|
YAZAR
HAKKINDA GENİŞ BİLGİ VE ESKİ YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
ÜLKEMİZİN KAÇIRDIĞI EN BÜYÜK EĞİTİM PROJESİ KÖY
ENSTİTÜLERİ
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi,
iortas@cu.edu.tr
Son yıllarda 17 Nisan'da Köy Enstitülerinin kuruluş
yıldönümünün kutlanması sevindirici. Cumhuriyetin bu ulvi projesinin
amacı köyden gelen yetenekli çocukların tam donanımlı olarak
yetiştikten sonra tekrar köylerine dönerek geride kalan ve okuma
fırsatı veya olanağı bulmamışları eğiterek ülkenin okuryazar düzeyini
yukarı taşımayı amaçlıyordu. Köy Enstitülerinin o günkü eğitim yöntemi
gününün en ileri eğitim yönteminden daha donanımlıydı. Bu modelde
teorik ve pratik eğitim birlikte alınıyordu. Yalnız temel dersler
değil, yaşama dair bütün konular bir bütünlük içinde işleniyordu. Bir
taraftan güçlü bir tarih eğitimi yanında tarım, el işi ve güzel
sanatlar ile yurttaşlık bilinci ve ulusal bilinç kazanıyorlardı, diğer
taraftan dünya klasiklerini okuyarak, müzik dinleyerek, tiyatro
yaparak dünya değerleri ile tanışıyorlardı. Bu model şimdi bütün
dünyada tartışılan yüksek öğretimde probleme dayalı öğretme modeline
çok benziyor. Ayrıca AB nin yüksek öğretimde başlattığı Leonardo Da
Vinci siteminin yıllar önce uygulandığı bir şeklidir.
KÖY ENSTİTÜLERİN NE ZAMAN KURULDU
Cumhuriyeti kuran çağdaş aydın kadrolar eğitimin öncelikle
köylerden başlaması gerektiğini belirleyerek bunu köylere indirgemeyi
benimsemişlerdir. En büyük eserleri ise Köy Enstitülerinin kuruluşu
idi. Çok değişik ve çarpıcı bir girişim olan Köy Enstitüleri hareketi
belki de dünyaya örnek bir projedir. Ne yazık ki halen önemi yeterince
anlaşılamadı. Köy Enstitülerinin başlıca amacı kırsal alanı
kalkındırmak, köylüyü eğitmek ve eğitmenlerle köylüyü üretici duruma
getirmekti. Çünkü Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ülkemizde okur yazar
oranı neredeyse yok denecek kadar çok düşüktür. Özellikle kadınlarda
ve köylerde durum daha da kötüdür. Bu tablo karşısında Atatürk ve
arkadaşları yeni rejimin ruhunu ve düşüncesini köye de ulaştıracak bir
eğitsel devrim hareketini başlatırlar. Gerçek anlamda devrimci bir
hareket olan Köy Enstitüleri hareketi yalnızca köyün maddi
kalkınmasını değil, aynı zamanda ve daha önemli olarak köy insanını
bilinçlendirmeyi, onu hiçbir kuvvetin istismar edemeyeceği modern bir
kırsal yaşam biçimine kavuşturmayı amaçlar. 17 Nisan 1940'da "Köy
Enstitüleri" kurulmaya başlanır.
AMAÇ NEYDİ?
Köy Enstitülerinde yaşam, dönemin öğretmen ve öğrencilerinin
anlatımı ile tam "birliktelik, katılım, yetki" ve "sorumluluk"
eksenlerine oturtulmuştur. Enstitülerde kararlar
yönetici-öğretici-öğrenci üçlüsünün katkı ve onayıyla alınır. Okul
yöneticileri ile öğrenciler her konuyu tartışabiliyorlar. Enstitülerin
kuruluşunda Atatürk politikası uygulanmak, tarıma elverişli arazilerin
seçilmesine özellikle özen gösterilir. Eğitim anlayışı açısından Köy
Enstitüleriyle diğer okullar arasında çok önemli nitelik farkı
bulunmaktadır. Köy Enstitülerine eğitim anlamında yüklenen sorumluluk
ağır ve anlamlıdır. Köy Enstitülerindeki anlayış o dönemde "Eğitim,
Üretim içindedir" şiarıdır. Hep beraber ülkeyi kalkındırmak için
üretmek ve hayata birlikte bakmaktır.
Cumhuriyeti kuran genç kadro büyük çoğunluğu köylü olan ve aynı oranda
okuma yazma bilmeyen toplumu kısa yoldan okuryazar yapmak
istiyorlardı. Bu proje aynı zamanda ülkemizin çağdaşlaşma ve
modernleşme projesi idi. Yine genç cumhuriyet kadrosu demokrasiyi
altın tepside sunmuş ve yaşaması için altının doldurulması
gerektiğinin farkındaydı. Onun için demokratik bir yapılanmanın
zorunlu olduğunun farkındaydılar. Bunun başarılması için de çok yönlü
yetişmiş, özgüveni gelişmiş, karşılaştığı sorunu çözebilen yetenekli
ve zeki köy çocukları ile işe başladılar. Eğitim ve öğretim sorun
çözmeye yönelikti. Özellikle Türkiye gibi halen köy kökenli ve tarıma
dayalı yapılarda modelin önemi çok sonradan daha iyi anlaşılmıştır.
Çünkü köy çocukları bu modelde hem eğitiliyor hem de geleceklerini
hazırlıyorlardı. Küçücük çocuk köyünden geldiği gibi üretimin
içerisinde, kendi okulunu kendisi yapıyor, koyun güdüyor, müzik
yapıyor, klasik eserler okuyor. Kendisine koyun gütmesi söylenen çocuk
artık sorumluluk almış olmakta ve kendi sorumluluğunu ve bilincini
oluşturmak zorunda. İsmet İnönü Hasanoğlanda yol kenarında koyun güden
çocukların azıklarında ekmek parçasının yanında klasikler görünce
aradığını bulduğunu ve gelecekten umutlu olduğunu belirtir.
Duvar ören, tarım yapan, marangozluk, demircilik yapan, aynı zamanda
dünya klasiklerini okuyan ve müzik yaparak ruhunu güzelleştiren mutlu
insanları yetiştiriyordu. Bilindiği gibi bu şekilde yetişen çocuklar
kendilerine güveni olan, mutlu ve üretken insanlardır. Ancak bugün
özgüveni eksik, çok sayıda insanın mutlu olmadığı ve kimseye
güvenmediği bilinmektedir. Karşısındakine güvenmeyen kendisine de
güvenemez. Kendine ve karşısındakine güvenmeyen de demokrat olamaz
(Erdal Ataberk). İşte Cumhuriyetin genç kuşağı üreten, paylaşan ve
dönüştüren demokrat insanlar yetiştirerek ülkenin modernizasyonunu
hedefliyorlardı. Bu, onların ülkenin geleceğine ilişkin TEMEL
FELSEFELERİ İDİ.
ÇAĞININ EN İLERİ EĞİTİM MODELİDİR
Köy Enstitüleri eğitim modeli bireyler olayların farkına
varılabilirliğini kazandırıyordu. Kendi bilincine varan, ülkesinin ve
dünyanın değerlerinin farkına varır. Bu da yurttaşlık bilincini
yaratır. Ancak ülkemizi bu duruma getiren soğuk savaş mantığı
sahipleri ülkemizin geleceğe yönelik yetişmiş insan yetiştirme
projesini erken fark ettiler ve engelleyebildiler.
Köy Enstitüleri aslında ülkemizden tam algılanmadan dünyada yankı
bulmuştu. Şakir Ezacıbaşı NTV'de yanlanan Kültür ve Kimlik programında
"1950'li yıllarda Londra'da toplanan Asyalı öğrenciler konseyi
toplantısında konuşan UNESCO başkanının Türkiye'nin yani Tonguç
hocanın Köy Enstitülerinin önemini vurgulayan bir konuşma yaptığını
belirtiyor. Toplantıda UNESCO başkanının Birleşmiş Milletlerde Köy
Enstitüleri ile ilgili bir çok belgenin ve dokümanın olduğunu ve örnek
gösterildiğini vurgular. Tabii bu büyük projenin çıktıları olan
eğitmenler gittikleri köylerde hemen işe sarılır, köylüleri eğitmeye
başlar. Ülkenin her tarafına yayılan eğitmenler bir taraftan okuma
yazma öğretir, diğer taraftan doğrudan köylülerin üretim artışına
yönelik pratik işlere girişirler. Kısa sürede bu eğitmenlerin gittiği
köylerde sosyal faaliyet artar. Köylerde tiyatro bile kurulur, köy
kahvelerinde okuma odaları açılır. Bugün ülkemizin köy kökenli okumuş
kişilerinin genelde bu tür eğitmenlerin bulunduğu ortamdan geldiğini
göreceksiniz. Bu konuda araştırma yapmış bir okurumdan aldığım bir
e-posta iletisinde "Köy Enstitüleri açıldığında zamanın Amerikan
hükümetinin hazırladığı istihbarat raporunda "Dikkatli olun Türkler
büyük bir eğitim atılımıyla geliyor" denilmektedir. Ancak Köy
Enstitülerinin kapanması ülkemizin bağımsızlık politikasının kırılma
noktası ve miladı olarak görülebilir. Bu tarihten sonra eğitimin
dokusu ve felsefesi değişmiş, köylere kültürel ağırlıklı eğitim yerini
ezberci eğitime bırakmıştır. Cumhuriyetin temel hedefi olan köylüyü
aydın çiftçi durumuna getirmek yerine sahipsiz, kendi sorunlarını
devlete iletemeyecek kadar yalnız ve aciz bırakılmış, çaresiz durumda
görmek hepimizi rahatsız etmektedir.
14 Nisan 2005 Perşembe günü Prof. Dr. Emre Kongar'ın Çukurova
Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kolunun davetlisi olarak 3 saati aşkın
süren mükemmel konferansını dinleyince olayın ne denli önemli olduğunu
anladım. Sayın Kongar'ın konferansında insanlık tarihinin geçirdiği
tarım, sanayi ve bilişim devrimlerinin yanında dünyadaki gelişmelere
ve soğuk savaşın ülkemiz üzerindeki etkilerini dinleyince bir kez daha
Köy Enstitülerinin niçin kapatıldığını daha iyi anladım.
BATI BU MODELDEN NEDEN KORKTU
1940'lı yıllarda üniversitelerin özerkliğinin başladığı dönem
Hasan Ali Yücelin Köy Enstitülerinin kurulduğu döneme denk gelmektedir
ki bu dönemde UNESCO tarafından dünyaya Türk eğitimi model örnek
olarak gösterilmektedir. Türk eğitim tarihine bakıldığında
Cumhuriyetin eğitim projesinin bu dönemde şahlandığı, ancak çok kısa
sürede önünün kesildiği görülmektedir. Bu dönemden sonra soğuk savaş
anlayışı ile ülkemizin önüne konulan süreç sonucu insanlarımız
birbirine düşürüldü toplumun en dinamik kesimi olan üniversite
gençliği ağırlıklı olarak olaylara da taraf oldukları için üç kez
ülkede darbe yapıldı ve her seferinde üniversiteler sorunların merkezi
olarak gösterildiği için üniversiteler zaptü-rapt altına alınmaya
çalışıldı.
Köy Enstitüleri temel esperisi, bu eğitim modeli kişinin kendi farkına
varılabilirliğini kazandırıyordu. Anlıyor, düşünüyor, sorguluyor ve
üretiyor. Yaptığı işin verdiği mutluluk ile yaşamına anlam
katabiliyordu. Maalesef ülkemizin o gün bu kazanımı koruyamadı. Çünkü
o dönemde toplumun eğitim düzeyi, demokrasiyi sindirme bilinci,
batının baskısı sonucu bu proje ortadan kaldırıldı. Bugün bizler Köy
Enstitülerini okuyunca hayıflanıyoruz ancak yakalanan fırsatların
değerlendirilmemesi kaçan trene benziyor. Toplum olarak o dönemde neye
sahip olduğumuzun farkında değildik. Bugün de farkında olduğumuz
inancında değilim.
KÖY ENSTÜTÜLERİ'NİN KAPTILMASININ BUGÜNE YANSIMASI NEDİR?
O döneme ülkemizin karşı karşıya bulunduğu zorlu koşullar ve dış
dinamiklerin ülkemiz üzerinde kurdukları psikolojik etkinin sonucu köy
enstitülerin soğuk savaşa kurban edilip kısa sürede kapatılarak
tarihin raflarına kaldırıldı. Bunu takip eden süreçte ülkenin aydınlık
geleceğinin eğitim projesi önce yatılı öğretmen okullarına, sonra
yatılı okula, sonra da normal lise eğitimine zamana yayılarak bertaraf
edildi. Ülkenin dinamik gençlik sağ sol ayrımı yapmadan anarşinin
içine sürüklendi ve üç kez yapılan darbelerle gençlik pasif hale
getirildi. Ülkenin yönetiminde söz sahibi olması gereken entelektüel
kesim devletten yavaş yavaş dışlandı. Bu dönemden sonra da ülkemiz
eğitimi kalite yönünden gerilemiş, ülkemiz sürekli borçlu bir duruma
gelmiş, kırsaldan kentlere plansız göçler başlamış, devasa kentler
etrafında kontrol edilemez büyüklükte varoşlar yaratmışlar. Sonuç
olarak bugün yönetilemez ve kontrol edilemez bir duruma gelinmiştir.
Ülkenin yetişkin insan kaynaklarını yetiştiren üniversitelerinin
özerkliği çok bulunarak kısılmış neredeyse ileri lise düzeyinde eğitim
veren kurumlar durumuna sürüklenerek bugün hepimizin bildiği tablo ile
karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Sorumlu yok. Hesap verecek de yok.
Bir kez daha vurgulamak gerekse, bazı detaylar da yapılacak
eleştiriler, böyle büyük bir projenin değerini düşürmediği gibi, o
günden bugüne, bir daha aynı büyüklükte bir "düşünce" ve "planlamaya"
rastlayadığımızı, üzülerek ifade etmek durumundayım. Ancak olumlu
tarafından bakarsak, o günün zor koşullarında bunlar başarılabildiğine
göre, bugün çok daha fazlasını neden başaramayalım, diye kendi kendime
soruyorum.
Köy Enstitüleri Projesinin günümüz koşullarına uyarlanmış probleme
dayalı öğrenme modalarını başta üniversitelerimiz olmak üzere denmeye
ne dersiniz!
|