büyükelçilik yetkililerinin depremi yaşayan Türk öğrencileriyle ilgilenmesi, maddi-manevi tüm desteklerini esirgememesiydi…
* * *
Depremden sonra -SON BASKI’da da yayınlanan (17.04.2009)- “L’Aquila Depremi ve Türk Öğrenciler” başlıklı yazımda; depremi orada yaşayan Emrah Bulduk isimli arkadaşımın -10 Nisan 2009′da- bana gönderdiği, kendisi tarafından önce Türkiye’deki okulu Sakarya Üniversitesi’ne, o üniversiteden de T.C. Roma Büyükelçiliği’ne gönderilmiş olan, durumun -hiçbir şekilde- medyaya yansıtıldığı gibi olmadığını belgeleyen mailine yer vermiştim…
O mailde Emrah Bulduk şunları söylemişti:
“Merhaba, ben University of L’Aquila’dan Emrah BULDUK. Şu an Roma’da bir hostele yerleştik ve oradan yazıyorum.
(…)
Öncelikle, Türk Konsolosluğu’nun bize yardım ettikleri konusunda haberler okuyorum. Bunlar tamamen yalan! Sadece oyaladılar. Manevi anlamda ancak destek vereceklerini ve ‘Biz sizin uşağınız değiliz!’ türü açıklamalarla maddi anlamda da tek başımıza olduğumuzu belli ettiler. Bir gece çadırda kalmamız için bile hiçbir çaba göstermediler ve İtalyan yetkililerin de kendi vatandaşlarını kurtarmayı tercih ettiklerinden, bir gece parkta yattık ve donmamak için yağmurda hiç uyumadık.
Düşünün, yetkililer yanınızda ama İtalyanca konuşup yetkililerden yardım isteyen biziz. Çadırda kalamayıp gece dışarıda uyumamızı ‘tecrübe olmuş’ diye açıklayan, vicdanı olmayan yetkililer yerine, okulumuzdan acil bir açıklama bekliyorum.”
Bu mailin karşılığı olarak, T.C. Roma Büyükelçiliği 2′nci Katip EFE CEYLAN gönderdiği mailde -medyaya yansıtıldığı gibi- bir karşılık vermiş, Emrah Bulduk isimli arkadaşımızın söylediklerini inkar etmişti…
Beraberindeki mailde Emrah Bulduk şunları söyleyecekti:
“Kimseyi suçlamak istemem ve buna da yetkim yok. Ama yapılması gerekenler varsa ve bunlar yapılmamışsa; hukuki anlamda bir sürecin başlaması taraftarıyım. Gerek medya, gerekse hukuki birimlerin bu konuda daha hassas olması gerekirdi. Ama bu da olmadı.
(…)
Konsolosluğun bizi göndermek konusundaki endişesi kesinlikle doğrudur. Ama bunun sorumluluk almak mı, yoksa sorumluluktan kaçmak mı olduğu kesinlikle tartışmalıdır.
(…)
Çok korktum ve depremden nasıl hala yara almadan kurtulduğumuza inanamıyorum. Umarım bu cümlelerim olayın ne kadar ciddi bir konu olduğunu anlatmıştır.”
* * *
Emre Kongar’ın Ağustos 2009′da söylediklerini yeniden anımsayalım:
“Valiler illerde, büyükelçiler de bulundukları ülkelerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temsilcisidir…
Onların eylem ve söylemleri devlet adına yapılır, devleti yansıtır ve devleti bağlar…”
T.C. Roma Büyükelçiliği’nde -Nisan 2009′da- cereyan edenler bir “skandal” niteliğindeydi ve asıl gerçekler Türk medyası tarafından kamuoyuna yansıtılmadı…
Valiler de, büyükelçiler de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temsilcileriydi…
Yaptıkları eylem ve söylemleri devlet adınaydı, devlet şanınaydı…
* * *
Şu an Ocak 2010…
Peki, Türk medyası Nisan 2009′da gerçekleştirdiği o “sansürü” kim için yapmıştı?
Kimin adına, kimin şanına?
Sorgulamamız gereken konu işte bu olmalıydı…
Ve her şeyin unutulduğu gibi, bu konu da -ne yazık ki- unutulup gidecekti…
Hatta unutuldu da!
* * *
Şimdi de Başbakan Erdoğan’ın eski dış politika başdanışmanı ve 30 Ocak’ta da Miiliyet’teki sürmanşetteki habere konu olan Türkiye’nin Roma Büyükelçisi ALİ YAKITAL’ın verdiği demeçte söyledikleri:
“Bizi tanıyan tanır… Bunu aşacağız!”

1 Yorum

  1. hilal | Şub 18, 2010 | Yanitla

    başarcım, sayın konsolusun afet ve deprem gibi basit durumlarla ilgelencek zamanı olmadığından sanırım yardımcı olamamış. yoksa can feda derdi. bu taciz olayın da da “babacan ca bir olaydı” diyor. allah kızlarımızı bu tür babalardan korusun diyorum. bu arada şikayetçi olan kadınları kutluyorum. namusuna boğulup durumu sineye çekebilirlerdi. nedense tacizi bir hak olarak görüyor, babacan türk erkekleri….

Yorum Gonderin

uyelik bilgilerinizle Giris yaparak yorum yazabilirsiniz.