Yazar    : Özge Gökdemir
E-Posta :ozge@sonbaski.com
 

 Avrupa Futbol Sektörünün ekonomİk gelİŞİMİ ve Türk futbol sektörü

Giriş

Spor ya da sporun alt sektörü futbol, “boş zaman etkinliği” olarak ortaya çıkmışsa da, kapitalist üretim süreci ve ilişkileri çerçevesinde yaşanan teknolojik gelişmelerle beraber endüstrileşmiş, kendi kendinin katma değerini yaratan başlı başına bir sektör haline gelmiştir. Kapitalist sistemin işleyişi futbolun da kimliğini değiştirmiş, futbol kulüpleri ticari birer işletmeye, izleyiciler ise birer “müşteriye” ya da diğer ifadeleriyle “tüketiciye” dönüşmüş ve futbol giderek kârlı bir yatırım alanı haline gelmiştir.

Bu makalenin amacı elimizdeki mevcut verilerle, Avrupa futbol sektörünü makro bir bakışla incelemek ve Türkiye’deki futbol sektörünün mevcut sorunlarını ortaya koymaktır.

Futbol Sektörüne Genel Bakış

Günümüzün en yaygın tüketim kalıplarını belirleyen ve ticari bir sektör haline gelen futbol, belki de hiçbir endüstri dalında bu denli yaratılamayacak bir talep ile karşımıza çıkmaktadır. Futbolun gerçek anlamda endüstrileşmiş olduğu ülkelerde, oynanan oyun kötüye gitse dahi taraftarlar yani müşteriler takımları için harcamalarını kesmemekte, her takım taraftarlarına, satmak amacıyla kendi ürünlerini pazara sunmakta ve ekonomik olarak azgelişmiş kesimlerde dahi futbol ve futbola bağlı spor giyim ve aksesuarları normal tüketim kalemleri olarak konumlarını almaktadır.[2]

Günümüzde futbol, geçmişin yeşil sahalarında oynan “büyüleyici oyundan” dan uzaklaşmış ve sportiflikten endüstriyelliğe doğru bir değişim sürecine girmiştir. 1980’li yılların “gösteri” özelliğinin 1990’larda “show-business”’a doğru kaymasıyla endüstriyel bir niteliğe bürünen futbolun “Yeni Futbol ekonomisi”ni yaratması dünyada üç milyarın üzerinde insan tarafından ilgi ve taleple karşılanmasını beraberinde getirmiştir.[3]

Futbolun merkezi konumundaki Avrupa’ya baktığımızda, takımların şirketleşmesi ve pazarda hâkim güç olma ve kendi pazarlarını yaratma savaşlarıyla karşılaşmaktayız.

Günümüzün “süper starları” olarak nitelendirilen futbolcular, politikacılardan daha çok ilgi görmekte, dünya kupası maçları, dünya genelinde tüm kesimlerin ilgisini televizyona çekerek izlenme rekorları kırmakta, Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinde futbol haberleri sunan futbol gazeteleri en çok satan gazeteler olarak ilk sıralarda yerlerini almaktadır.[4]

Dijital yayın anlaşmalarına[5], sponsorlara ve elde edilen reklâm gelirlerine paralel olarak teknik direktör ve futbolcuların ücretlerinde de artış görülmekte, futbol kulüplerinin transferlere ayırdıkları pay, bütçelerinin %60’ından fazlasını oluşturmaktadır.

Dünya genelinde büyük stat projeleri ve milyonlarca dolar harcanarak futbolcuların satın alınışları, sadece maç biletleri ve yayın haklarından elde edilen kârların milyonlarca dolar değerinde oluşu futbolun ne derecede kimlik değiştirdiğini bize açıkça göstermektedir.

Son yıllarda futbolun bu evriliş sürecine baktığımızda, artık futbolun tutkunluktan başka anlamlar ve kavramlara doğru kaymakta olduğunu görürüz. Tüm dünyada yaklaşık 500 milyar dolar gibi bir büyüklüğe ulaşan bu pastadan pay almak, daha çok tanınırlık ve marka olma savaşı git gide kızışmakta olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Avrupa Futbol Sektörü’nün Büyümesi

            Ekonomik sektörler, bir ülkenin ekonomik aktivitelerinin bölündüğü alanlardır. Doğal olarak futbol da, taraftarların ya da modern futbol çerçevesinde şekillenen “müşterilerin” belirli bir miktar ücret ödeyerek seyretmek durumunda olduğu ve kulüplerin de “günümüzün süper starlarını” oynamaları için ücretlendirdiği bir ekonomik sektördür.[6]

         Kapitalist üretim sürecinde, sistemin hedeflediği karı maksimize etme güdüsü futbolda da mevcut etkinliğini sürdürmekte ve futbolu “eski kimliğinden” her geçen gün giderek uzaklaştırmaktadır.

         Endüstrinin bir alanı olarak tanımlanmaya çalışılan “endüstrileşmiş yeni futbol” için artık ideal seyirci, öncelikle kombine bilete sahip sürekli seyirci ardından da şahıs ortaklarının ya da firmaların kiraladıkları bölmelerde yani stadyum localarında karşılaşmaları izleyen seyirciler olmakta[7] coşkulu şarkılar söyleyen taraftardan yavaş yavaş uzaklaşan, gelir ve eğitim seviyesi yüksek, ürünleri satın alabilecek insanlara doğru kaymaktadır.

 Stadyumlar ve çevresi ise şirketlerce uygulanan stratejiler ile maç günleri dışında, alışveriş mekânı, spor merkezi, toplantı, konferans merkezi şeklinde faaliyet göstermesini sağlayacak türden yapılandırılmaktadır. Daha fazla seyirci, daha fazla tüketim ve eğlence, daha fazla otopark geliri elde etmek amacıyla geleceğini garanti altına almaya çalışan kulüpler tarafından stat çevresi git gide büyütülmekte, hatta önemli bir turizm alanı haline getirilmeye çalışılmaktadır.

 Yukarıda bahsedilene örnek vermek gerekirse, Chelsea’nin stadı Stamford Bridge’in sadece maç günleri ziyaret edilmediğini, stat çevresinde bulunan Chelsea Village’in haftanın diğer günleri de konuklarını ağırladığı bir turizm alanı olduğunu görürüz.[8] 

Avrupa’nın önemli futbol ligleri olan İngiltere (Premiership), Almanya (Bundesliga), İspanya(La Liga), İtalya (Serie A) ve Fransa (1.Lig) Dünya futbolunun yarattığı ekonomik gücün %65’ine sahiptir.[9] Ülkelerin kendi dinamiklerinden kaynaklanan özel yapıları, futbol kulüplerinin gelir yapılarını etkilemekte ve başarılarını da arttırmaktadır.

 Deloitte and Touche’nin futbolun mali tarafına ayna tutan 2004 tahmini raporunda sadece Avrupa’da futbol pazarının 10,4 milyar   Euro civarında bir büyüklüğe ulaştığı belirtiliyor.[10]  Aynı rapora göre, İngiltere Premiership, bir sezonda dünya genelinde en fazla geliri yaratan lig durumundadır. Premier Ligi Almanya’nın Bundesliga’sı takip etmektedir. Premier Lig ortalama seyirci sayısı bakımından, Avrupa futbolunda en iyi ortalamayı tutturan lig olmakta, en yakın rakibi Alman Bundesliga’ya % 11 gibi bir fark atmaktadır. 3. ve 4. sırayı ise yıldan yıla değişmeli olarak İtalya ve İspanya ligleri paylaşırken, Fransız ligi ortalama seyirci sayısı bakımından, bu beş büyük lig arasında sonuncu sırada yer almaktadır.[11]

Aşağıda yer alan Tablo 1’de istikrarlı bir çizgiye sahip olan İngiltere’nin önde gelen kulüplerinin seyirci ortalamaları görülmektedir.

Önde Gelen İngiliz Kulüplerinde (Ortalama) Seyirci Sayıları

Ortalama 04/05

Ortalama 03/04

Ortalama  02/03

Manchester United

67,750

67,640

67,602

Newcastle United

51,845

51,965

51,923

Manchester City

45,190

46,835

34,565

Liverpool

42,585

42,705

43,243

Chelsea

41,870

41,235

39,784

Arsenal

37,980

38,080

38,042

Aston Villa

37,355

36,625

34,975

Everton

36,835

38,835

38,491

Tottenham Hotspur

35,925

34,875

35,897

Middlesbrough

32,010

30,40

31,025

Southampton

30,610

31,700

30,680

Leeds United

29,205

36,665

39,120

Sunderland

28,820

27,120

39,698

Birmingham City

28,760

29,075

28,831

West Ham United

27,405

31,165

34,432

Wolverhampton Wanderers

26,620

28,875

25,745

Charlton Athletic

26,405

26,295

26,256

Bolton Wanderers

26,005

26,795

25,017

West Bromwich Albion

25,985

24,765

26,731

IpswichTown

25,650

24,520

25,455

Derby County

25,220

22,330

25,470

Norwich City

24,350

18,989

20,353

LeicesterCity

24,135

30,985

29,242

Crystal Palace

24,105

17,345

16,867

Nottingham Forest

23,565

24,750

24,437

Sheffield Wednesday

23,100

22,335

20,327

Blackburn Rovers

22,315

24,375

26,226

Portsmouth

20,070

20,110

18,934

Fulham

19,835

16,340

16,707

Sheffield United

19,595

21,645

18,069

(Tablo 1)

KAYNAK:  http://www.footballeconomy.com/stats/stats_att_04.htm

Tablo 1’de belirtilen sezonlarındaki, ortalama seyrici sayısının istikrarlı olması, satılan kombine bilet sayısından kaynaklanmaktadır. Bu da futbolun ne kadar çok kişinin ilgisini çektiğinin göstergesidir.

Avrupa’da futbol kulüplerinin yönetim kadrolarında hedeflenen yeni girişimler beraberinde futbolun kimliği daha da değiştirmektedir. Dijital platformun kurulmasıyla naklen yayın ve lisanslı ürünlerin satışları ile elde edilen gelirler ve daha birçok yeni bilgi ve beceri transferleriyle beraber futbol modern yöneticilerle ulusal ve uluslararası sektörde payını giderek arttırmaktadır.

Sportif Başarı ve Mali Güç

Avrupa’da ve diğer gelişmiş ülkelerde, sportif başarı ne kadar artarsa elde edilecek mali güç de tartışılmaz bir şekilde artmaktadır. Başka bir deyişle, sportif başarı olmadığı sürece mali bir güç ve mali bir başarı elde edilememektedir.

Avrupa geneline baktığımızda sportif başarı elde etmiş Juventus, Milan, Real Madrid, Bayern Münich ve Manchester United gibi futbol kulüplerinin mali yönden güçlü olduklarını görmekteyiz. Fakat burada belirtilmesi gereken önemli olgu şudur; bu sportif başarıyı tetikleyen profesyonel yönetim anlayışı ve bunun sonucunda da iyi denebilecek bir kurumsallığın mevcut bulunmasıdır.

Bugün UEFA tarafından, Şampiyonlar Ligi’ne ve UEFA’ya ülkelerin kaç takım ile katılacağı, takımların ülke puan ve katsayılarının, beş yıllık performanslar baz alınarak hesaplanmasıyla belirlenmektedir. Futbolun tam olarak endüstrileşmiş olduğu ülkelerin[12] Şampiyonlar Ligi ve UEFA’ya 7’şer takımla katılmaları aslında UEFA’nın da bu işte izlenme payına yani “reyting”’e dolayısıyla elde edilecek gelire ne kadar önem verdiğinin açık bir kanıtıdır. [13] Pazarlama stratejilerinin iyi olması sonucu yüksek reyting gelirinin elde edilmesi ise kulüplerde olması gereken profesyonel yönetim anlayışında yatmaktadır.

Yukarıda açıkladığımızın ne derecede önemli olduğunu ise UEFA’nın vermiş olduğu kararlarla pekiştirebiliriz. 1991/1992 sezonunda UEFA, sportif ve mali başarı kazanmış bir kulübün erken elenmesini önlemek için zengin kulüplerin baskısı ile bir kademe sistemi getirmiş ve büyük kulüplerin altı maç kadar ciddi bir rakiple karşılaşma olasılığını azaltmıştır. Ardından gelen 1994 ve 1996 ‘da karaları da formatı tekrardan değiştirmiş ve birinciler yanında ikincilere de katılım hakkı verilerek kupa katılımı 24 takıma çıkarılmıştır. Bunun ne kadar adaletli olduğu ise halen tartışıla gelmektedir.[14]

KULÜPLER

£ m

Liverpool

20,5

Chelsea

18,8

AC Milan

17,5

Arsenal

15,7

Lyons

13,6

Bayern Munich

12,3

Werder Bremen

11,4

Manchester United

10,9

Barcelona

10,7

PSV Eindhoven

10,5

(Tablo 2)

KAYNAK:  http://www.footballeconomy.com/stats/stats_turnover_08.htm

         Tablo 2’de 2004–2005 Şampiyonlar Ligi’nden en çok para kazanan kulüplerin ilk 10 sıralamasını görmekteyiz. İngiliz Liverpool takımı 20.5 Milyon Sterlin ile ilk sırada yer alırken Chelsea 18.8 Milan ise 17.5 Milyon Sterlin ile 2. ve 3. sıralara yerleşmektedirler. Burada değinilmesi gereken İstanbul’daki final maçını İtalyan Milan ve İngiliz Liverpool takımları oynamasına karşın bir başka İngiliz takımı Chelsea’nin en yüksek ikinci geliri elde eden takım olmasıdır. UEFA'nın televizyon yayın hakları, sponsorluklar, ve takımların ülkelerindeki izlenme oranlarıyla ölçerek belirlediği paylaşım oranları nedeniyle İngiliz takımları UEFA’dan daha fazla pay almışlardır.

         Şampiyonlar Liginde 1992–1993 senesinden 2003–2004 senesine kadar en çok para kazanan 10 kulüp ise Tablo 3’te yer almaktadır.

KULÜPLER

£ m

Bayern Munich

116.4

Real Madrid

110.3

Manchester United

110.0

Juventus

92.6

AC Milan

74.7

Arsenal

69.8

Barcelona

69.1

Bayer Leverkusen

68.4

Borussia Dortmund

59.7

Lyon

54.1

(Tablo 3)

Kaynak: http://www.footballeconomy.com/stats/stats_turnover_08.htm

         Daha önce de belirttiğim gibi, Bayern Munich, Real Madrid ve Manchester United gibi mali yönden başarı elde etmiş takımların mali yapıya kaynak aktarımı gerçekleştirmelerinin iyi denebilecek bir idari mekanizma ve kurumsallık ile mevcut olduğunu görmekteyiz.

         En zengin 15 dünya futbol takımlarının sıralamasını Tablo 4 vermektedir.

Sıra

Takım

Ülke

Değeri

1

Manchester United

İngiltere

1.19 Milyar $

2

Juventus

İtalya

828 Milyon $

3

AC Milan

İtalya

759 Milyon $

4

Real Madrid

İspanya

751 Milyon $

5

Bayern Munich

Almanya

617 Milyon $

6

Internazionale

İtalya

558 Milyon $

7

Arsenal

İngiltere

482 Milyon $

8

Liverpool

İngiltere

447 Milyon $

9

Newcastle United

İngiltere

398 Milyon $

10

Borussia Dortmund

Almanya

355 Milyon $

11

Barcelona

İspanya

345 Milyon $

12

Schalke 04

Almanya

340 Milyon $

13

Chelsea

İngiltere

339 Milyon $

14

AS Roma

İtalya

304 Milyon $

15

Tottenham Hotspur

İngiltere

275 milyon $

(Tablo 4)

KAYNAK: http://www.ntvmsnbc.com/news/263525.asp#BODY

Futbol kulübünün sportif başarıları parasallaştırarak, buradan mali yapıya kaynak tedariki sağlamasının tersine işlemesine dair verilebilecek örneklerden biri Galatasaray’dır. Galatasaray’ın 2000 yılında önce Arsenal’i yenerek UEFA Kupasını ardından da Real Madrid’i yenerek Süper Kupayı kazanması ile sportif anlamda zirveye erişti. Sportif başarının mali başarıya dönüştürülememesi ise Galatasaray’daki yönetimsel hataların açık bir göstergesidir. Galatasaray, Süper Kupa’yı alarak markasının tanınırlık oranını dünya standartlarına çıkartma şansına sahip iken yeşil sahalarda elde edilen başarı, saha dışında yakalanamadığı için markanın değeri gittikçe düşmüş ve arzu edilen düzeyde gelir elde edilememiştir.

Galatasaray’ın Süper Kupa’yı kazandığı dönemdeki durumunu incelersek, o dönemde yoğun bir borçlanmayla bu zaferi karşıladığını görürüz. Daha sonraki dönemlerdeki tablo ise şöyledir; borçların ödenmesinde yaşadığı kriz ve UEFA Kriterlerini sağlama amacına uygun hareket etme doğrultusunda zorunlu küçülmesi, ardından Lucescu döneminde sağlanan sportif başarı karşısında mali başarının sağlanamaması ve Fatih Terim zamanında da yönetimde profesyonellikten mahrum olma sonucu yapılan toplam 25 Milyarlık transfer harcamalarından gelir elde ediminin de olmamasıdır. Kısacası etkili bir yönetimi öngören profesyonellik anlayışının, Süper Kupa kazanımı ile birlikte gelişmesi gerekmekteyken Galatasaray’daki bir dizi yönetimsel hatalar bunu sekteye uğratmıştır. [15]

         Türk futbolu genelinde var olan modern işletme yönetiminin olamaması, Türk futbolunun en aksak yanını açığa vurmaktadır. Bu aksak yanları çeşitli sebeplere bağlı olmakta ve hukuki alt yapının sağlam olmamasından ötürü çözümü zorlaşmaktadır.

 

 

 

Dernek Kültüründen Şirket Kültürüne

             Türk futbol sektöründe, dernek statüsü konumunda olmak büyük bir sorunu da beraberinde getirmektedir. Bunu açıklamak için Dernekler Kanunu’nun birkaç maddesini gözden geçireceğiz.

Dernekler Kanunu’nun 2. maddesindeki tanıma göre, dernekler, kazanç paylaşma dışında kanunlarca yasaklanmamış belirli bir gayeyi gerçekleştirmek üzere en az yedi kişinin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmeleri suretiyle oluşturdukları kurumlar olarak tanınmışlardır. [16]

         Derneklerin kazanç paylaşma esasına göre kurulamayacağı, Dernekler Kanunu’nda yer alan ayrı bir hükümdür. Derneklerin faaliyetlerini sürdürmeleri için sınırlı da olsa kazanç doğurucu faaliyetlerde bulunmalarına izin verilmiş fakat “derneğin asıl amacı gelir elde etme ve kazanç paylaştırmak olmamalı” hükmü de açıkça kanunda belirtilmiştir. [17]

Türkiye’de futbol kulüplerinin dernek statüsünden şirketleşmeye doğru kaymaları ile beraberinde çeşitli vergi yükleri ile karşılaşmaları ayrıca siyasetle iç içe ilişkileri, dernek kültüründen Türk futbol sektörünün kopamayışın en makul açıklamasıdır. 

Dernek konumunda faaliyetlerini sürdüren bir futbol kulübü ile anonim şirket statüsünde faaliyette bulunan spor kulübü arasındaki vergi avantajından kaynaklanan ve dernek statüsündeki kulüpler lehine olan rekabet eşitsizliği gitgide büyümektedir.

         Endüstriyel futbolun içinde bulunduğu önemli kriz olan ve sadece Türkiye’de değil Avrupa’nın da pek çok kulübünde bulunan gelir ile giderlerini dengelenememesi, yönetimin sağlam olamayışı ve “babadan kalma” yöntemler ile modern piyasanın dışında kalması, mali olarak kulüplerimizin sağlam olamayışını göstermektedir.

         İşte bu noktada şirketleşme ve halka açılma Türk kulüplerine, karşılaştıkları olumsuzlukları bertaraf etmek için faydalar sağlayabilmektedir. Bu faydalar şöyle sıralanabilir;[18]

-          Şirketlere fon sağlaması

-          Şirket hisselerinin pazar değerinin tespiti

-          Kurumsallaşma ve profesyonelleşme

-          Reklâm ve tanınma

-          Finansal yönetim güçlenmesi.

         Günümüzde her kulüpte, yönetici kadrosundaki kişiler, ek bir uğraş halindedirler. Halka açılma ile şirketleşme beraberinde yönetimin revize edilmesi ve yeniden oluşturulması açısından avantaj yaratacak ve profesyonel futbol kulübü yönetmenliğini doğuracaktır.

         Bir diğer avantaja geçersek, halka açılma ile elde edilen gelir stadyum ve çevresinin yeniden inşaası için mali kolaylık getirecektir. Chelsea ve Manchester United’ın stadında olduğu gibi, stat ve çevre alan projesi ile sadece maç günleri değil aynı zamanda haftanın diğer günleri de gelir elde edilebilir.

         Sermaye piyasaları ekonomiye uzun vadeli kaynak sağlamada önemli roller üstlenen piyasalardır. Bu bağlamda diğer ekonomik avantaj ise halkın futbola olan tutkusu, futbolun halka açılması ile sermaye piyasalarına paralel kayan bir ilgi yaratacaktır.

Dünya genelinde halka açılmanın temel örneği İngiltere liginde görülmektedir. Bugün futbolun İngiltere’deki 21.yy’ın başlarındaki görünümü 19.yy’ın ortalarında devlet okullarında başlayan futboldan oldukça uzak kalmaktadır.[19] İngiltere’de toplam 26 adet futbol kulübünün hisse senedi, borsada işlem görmekte diğer Avrupa ülkeleri futbol kulüpleri de İngiltere’yi örnek alarak pazar içindeki rekabette ayakta durma amacıyla girişimlerini sürdürmektedirler. 

         İngiltere’de Manchester United, sportif ve paralelinde gelişen mali başarı ile birçok Avrupa Kulübünün önünde yer almaktadır. 252 Milyon Euro’ya varan gelirleri ile oldukça büyük bir şirket olan Manchester United, sportif bir organizasyondan gitgide ekonomik bir örgüt halini almıştır.

         Gerek oyuncusuna, gerek taraftarına, gerekse hissedarına güven veren istikrarlı bir yapıya sahip olması, varlıklarını işletmesi, alt yapıya önem vermesi, futbolcu ticaretinden ciddi gelir elde etmesi, kısa süreli hedeflerden ziyade uzun süreli başarıların peşinden koşması, anahtar sponsorlarla stratejik ortaklıklar kurması ve sürekli başarısı ile dünyanın her kulübü açısından ideal bir profil çizmektedir. Kulübün Londra Borsasında işlem gören bir hissesinin fiyatı 285 Sterlin dolaylarında seyretmektedir.[20]    

 

Sonuç ve Değerlendirme

Futbol artık günümüzde, eski kimliğini kaybetmiş küresel ekonomik bir hadise olarak karşımıza çıkmakta, devleşen futbol kulüpleri şirket kimliğine bürünmekte ve seyirciler de müşteriye dönüşmektedir. Ülkeler arasındaki sportif ve mali başarı ise git gide dengesizleşmekte, yetenekli oyuncuları takım içinde tutmak ve iyi bir futbol seyri sunabilmek için kulüplerce büyük yatırımlar yapmak gerekmektedir.

 Bugün Türk futbolunun yönetimindeki aksaklıklara, özellikle de dernek statüsünde olma sorununun çözümüne bilimsel düzeyde yaklaşılmaması, Türkiye’nin Avrupa Futbol sektörü ile rekabet düzeyini gittikçe geriletmektedir. Türk futbol kulüplerinin dernek statüsünden çıkarılarak özel bir idari yapılanmaya gitmesi ve kulüplerinin sportif başarılarını parasallaştırarak, buradan mali yapıya kaynak tedariki sağlaması ne yazık ki sermaye birikiminin yetersiz olduğu, her 5 senede bir kriz ile karşılaşılan ülkemizde oldukça zordur.

Ayrıca futbolda öncü olmuş ve futbol sektörünün endüstri haline gelmiş ülkelerinin yani Avrupa kulüplerinin UEFA tarafından yüksek kotalarla ödüllendirilmesi (Şampiyonlar Ligi ve UEFA’ya daha fazla takım ile katılış)  Avrupa futbol liglerinde sadece ilk 3 takımda değil tüm ligde bir rekabet yaratırken, ülkemizde bu kotanın düşük olması ligin ortalarında yer alan takımların hedefsiz kalmasına ve “üç büyükler” tarafından oluşan “triopol yapının” gitgide baskın hale gelmesine yol açmaktadır.  Triopol yapı sonucu futbol maçlarını endüstrileşmiş İngiltere ile kıyaslandığında 3 kat daha az seyirci tribünlere çekilmekte ve Anadolu takımlarının taraftarlarının kendi takımlarının şampiyon olma ihtimallerini düşünememelerine yol açmaktadır. Elbette ki bu durum mevcut altyapısı, güvenliği, pazarlaması ve yönetimi iyi olan İngiltere ile kıyaslanmayacak niteliktedir, fakat en azından rekabetin Türk futbolu içinde yer almadığını göstermektedir.

Türk futbolunda 1959 yılında yapılmış olan birinci profesyonelleşmenin sektörün endüstrileşmesiyle miladını doldurması ve yetersiz kalması “artık”  ikinci bir “profesyonelleşmeyi” gerektirmektedir.

Son derecede büyük bir mali güce sahip olan futbolun ekonomiye ülkemizce kazandırılması oldukça faydalı olacaktır. Bu yüzden siyasal iktidarın, futbol federasyonunun, futbol kulüpleri yöneticilerin ve medyanın dörtlü ittifakının kırılması gerekmektedir. Bu ittifakın kırılarak getireceği profesyonelleşme ve eşit kaynak dağılımı futbolumuzu daha adil ve başarılı yapacaktır.  

 

Kaynaklar:

- AKŞAR, Tuğrul, Endüstriyel Futbol, 1. Baskı, İstanbul: Literatür Yayınevi, 2005.

- AKŞAR, Tuğrul, Futbol A.Ş., http://www.ntvmsnbc.com/news/252024.asp

- AKŞAR,Tuğrul, Avrupa Futbol Sektörünün Finansal Analizi http://www.fesam.org/uzman/ta009.php

-“Branding, Sponsorship and Commerce in Football”, Sir Norman Chester Centre For Football Research, University of Leicester,2002

- EGEMENLİOĞLU, Yusuf ,Gol Atan Galip, http://cgdbursa.org/cagdas200310icerik.asp?Artid=16

- MERİH, Kutlu, Futbol Kulüplerinin Küreselleşmesi, http://www.fesam.org/uzman/km006.php

-PALACIOS-HUERTA, Ignacio, Structural Breaks During a Century of the World’s Most Popular Sport,Statistical Methods and Applications,  2004

- ŞAFAK, B.S., Futbol Şirketlerinin Halka Arzı, SPK Yeterlilik Etüdü,1999

- Vakıflar Kanunu ile İlgili Mevzuat, Kanun Metinleri Dizisi 8, Der:Serhat Yener, 2004

http://www.ntvmsnbc.com/news/263525.asp#BODY

http://www.footballeconomy.com/stats/stats_turnover_08.htm

http://www.footballeconomy.com/stats/stats_att_04.htm


 

1] Ar. Gör. Özge GÖKDEMİR, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü, İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Anabilim Dalı.

[2] Burada örnek olarak Real Madrid takımını verebiliriz. Futbol dünyasının pek çok yıldızını kadrosunda bulundurmasına rağmen İspanya Liginde ve Şampiyonlar liginde zaman zaman bekleneni verememesine karşın pazarlamanın iyi yapılmasının dolayı forma satışları yüksek seviyelerde olmaktadır.

[3] Tuğrul AKŞAR, Endüstriyel Futbol, 1. Baskı, İstanbul: Literatür Yayınevi, 2005, s.3–4

[4] Ignacio Palacios-Huerta, “Structural Breaks During a Century of the World’s Most Popular Sport”  Statistical Methods and Applications, Vol.13. Number 2,  2004,s.243

[5] Dijital yayın anlaşmalarından elde edilen gelirlerde düşüşler gözlenmekte ve yeterli reklâm geliri elde edilmemesi ve şifreli yayın abone sayısında yeterli ölçeğe ulaşılmaması sonucu yayıncı kuruluşlar açısından sıkıntılar yaratmaktadır. Yapılan araştırmalar sektörde bir krizin yaşandığına odaklanmaktadır.  Araştırmalar şunu göstermektedir, dünya genelinde büyük ihalelerle naklen yayın hakkını alan şirketler, ilerleyen sene ekonomik bir krizle karşı karşıya kalmaktadırlar. Alman Kirch grubu, İngiliz ITV grubu buna örnek verilebilir. Aslında bu duruma Türkiye’de de rastlamaktayız. Örnek olarak CINE5 ve TELEON kanallarının mevcut durumları. Ama yine de dijital yayın anlaşmalarından sağlanan gelir klüpler açısından göz ardı edilemeyecek düzeylerdedir.

[6]Kutlu Merih, “Futbolun Kürselleşmesi”, http://www.fesam.org/uzman/km006.php (12.06.2005)

[7] Tuğrul Akşar, “Futbol A.Ş.”, Çevirim içi http://www.ntvmsnbc.com/news/252024.asp (15.06.2005)

[8] Ülkemizde ise en yeni, en konforlu ve potansiyel alan olarak Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı standartlara en yakın alandır.

[9] Tuğrul Akşar, “Avrupa Futbol Sektörünün Finansal Analizi”, Futbol Ekonomisi Stratejik Araştırma Merkezi,  http://www.fesam.org/uzman/ta009.php (12.06.2005)

[10] Akşar, Endüstriyel.., a.g.e., s. 146

[11] a.g.e, s.146-147

[12]Bu takımlar İngiltere, İspanya ve İtalya ülkelerindendir.

[13] Tuğrul Akşar, Endüstiyel..., s.101

[14] a.g.e

[15] Yukarıdaki açıklamaya ekleyeceğim küçük bir not ise gayet şaşırtıcı gelecektir, Avrupa ve dünyada en çok bilinen Türk takımı/markası olan Galatasaray'ın, UEFA ve Süper Kupa'yı aldığı sene satmış olduğu forma sayısının, aynı yıl Fenerbahçe'nin satmış olduğu forma sayısı ile aynı olmaktadır.  Bkz: Yusuf  Egemenoğlu, “Gol Atan Galip”, http://cgdbursa.org/cagdas200310icerik.asp?Artid=16 (12.06.2005)

[16]Vakıflar Kanunu ile İlgili Mevzuat, Kanun Metinleri Dizisi 8, Der:Serhat Yener, Ankara, Seçkin Yayınevi, 2004, s.31-32

[17] a.g.e

[18] B.S.Şafak, Futbol Şirketlerinin Halka Arzı, SPK Yeterlilik Etüdü,1999

[19]Branding,Sponsorship and Commerce in Football”, Sir Norman Chester Centre For Football Research,2002

[20] Mancester United, taraftarın tüm tepkisine rağmen, son olarak Mayıs 2005’te Malcolm Glazer’in, Manchaster United’daki hissesini yüzde 75’in üzerine çıkararak el değiştirmiştir.

  



MArt 2006