|
Avrupa
Futbol Sektörünün ekonomİk gelİŞİMİ ve Türk futbol sektörü
Giriş
Spor
ya da sporun alt sektörü futbol, “boş zaman etkinliği”
olarak ortaya çıkmışsa da, kapitalist üretim süreci ve
ilişkileri çerçevesinde yaşanan teknolojik gelişmelerle
beraber endüstrileşmiş, kendi kendinin katma değerini
yaratan başlı başına bir sektör haline gelmiştir.
Kapitalist sistemin işleyişi futbolun da kimliğini
değiştirmiş, futbol kulüpleri ticari birer işletmeye,
izleyiciler ise birer “müşteriye” ya da diğer ifadeleriyle
“tüketiciye” dönüşmüş ve futbol giderek kârlı bir yatırım
alanı haline gelmiştir.
Bu
makalenin amacı elimizdeki mevcut verilerle, Avrupa futbol
sektörünü makro bir bakışla incelemek ve Türkiye’deki
futbol sektörünün mevcut sorunlarını ortaya koymaktır.
Futbol Sektörüne Genel Bakış
Günümüzün en yaygın tüketim kalıplarını belirleyen ve
ticari bir sektör haline gelen futbol, belki de hiçbir
endüstri dalında bu denli yaratılamayacak bir talep ile
karşımıza çıkmaktadır. Futbolun gerçek anlamda
endüstrileşmiş olduğu ülkelerde, oynanan oyun kötüye gitse
dahi taraftarlar yani müşteriler takımları için
harcamalarını kesmemekte, her takım taraftarlarına, satmak
amacıyla kendi ürünlerini pazara sunmakta ve ekonomik
olarak azgelişmiş kesimlerde dahi futbol ve futbola bağlı
spor giyim ve aksesuarları normal tüketim kalemleri olarak
konumlarını almaktadır.
Günümüzde futbol, geçmişin yeşil sahalarında oynan
“büyüleyici oyundan” dan uzaklaşmış ve sportiflikten
endüstriyelliğe doğru bir değişim sürecine girmiştir.
1980’li yılların “gösteri” özelliğinin 1990’larda “show-business”’a
doğru kaymasıyla endüstriyel bir niteliğe bürünen futbolun
“Yeni Futbol ekonomisi”ni yaratması dünyada üç milyarın
üzerinde insan tarafından ilgi ve taleple karşılanmasını
beraberinde getirmiştir.
Futbolun merkezi konumundaki Avrupa’ya baktığımızda,
takımların şirketleşmesi ve pazarda hâkim güç olma ve
kendi pazarlarını yaratma savaşlarıyla karşılaşmaktayız.
Günümüzün “süper starları” olarak nitelendirilen
futbolcular, politikacılardan daha çok ilgi görmekte,
dünya kupası maçları, dünya genelinde tüm kesimlerin
ilgisini televizyona çekerek izlenme rekorları kırmakta,
Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinde futbol haberleri sunan
futbol gazeteleri en çok satan gazeteler olarak ilk
sıralarda yerlerini almaktadır.
Dijital yayın anlaşmalarına,
sponsorlara ve elde edilen reklâm gelirlerine paralel
olarak teknik direktör ve futbolcuların ücretlerinde de
artış görülmekte, futbol kulüplerinin transferlere
ayırdıkları pay, bütçelerinin %60’ından fazlasını
oluşturmaktadır.
Dünya genelinde büyük stat projeleri ve milyonlarca dolar
harcanarak futbolcuların satın alınışları, sadece maç
biletleri ve yayın haklarından elde edilen kârların
milyonlarca dolar değerinde oluşu futbolun ne derecede
kimlik değiştirdiğini bize açıkça göstermektedir.
Son
yıllarda futbolun bu evriliş sürecine baktığımızda, artık
futbolun tutkunluktan başka anlamlar ve kavramlara doğru
kaymakta olduğunu görürüz. Tüm dünyada yaklaşık 500 milyar
dolar gibi bir büyüklüğe ulaşan bu pastadan pay almak,
daha çok tanınırlık ve marka olma savaşı git gide
kızışmakta olduğu tartışılmaz bir gerçektir.
Avrupa Futbol Sektörü’nün Büyümesi
Ekonomik sektörler, bir ülkenin
ekonomik aktivitelerinin bölündüğü alanlardır. Doğal
olarak futbol da, taraftarların ya da modern futbol
çerçevesinde şekillenen “müşterilerin” belirli bir miktar
ücret ödeyerek seyretmek durumunda olduğu ve kulüplerin de
“günümüzün süper starlarını” oynamaları için
ücretlendirdiği bir ekonomik sektördür.
Kapitalist üretim sürecinde, sistemin hedeflediği
karı maksimize etme güdüsü futbolda da mevcut etkinliğini
sürdürmekte ve futbolu “eski kimliğinden” her geçen gün
giderek uzaklaştırmaktadır.
Endüstrinin bir alanı olarak tanımlanmaya
çalışılan “endüstrileşmiş yeni futbol” için artık ideal
seyirci, öncelikle kombine bilete sahip sürekli seyirci
ardından da şahıs ortaklarının ya da firmaların
kiraladıkları bölmelerde yani stadyum localarında
karşılaşmaları izleyen seyirciler olmakta
coşkulu şarkılar söyleyen taraftardan yavaş yavaş
uzaklaşan, gelir ve eğitim seviyesi yüksek, ürünleri satın
alabilecek insanlara doğru kaymaktadır.
Stadyumlar ve çevresi ise şirketlerce uygulanan
stratejiler ile maç günleri dışında, alışveriş mekânı,
spor merkezi, toplantı, konferans merkezi şeklinde
faaliyet göstermesini sağlayacak türden
yapılandırılmaktadır. Daha fazla seyirci, daha fazla
tüketim ve eğlence, daha fazla otopark geliri elde etmek
amacıyla geleceğini garanti altına almaya çalışan kulüpler
tarafından stat çevresi git gide büyütülmekte, hatta
önemli bir turizm alanı haline getirilmeye
çalışılmaktadır.
Yukarıda bahsedilene örnek vermek gerekirse, Chelsea’nin
stadı Stamford Bridge’in sadece maç günleri ziyaret
edilmediğini, stat çevresinde bulunan Chelsea Village’in
haftanın diğer günleri de konuklarını ağırladığı bir
turizm alanı olduğunu görürüz.
Avrupa’nın önemli futbol ligleri olan İngiltere (Premiership),
Almanya (Bundesliga), İspanya(La Liga), İtalya (Serie A)
ve Fransa (1.Lig) Dünya futbolunun yarattığı ekonomik
gücün %65’ine sahiptir.
Ülkelerin kendi dinamiklerinden kaynaklanan özel yapıları,
futbol kulüplerinin gelir yapılarını etkilemekte ve
başarılarını da arttırmaktadır.
Deloitte
and Touche’nin futbolun mali tarafına ayna tutan 2004
tahmini raporunda sadece Avrupa’da futbol pazarının 10,4
milyar Euro civarında bir büyüklüğe ulaştığı
belirtiliyor.
Aynı rapora göre, İngiltere Premiership, bir sezonda dünya
genelinde en fazla geliri yaratan lig durumundadır.
Premier Ligi Almanya’nın Bundesliga’sı takip etmektedir.
Premier Lig ortalama seyirci sayısı bakımından, Avrupa
futbolunda en iyi ortalamayı tutturan lig olmakta, en
yakın rakibi Alman Bundesliga’ya % 11 gibi bir fark
atmaktadır. 3. ve 4. sırayı ise yıldan yıla değişmeli
olarak İtalya ve İspanya ligleri paylaşırken, Fransız ligi
ortalama seyirci sayısı bakımından, bu beş büyük lig
arasında sonuncu sırada yer almaktadır.
Aşağıda yer alan Tablo 1’de istikrarlı bir çizgiye sahip
olan İngiltere’nin önde gelen kulüplerinin seyirci
ortalamaları görülmektedir.
|
Önde Gelen İngiliz Kulüplerinde (Ortalama) Seyirci
Sayıları |
Ortalama 04/05 |
Ortalama 03/04 |
Ortalama 02/03 |
|
Manchester United |
67,750 |
67,640 |
67,602 |
|
Newcastle United |
51,845 |
51,965 |
51,923 |
|
Manchester City |
45,190 |
46,835 |
34,565 |
|
Liverpool |
42,585 |
42,705 |
43,243 |
|
Chelsea |
41,870 |
41,235 |
39,784 |
|
Arsenal |
37,980 |
38,080 |
38,042 |
|
Aston Villa |
37,355 |
36,625 |
34,975 |
|
Everton |
36,835 |
38,835 |
38,491 |
|
Tottenham Hotspur |
35,925 |
34,875 |
35,897 |
|
Middlesbrough |
32,010 |
30,40 |
31,025 |
|
Southampton |
30,610 |
31,700 |
30,680 |
|
Leeds United |
29,205 |
36,665 |
39,120 |
|
Sunderland |
28,820 |
27,120 |
39,698 |
|
Birmingham City |
28,760 |
29,075 |
28,831 |
|
West Ham United |
27,405 |
31,165 |
34,432 |
|
Wolverhampton Wanderers |
26,620 |
28,875 |
25,745 |
|
Charlton Athletic |
26,405 |
26,295 |
26,256 |
|
Bolton Wanderers |
26,005 |
26,795 |
25,017 |
|
West Bromwich Albion |
25,985 |
24,765 |
26,731 |
|
IpswichTown |
25,650 |
24,520 |
25,455 |
|
Derby County |
25,220 |
22,330 |
25,470 |
|
Norwich City |
24,350 |
18,989 |
20,353 |
|
LeicesterCity |
24,135 |
30,985 |
29,242 |
|
Crystal Palace |
24,105 |
17,345 |
16,867 |
|
Nottingham Forest |
23,565 |
24,750 |
24,437 |
|
Sheffield Wednesday |
23,100 |
22,335 |
20,327 |
|
Blackburn Rovers |
22,315 |
24,375 |
26,226 |
|
Portsmouth |
20,070 |
20,110 |
18,934 |
|
Fulham |
19,835 |
16,340 |
16,707 |
|
Sheffield United |
19,595 |
21,645 |
18,069 |
(Tablo 1)
KAYNAK:
http://www.footballeconomy.com/stats/stats_att_04.htm
Tablo 1’de belirtilen sezonlarındaki, ortalama seyrici
sayısının istikrarlı olması, satılan kombine bilet
sayısından kaynaklanmaktadır. Bu da futbolun ne kadar çok
kişinin ilgisini çektiğinin göstergesidir.
Avrupa’da futbol kulüplerinin yönetim kadrolarında
hedeflenen yeni girişimler beraberinde futbolun kimliği
daha da değiştirmektedir. Dijital platformun kurulmasıyla
naklen yayın ve lisanslı ürünlerin satışları ile elde
edilen gelirler ve daha birçok yeni bilgi ve beceri
transferleriyle beraber futbol modern yöneticilerle ulusal
ve uluslararası sektörde payını giderek arttırmaktadır.
Sportif Başarı ve Mali Güç
Avrupa’da ve diğer gelişmiş ülkelerde, sportif
başarı ne kadar artarsa elde edilecek mali güç de
tartışılmaz bir şekilde artmaktadır. Başka bir deyişle,
sportif başarı olmadığı sürece mali bir güç ve mali bir
başarı elde edilememektedir.
Avrupa geneline baktığımızda sportif başarı elde etmiş
Juventus, Milan, Real Madrid, Bayern Münich ve Manchester
United gibi futbol
kulüplerinin mali yönden güçlü olduklarını görmekteyiz.
Fakat burada belirtilmesi gereken önemli olgu şudur; bu
sportif başarıyı tetikleyen profesyonel yönetim
anlayışı ve bunun sonucunda da iyi denebilecek bir
kurumsallığın mevcut bulunmasıdır.
Bugün UEFA tarafından, Şampiyonlar Ligi’ne ve UEFA’ya
ülkelerin kaç takım ile katılacağı, takımların ülke puan
ve katsayılarının, beş yıllık performanslar baz alınarak
hesaplanmasıyla belirlenmektedir. Futbolun tam olarak
endüstrileşmiş olduğu ülkelerin
Şampiyonlar Ligi ve UEFA’ya 7’şer takımla katılmaları
aslında UEFA’nın da bu işte izlenme payına yani
“reyting”’e dolayısıyla elde edilecek gelire ne kadar önem
verdiğinin açık bir kanıtıdır.
Pazarlama stratejilerinin iyi olması sonucu yüksek reyting
gelirinin elde edilmesi ise kulüplerde olması gereken
profesyonel yönetim anlayışında yatmaktadır.
Yukarıda açıkladığımızın ne derecede önemli olduğunu ise
UEFA’nın vermiş olduğu kararlarla pekiştirebiliriz.
1991/1992 sezonunda UEFA, sportif ve mali başarı kazanmış
bir kulübün erken elenmesini önlemek için zengin
kulüplerin baskısı ile bir kademe sistemi getirmiş ve
büyük kulüplerin altı maç kadar ciddi bir rakiple
karşılaşma olasılığını azaltmıştır. Ardından gelen 1994 ve
1996 ‘da karaları da formatı tekrardan değiştirmiş ve
birinciler yanında ikincilere de katılım hakkı verilerek
kupa katılımı 24 takıma çıkarılmıştır. Bunun ne kadar
adaletli olduğu ise halen tartışıla gelmektedir.
|
KULÜPLER |
£ m |
|
Liverpool |
20,5 |
|
Chelsea |
18,8 |
|
AC Milan |
17,5 |
|
Arsenal |
15,7 |
|
Lyons |
13,6 |
|
Bayern Munich |
12,3 |
|
Werder Bremen |
11,4 |
|
Manchester United |
10,9 |
|
Barcelona |
10,7 |
|
PSV Eindhoven |
10,5 |
(Tablo 2)
KAYNAK:
http://www.footballeconomy.com/stats/stats_turnover_08.htm
Tablo 2’de 2004–2005 Şampiyonlar Ligi’nden en çok
para kazanan kulüplerin ilk 10 sıralamasını görmekteyiz.
İngiliz Liverpool takımı 20.5 Milyon Sterlin ile ilk
sırada yer alırken Chelsea 18.8 Milan ise 17.5 Milyon
Sterlin ile 2. ve 3. sıralara yerleşmektedirler. Burada
değinilmesi gereken İstanbul’daki final maçını İtalyan
Milan ve İngiliz Liverpool takımları oynamasına karşın bir
başka İngiliz takımı Chelsea’nin en yüksek ikinci geliri
elde eden takım olmasıdır. UEFA'nın televizyon yayın
hakları, sponsorluklar, ve takımların ülkelerindeki
izlenme oranlarıyla ölçerek belirlediği paylaşım oranları
nedeniyle İngiliz takımları UEFA’dan daha fazla pay
almışlardır.
Şampiyonlar Liginde 1992–1993 senesinden
2003–2004 senesine kadar en çok para kazanan 10 kulüp ise
Tablo 3’te yer almaktadır.
|
KULÜPLER |
£ m |
|
Bayern Munich |
116.4 |
|
Real Madrid |
110.3 |
|
Manchester United |
110.0 |
|
Juventus |
92.6 |
|
AC Milan |
74.7 |
|
Arsenal |
69.8 |
|
Barcelona |
69.1 |
|
Bayer Leverkusen |
68.4 |
|
Borussia Dortmund |
59.7 |
|
Lyon |
54.1 |
(Tablo 3)
Kaynak:
http://www.footballeconomy.com/stats/stats_turnover_08.htm
Daha önce de belirttiğim gibi, Bayern Munich,
Real Madrid ve Manchester United gibi mali yönden başarı
elde etmiş takımların mali yapıya kaynak aktarımı
gerçekleştirmelerinin iyi denebilecek bir idari mekanizma
ve kurumsallık ile mevcut olduğunu görmekteyiz.
En zengin 15 dünya futbol takımlarının
sıralamasını Tablo 4 vermektedir.
|
Sıra |
Takım |
Ülke |
Değeri |
|
1 |
Manchester United |
İngiltere |
1.19 Milyar $ |
|
2 |
Juventus |
İtalya |
828 Milyon $ |
|
3 |
AC Milan |
İtalya |
759 Milyon $ |
|
4 |
Real Madrid |
İspanya |
751 Milyon $ |
|
5 |
Bayern Munich |
Almanya |
617 Milyon $ |
|
6 |
Internazionale |
İtalya |
558 Milyon $ |
|
7 |
Arsenal |
İngiltere |
482 Milyon $ |
|
8 |
Liverpool |
İngiltere |
447 Milyon $ |
|
9 |
Newcastle United |
İngiltere |
398 Milyon $ |
|
10 |
Borussia Dortmund |
Almanya |
355 Milyon $ |
|
11 |
Barcelona |
İspanya |
345 Milyon $ |
|
12 |
Schalke 04 |
Almanya |
340 Milyon $ |
|
13 |
Chelsea |
İngiltere |
339 Milyon $ |
|
14 |
AS Roma |
İtalya |
304 Milyon $ |
|
15 |
Tottenham Hotspur |
İngiltere |
275 milyon $ |
(Tablo 4)
KAYNAK:
http://www.ntvmsnbc.com/news/263525.asp#BODY
Futbol kulübünün
sportif başarıları parasallaştırarak, buradan mali yapıya
kaynak tedariki sağlamasının tersine işlemesine dair
verilebilecek örneklerden biri Galatasaray’dır.
Galatasaray’ın 2000 yılında önce Arsenal’i yenerek UEFA
Kupasını ardından da Real Madrid’i yenerek Süper Kupayı
kazanması ile sportif anlamda zirveye erişti. Sportif
başarının mali başarıya dönüştürülememesi ise
Galatasaray’daki yönetimsel
hataların açık bir
göstergesidir. Galatasaray, Süper Kupa’yı alarak
markasının tanınırlık oranını dünya standartlarına
çıkartma şansına sahip iken yeşil sahalarda elde edilen
başarı, saha dışında yakalanamadığı için markanın değeri
gittikçe düşmüş ve arzu edilen düzeyde gelir elde
edilememiştir.
Galatasaray’ın Süper
Kupa’yı kazandığı dönemdeki durumunu incelersek, o dönemde
yoğun bir borçlanmayla bu zaferi karşıladığını görürüz.
Daha sonraki dönemlerdeki tablo ise şöyledir; borçların
ödenmesinde yaşadığı kriz ve UEFA Kriterlerini sağlama
amacına uygun hareket etme doğrultusunda zorunlu
küçülmesi, ardından Lucescu döneminde sağlanan sportif
başarı karşısında mali başarının sağlanamaması ve Fatih
Terim zamanında da yönetimde profesyonellikten mahrum olma
sonucu yapılan toplam 25 Milyarlık transfer
harcamalarından gelir elde ediminin de olmamasıdır.
Kısacası etkili bir yönetimi öngören profesyonellik
anlayışının, Süper Kupa kazanımı ile birlikte gelişmesi
gerekmekteyken Galatasaray’daki bir dizi yönetimsel
hatalar bunu sekteye uğratmıştır.
Türk futbolu genelinde var olan modern işletme
yönetiminin olamaması, Türk futbolunun en aksak yanını
açığa vurmaktadır. Bu aksak yanları çeşitli sebeplere
bağlı olmakta ve hukuki alt yapının sağlam olmamasından
ötürü çözümü zorlaşmaktadır.
Dernek Kültüründen Şirket Kültürüne
Türk
futbol sektöründe, dernek statüsü konumunda olmak büyük
bir sorunu da beraberinde getirmektedir. Bunu açıklamak
için Dernekler Kanunu’nun birkaç maddesini gözden
geçireceğiz.
Dernekler Kanunu’nun 2. maddesindeki tanıma göre,
dernekler, kazanç paylaşma dışında kanunlarca
yasaklanmamış belirli bir gayeyi gerçekleştirmek üzere en
az yedi kişinin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak
birleştirmeleri suretiyle oluşturdukları kurumlar olarak
tanınmışlardır.
Derneklerin kazanç paylaşma esasına göre
kurulamayacağı, Dernekler Kanunu’nda yer alan ayrı bir
hükümdür. Derneklerin faaliyetlerini sürdürmeleri için
sınırlı da olsa kazanç doğurucu faaliyetlerde
bulunmalarına izin verilmiş fakat “derneğin asıl amacı
gelir elde etme ve kazanç paylaştırmak olmamalı” hükmü de
açıkça kanunda belirtilmiştir.
Türkiye’de futbol kulüplerinin dernek statüsünden
şirketleşmeye doğru kaymaları ile beraberinde çeşitli
vergi yükleri ile karşılaşmaları ayrıca siyasetle iç içe
ilişkileri, dernek kültüründen Türk futbol sektörünün
kopamayışın en makul açıklamasıdır.
Dernek konumunda faaliyetlerini sürdüren bir futbol kulübü
ile anonim şirket statüsünde
faaliyette bulunan spor kulübü arasındaki vergi
avantajından kaynaklanan ve dernek statüsündeki kulüpler
lehine olan rekabet eşitsizliği gitgide büyümektedir.
Endüstriyel futbolun içinde bulunduğu önemli kriz
olan ve sadece Türkiye’de değil Avrupa’nın da pek çok
kulübünde bulunan gelir ile giderlerini dengelenememesi,
yönetimin sağlam olamayışı ve “babadan kalma” yöntemler
ile modern piyasanın dışında kalması, mali olarak
kulüplerimizin sağlam olamayışını göstermektedir.
İşte bu noktada şirketleşme ve halka açılma Türk
kulüplerine, karşılaştıkları olumsuzlukları bertaraf etmek
için faydalar sağlayabilmektedir. Bu faydalar şöyle
sıralanabilir;
-
Şirketlere fon sağlaması
-
Şirket hisselerinin pazar değerinin tespiti
-
Kurumsallaşma ve profesyonelleşme
-
Reklâm ve tanınma
-
Finansal yönetim güçlenmesi.
Günümüzde her kulüpte, yönetici kadrosundaki
kişiler, ek bir uğraş halindedirler. Halka açılma ile
şirketleşme beraberinde yönetimin revize edilmesi ve
yeniden oluşturulması açısından avantaj yaratacak ve
profesyonel futbol kulübü yönetmenliğini doğuracaktır.
Bir diğer avantaja geçersek, halka açılma ile
elde edilen gelir stadyum ve çevresinin yeniden inşaası
için mali kolaylık getirecektir. Chelsea ve Manchester
United’ın stadında olduğu gibi, stat ve çevre alan projesi
ile sadece maç günleri değil aynı zamanda haftanın diğer
günleri de gelir elde edilebilir.
Sermaye piyasaları ekonomiye uzun vadeli kaynak
sağlamada önemli roller üstlenen piyasalardır. Bu bağlamda
diğer ekonomik avantaj ise halkın futbola olan tutkusu,
futbolun halka açılması ile sermaye piyasalarına paralel
kayan bir ilgi yaratacaktır.
Dünya genelinde halka açılmanın temel örneği İngiltere
liginde görülmektedir. Bugün futbolun İngiltere’deki 21.yy’ın
başlarındaki görünümü 19.yy’ın ortalarında devlet
okullarında başlayan futboldan oldukça uzak kalmaktadır.
İngiltere’de toplam 26 adet futbol kulübünün hisse senedi,
borsada işlem görmekte diğer Avrupa ülkeleri futbol
kulüpleri de İngiltere’yi örnek alarak pazar içindeki
rekabette ayakta durma amacıyla girişimlerini
sürdürmektedirler.
İngiltere’de Manchester United, sportif ve
paralelinde gelişen mali başarı ile birçok Avrupa
Kulübünün önünde yer almaktadır. 252 Milyon Euro’ya varan
gelirleri ile oldukça büyük bir şirket olan Manchester
United, sportif bir organizasyondan gitgide ekonomik bir
örgüt halini almıştır.
Gerek oyuncusuna, gerek taraftarına, gerekse
hissedarına güven veren istikrarlı bir yapıya sahip
olması, varlıklarını işletmesi, alt yapıya önem vermesi,
futbolcu ticaretinden ciddi gelir elde etmesi, kısa süreli
hedeflerden ziyade uzun süreli başarıların peşinden
koşması, anahtar sponsorlarla stratejik ortaklıklar
kurması ve sürekli başarısı ile dünyanın her kulübü
açısından ideal bir profil çizmektedir. Kulübün Londra
Borsasında işlem gören bir hissesinin fiyatı 285 Sterlin
dolaylarında seyretmektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
Futbol artık günümüzde, eski kimliğini kaybetmiş küresel
ekonomik bir hadise olarak karşımıza çıkmakta, devleşen
futbol kulüpleri şirket kimliğine bürünmekte ve seyirciler
de müşteriye dönüşmektedir. Ülkeler arasındaki sportif ve
mali başarı ise git gide dengesizleşmekte, yetenekli
oyuncuları takım içinde tutmak ve iyi bir futbol seyri
sunabilmek için kulüplerce büyük yatırımlar yapmak
gerekmektedir.
Bugün Türk futbolunun yönetimindeki aksaklıklara,
özellikle de dernek statüsünde olma sorununun çözümüne
bilimsel düzeyde yaklaşılmaması, Türkiye’nin Avrupa Futbol
sektörü ile rekabet düzeyini gittikçe geriletmektedir.
Türk futbol kulüplerinin dernek statüsünden çıkarılarak
özel bir idari yapılanmaya gitmesi ve kulüplerinin
sportif başarılarını parasallaştırarak, buradan mali
yapıya kaynak tedariki sağlaması ne yazık ki sermaye
birikiminin yetersiz olduğu, her 5 senede bir kriz ile
karşılaşılan ülkemizde oldukça zordur.
Ayrıca futbolda öncü olmuş ve futbol sektörünün endüstri
haline gelmiş ülkelerinin yani Avrupa kulüplerinin UEFA
tarafından yüksek kotalarla ödüllendirilmesi (Şampiyonlar
Ligi ve UEFA’ya daha fazla takım ile katılış) Avrupa
futbol liglerinde sadece ilk 3 takımda değil tüm ligde bir
rekabet yaratırken, ülkemizde bu kotanın düşük olması
ligin ortalarında yer alan takımların hedefsiz kalmasına
ve “üç büyükler” tarafından oluşan “triopol yapının”
gitgide baskın hale gelmesine yol açmaktadır. Triopol
yapı sonucu futbol maçlarını endüstrileşmiş İngiltere ile
kıyaslandığında 3 kat daha az seyirci tribünlere
çekilmekte ve Anadolu takımlarının taraftarlarının kendi
takımlarının şampiyon olma ihtimallerini düşünememelerine
yol açmaktadır. Elbette ki bu durum mevcut altyapısı,
güvenliği, pazarlaması ve yönetimi iyi olan İngiltere ile
kıyaslanmayacak niteliktedir, fakat en azından rekabetin
Türk futbolu içinde yer almadığını göstermektedir.
Türk futbolunda 1959 yılında yapılmış olan birinci
profesyonelleşmenin sektörün endüstrileşmesiyle miladını
doldurması ve yetersiz kalması “artık” ikinci bir
“profesyonelleşmeyi” gerektirmektedir.
Son
derecede büyük bir mali güce sahip olan futbolun ekonomiye
ülkemizce kazandırılması oldukça faydalı olacaktır. Bu
yüzden siyasal iktidarın, futbol federasyonunun, futbol
kulüpleri yöneticilerin ve medyanın dörtlü ittifakının
kırılması gerekmektedir. Bu ittifakın kırılarak getireceği
profesyonelleşme ve eşit kaynak dağılımı futbolumuzu daha
adil ve başarılı yapacaktır.
Kaynaklar:
-
AKŞAR, Tuğrul, Endüstriyel Futbol, 1. Baskı,
İstanbul: Literatür Yayınevi, 2005.
-
AKŞAR, Tuğrul, Futbol A.Ş.,
http://www.ntvmsnbc.com/news/252024.asp
-
AKŞAR,Tuğrul, Avrupa Futbol Sektörünün Finansal Analizi
http://www.fesam.org/uzman/ta009.php
-
EGEMENLİOĞLU, Yusuf ,Gol Atan Galip,
http://cgdbursa.org/cagdas200310icerik.asp?Artid=16
-
MERİH, Kutlu, Futbol Kulüplerinin Küreselleşmesi,
http://www.fesam.org/uzman/km006.php
-PALACIOS-HUERTA,
Ignacio, Structural Breaks During a Century of the World’s
Most Popular Sport,Statistical Methods and Applications,
2004
-
ŞAFAK, B.S., Futbol Şirketlerinin Halka Arzı, SPK
Yeterlilik Etüdü,1999
-
Vakıflar Kanunu ile İlgili Mevzuat,
Kanun Metinleri Dizisi 8, Der:Serhat Yener, 2004
http://www.ntvmsnbc.com/news/263525.asp#BODY
http://www.footballeconomy.com/stats/stats_turnover_08.htm
http://www.footballeconomy.com/stats/stats_att_04.htm
Ignacio Palacios-Huerta, “Structural Breaks During a
Century of the World’s Most Popular Sport”
Statistical Methods and Applications, Vol.13.
Number 2, 2004,s.243
Mancester United, taraftarın tüm tepkisine rağmen, son
olarak Mayıs 2005’te Malcolm Glazer’in, Manchaster
United’daki hissesini yüzde 75’in üzerine çıkararak el
değiştirmiştir.
MArt 2006 |